Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ilginç bir insan…

Ama kitap gibi de bir adam…!

Kendisinin Afet Yönetimi isimli önemli bir kitabı var. Bu kitapta “Beklenilmeyeni beklemek, en kötüsünü yönetmek” gibi hayli iddialı sözler de yer alıyor. Uzmanı olduğu alanda bildiklerini saklamıyor, sesini de çıkarıyor her zaman…

Zaten bir bilim adamı olan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun adı artık ülkemizde “Meteoroloji ve Afet Yönetim Profesörü” olarak da biliniyor.

1961 Yılında Maçka’da doğan bu ilginç bilim adamı, son dönemlerdeki anlamlı açıklamaları ve ses getiren yazıları-sözleri ile de giderek daha çok tanınmaya başlandı. Türkiye gibi bir deprem ülkesinde; bir afet durumunda ayakta kalabilmek-yıkılmamak için çeşitli görüş ve önerilerini kamuoyu ile paylaşan Kadıoğlu Hoca, verdiği seminerler ile yazdığı kitaplarla da yol gösterici aydın kimliğini fazlasıyla hak ediyor.

Meteoroloji, iklim değişikliği, kuraklık ve tarım gibi konularda da söyleyecek çok şeyi olan bu kitap gibi adamın, deprem konusunda sıra dışı görüş ve önerileri de bulunuyor.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; deprem kapıda…

Her an, her şey olabilir yaşadığımız coğrafyada… Pazartesi günü Akdeniz’de meydana gelen 5,0’lık deprem, bölgede biraz tedirginlik yaratsa da, aradaki uzaklık nedeniyle yaşadığımız kentte  hiç tepki yaratmadı bugünlerde…

Ama ya yarın..!

Yarın belki de bugündür artık…

BEKLENİLMEYENİ  BEKLEMEK,  EN KÖTÜYÜ  YÖNETMEK

Bu yazımda; Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun yine olası bir deprem sonrasında yaşanacakları anlattığı, ama öncesinde de yapılabilecek şeyleri-alınacak tedbirleri de hatırlattığı bir yazısını paylaşmak istiyorum sizlerle…

Bursa’daki mevcut Belediye Başkanlarına da çağrışım yaratması dileği ile…!

Bugüne dek afetlere hazırlık konusunda çok şeyler yapıldığını ancak Marmara, Simav ve Van’da yaşanan son depremlerde de görüldüğü gibi: yapılanların yetersiz olduğunun altını çizen Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun “Velev ki Belediye Başkanı oldum” başlıklı yazısını dikkatlerinize sunuyorum.

Kendimizde de bir empati yaratması talebi içinde, Kadıoğlu Hoca’nın önerilerini sıralıyorum şimdi…

Ben bir Belediye Başkanı olsaydım; etkin ve bilimsel afet yönetimi için öncelikle afetlere hazırlık aşamasını ilçelerden, bireyden ve evden başlatırdım.Ve öncelik sıralamasına göre şu önlemleri alırdım:

-Fay hatlarına ve zemine asla takılı kalmazdım. İyimser söylemlere aldanmaz, en kötü olasılığa göre hazırlanırdım. Şakşakçılardan, kurumsal milliyetçilikten ve körlükten kaçınırdım.

-Şatafatlı fakat atıl arama- kurtarma ekipleri kurmak yerine, afetlere müdahale için itfaiyeye ve gönüllülere yatırım yapardım. Ülkemizde akreditasyon sağlayacak İtfaiye Genel Müdürlüğü kurulmasına çalışırdım. Afet planlarını sadece binaların yıkılma riskine göre değil, yangın ve tahliyeyi de dikkate alarak yapardım. Afet anında su kesintisi ve yolların tıkanmasını göz önüne alarak, yangınlara karşı parklarda bulunan su tanklarını depreme dayanıklı hale getirirdim.

-Güvenli yaşamı öğreten müze, ilkyardım ve yangın eğitimleri veren Afet Üsleri kurardım. Afet sonrasında kendi kendine yetebilmesi için vatandaşlarıma eğitimler verirdim. Eğitimlerini eksiksiz tamamlayanlara; bedelsiz ilkyardım çantası, duman dedektörü ve yangın söndürücü dağıtırdım.

-Tüm Belediye binalarını; tansiyon ölçme aletinden - acil sağlık müdahale setine dek temel sağlık malzemeleriyle donatırdım.

-Yerel Afet Gönüllülüğünü (YAG) teşvik eder, öncelikle istekli olanlar ve kendi aralarında organizeyi sağlamış site-sokak ve mahalleli için gerekli eğitimi sunar, malzeme bulmaları için yardımcı olurdum.

-Belediye binalarının, parkların, salonların ve okulların afet anında geçici sığınma olarak kullanılacağını hesap ederek, buralarda en az 3 günlük ihtiyacı karşılayacak temel gıda ve sağlık malzemeleri depolardım.

-Afetten hemen sonra; oluşacak enkazı nereye dökeceğimi, yaralıları nerede toplayacağımı, yardımları nerede depolayıp dağıtacağımı ve barınma olanaklarını şimdiden belirleyip planlardım.

-Afet anında GSM hatlarının susacağını ve sistemin çökeceğini hesap ederek Japonya örneğinde olduğu gibi: 171 Sesli Mesaj Servisine benzer sistemin GSM şirketlerince kurulması için çalışırdım.

-Bitişik nizamdan vazgeçip, zemine uygun bina yapılmasını sağlardım. Ayrıca sağlam zemin diye ormanlara- su havzalarına çürük bina yapmak isteyen açıkgözleri engellerdim.

-Bir Belediye Başkanı olarak ben asla “Bunlar benim işim değil” demez ve 5393 sayılı Belediye kanununun bunları yapmak için beni görevlendirdiğini hiç aklımdan çıkarmazdım.”

 

                                                                     

ÖZLÜ SÖZLER: Başlangıç aşamasında işe yarayabilecek en güzel slogan : Büyük düşün, küçük adımlarla başla…(Ernst&Young)

 İnegöl’e 25 kişilik arama kurtarma ekibi

Biliyoruz ki;17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen ve binlerce insanımızın yaşamına mal olan Gölcük depremi sonrasında; birçok belediye depreme hazırlık amacıyla bazı oluşumlar gerçekleştirmişti. Arama kurtarma ekiplerinden- mahalle merkezlerine konan teçhizat konteynırlarına, toplanma alanlarından- ilk yardım noktalarına dek birçok şey planlanmıştı.

Ama sonra ne oldu..?

Hepsi unutuldu gitti. Birçok toplanma alanı, bina oldu hatta… Deprem konteynırlarına ve içlerindeki teçhizatlara ne olduğu meçhul tabii ki…

Fakat bu işin peşini bırakmayan belediyelerden biri de İnegöl Belediyesi oldu galiba… Başkan Alper Taban’ın açıklamasına göre; ilçede gönüllü vatandaşlardan oluşacak 25 kişilik profesyonel bir arama kurtarma ekibi kurulacak.

İsteklilerin 14-23 Ekim tarihlerinde Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’ne başvurmalarını isteyen belediye yetkilileri, iyi bir eğitim sonrasında ilçede önemli afetlerde görev yapacak bir arama kurtarma ekibi oluşacağını belirttiler.

İyi bir gelişme bu…Ama 25 kişi yeterli mi..?

Tartışılabilir tabii ki İnegöl’ün nüfusunu göz önüne aldığımızda…

Ama yine de bir başlangıçtır ve bu oluşumun diğer Bursa belediyelerine örnek olmasını bekliyorum. 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------