Dünyanın her yerinde, aynı popülerlikle yıllardır varlığını sürdüren bir tirat vardır...

En bilindik Türkçe formuyla ‘’Olmak ya da olmamak’’.

Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirisi ile ‘’ Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu’’.

Üstad Can Yücel’in uyarlaması ile ‘’Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin’’?

1599 ile 1601 yılları arasında Shakespeare tarafından yazılan bu oyunda Shakespeare oyunun üçüncü perdesinde Hamlet’e söyletmişti bu tiradı...  Ortalama olarak 420 sene geçmesine rağmen dimağımızdan silinmeyen, her döneme rahatlıkla uyabilen, geçerliliğini asla kaybetmeyecek bir tirat...

Peki hayat sadece var olmak mı? Var olan bir insan, yaşıyor mu demek? Nefes almak, dünyada yer kaplamak, yemek, içmek, tüketmek yaşamak mı, yoksa dünyada var olmak mı?

‘’Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’’ demişti Adsız Yazıcı; nam-ı diğer Nazım Hikmet...

Demek ki bir fark olmalı yaşamak ile var olmak arasında. Fiziken bu dünyayı doldurup, hayat boyunca somut bir üretim ortaya koyamamak, insanlığa faydalı olamamak, bir fikir, ürün, ortaya çıkaramadan hayata gözleri yummak, bu dünyadan bir seyirci olarak ayrılmak, yaşadığımız evrene bir ihanet değil midir?

Alıntısı ile başladığımız Shakespeare; ‘’Size Nasıl Geliyorsa’’ adlı komedisinde insanların dünyaya geliş amaçlarını ve sahip olduğu rolleri açıklamamış mıydı?

“Bütün dünya bir sahnedir,

Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu;

girerler, çıkarlar.

Bir kişi birçok rolü birden oynar.

Bu oyun insanın yedi çağıdır.”

 

İşte yine, yaklaşık 420 sene öncesinde Shakespeare, dünyanın geçiciliğini gözler önüne serip hayata geliş unvanlarımızın geçici süreliğine sahip olduğumuz roller olduğunu belirtti. Bu nefes alış, veriş savaşının bitmek bilmeyen bir işkence olduğu, hayat gözler önünden film şeridi gibi geçene dek sahne tozu yutacağımız ve en son seyircilere saygı dolu bir selamlama verip yerimizi yeni gelen aktör/aktrislere bırakacağımız yüzyıllar önce İngiliz Edebiyatı’nda yer buldu...

Bu gelip geçici oyunculuk yıllarınızda, hiç durup kendinizi sorguladınız mı? Yaşıyor muyuz yoksa var mı oluyoruz? Geçici oyunculuk yıllarınızı varolup geçiriyorsanız; oyun bitip, perde kapandığında geriye dönüp gurur duyacağınız hiçbir şey bırakmamışsınızdır demek.

Ve ne yazık ki dünyamızda birçok kişi; yaşadığını düşünürken aslında sadece bu dünyada yer kaplıyor.

 

 

Yurtdışında bir kuruluşun  ‘’Yaşlılık’’ hakkında yapmış olduğu tanımı Türkiye’ye uyarlamak zor olmasa gerek.

Bir insan;

  1. Konfor alanının dışına çıkmıyorsa
  2. Yeni bilgiler öğrenmiyorsa
  3. Şaşırmıyorsa
  4. Çoğu bilgiyi halihazırda bildiğini düşünüyorsa
  5. Merak etmiyorsa
  6. Keşfetmiyorsa
  7. Geçmişte, anılarında yaşıyor ve sürekli eskileri tekrar ediyorsa YAŞLIDIR.

 

Yaşlı olmak her 365 gün 6 saatte bir yaş almak değil. Saç ve sakalın beyazlaması, vücudun buruşması değil; öğrenmemek, sorgulamamak, araştırmamak, ve keşfetmemektir.

Var olmak yaşlandırır. Yaşamak ise genç tutar.

Var olmak yerinde saydırır, yaşamak ise ileriye adım attırır.

Var olmak bilgisizleştirir, yaşamak aydınlatır...

 

Oscar Wilde yıllar öncesinde sarfettiği sözlerle bu durumu özetlemişti; ‘’Yaşamak çok nadir görülen bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.’’

 

Dünya sadece var olmak için çok büyük bir gezegen... Araştırmalı, sorgulamalı, okumalı ve de yaşamalıyız. Bütün dünya bir sahnedir ve bu sahnede var olmak bizlere alkış getirmez. Bu oyun insanın yedi çağıdır; yaşamalı, yaşatmalı ve perde kapandığında ayakta alkışlanmalıyız...