.

Andrey Tarkovski: “Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin”
Merhaba değerli okuyucu insanın kendi geçmiş duygularından arda kalan somut şeylere erişmesi, tam olarak ifade edemediğim cinsten bir duygu ve içinde büyük bir heyecan barındıran bir durum. Eskiden beri yazmış olduğum şiirlerimi tekrar gözden geçirdim bugün. Kimi zaman on sene öncesine gittim yani 16 yaşıma… O, hayatı kendi duygularından ibaret zanneden, hayattaki güzel şeyler karşında hemen büyülenip onlara büyük bir parlaklıkla bakabilen, acı ve hüzün barındıran küçük meseleler için bile inanılmaz derecede hayal kırıklığına uğrayıp, derhal acıya gömülebilen bir kızdı. Hayatın rutin işleyişi karşısında bir şeyleri kendi algısına göre biçimlendirip en uç duyguları yaşayabilen o genç kızı yüreğini açarken buldum bugün ve ona gülümseyip sarılabildim sadece, soyut bir şekilde… Ne tuhaf insanın eski beniyle tekrardan karşılaşıp, eski benine dair veriler bulması. İnsan hafızası, bilinci ve bilinçaltı ayrı bir unsur. Hatırlamak ki, zihnin derininde bir yerlerde bekleyen eski bir yaşantıyı kendi içindeki anına serer, gücü yettiğince... Dile geldiği gibi hatırlamak; bilindik bir hadisedir fakat eski yaşantına dair bir şeyi okumak paha biçilemez bir olgudur, bunu da kendi kendimle zaman geçirirken keşfettim.  Bugünlere; hislerimle, duygularımla, olduğum gibi aklımla değil de daha çok kalbimle yaşayarak geldim. Doğrudur, yanlıştır bilinmez. Olması gerektiği gibi yaşamak zor zanaat! (Yani bu belki de benim için öyle.) Demek istediğim o ki, aslında bu yaşantı bana akıllıca bir şeyler sunmuş farkında olmadan.
 Şiirsel sinemanın önde gelen isimlerinden biri olan Tarkovski’nin : “Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin” ifadesi sizin de ön göreceğiniz gibi tüm insanlığın yararına olan akıllıca bir tavsiyedir. Bu yazıyı ilk okuduğumda “evet” dedim, “buna yaşarken çok ihtiyacımız olacak.” Neden? Değerli yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Yıldızlar birbirleriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz “ deyimiyle aktarmak istediği gibi, kişinin her konuda herkesle tam olarak uyuşması mümkün değildir. Bu imkansızlık, bireyi zaman zaman yalnızlaştırıp kendi iç dünyasına iter. “Yalnızlık” kulağa genel olarak hoş gelmemekle birlikte her insanda farklı etkiler uyandırır. Kiminde umutsuzluğu besler yalnızlık; konuşup, anlaşabileceğin seni tamamlayabilecek kişinin asla gelmeyecek olması ihtimaline eş bir umutsuzluk…


Kendine acıdığın ve hayata olan öfkeni besleyen bir yalnızlıktır bu. Yalnızlığın bir diğer yansıması onu tehlikeli gören birey için; kendini kocaman sahte kalabalıkların, samimiyetsiz yaklaşımlarıyla anlık olarak uyuşturma şeklidir. Kiminde öylece dümdüz kendi koynunda acı beslemektir, tepkisizliktir. Yalnızlığın ufku çok geniştir! Kimine göre de “özgürlüktür” yalnızlık. Bendeki etkisi de buydu…


Kalbimi ve hislerimi dinlemenin bir sonucu olarak ortaya çıktı bu durum. Sanırım daha on yaşındaydım akşam;  o eski içimizi ısıtan akşamlardan biriydi. Beyaz florasan lamba; net bir beyazlık altında ailecek hep birlikteydik, çaylar demlenmiş, içiliyordu televizyon karşısında. Elimde koyu turuncu siyah sprelli kareli bir defter vardı. Sayfalarının yarısı ablam tarafından kullanılmış daha sonra önemsiz sayıldığı için bana verilmiş bir defter. İlk şiirimi o gün bir anda yazmaya başladım. Karşımda televizyon izleyen anneme yazmıştım ilkyazımı... Anımsadığım kadarıyla içeriğinde “Her gün arıyorum seni biraz biraz, sensiz olamadım annem” diye yazıyordu.  Karşımda etiyle kemiğiyle duran benim için muazzam bir varlığın bir anlık yokluğunu düşünmek o an ki çocuk kalbimle bunları yazdırmıştı bana. Babam okuduğunda gözleri dolmuştu, hiç unutmam. Böylece on yaşında bir çocuk olarak ilk şiirimi yazmış bulundum. O gün bir anda oluşan dogmatik bir icraat, daha sonraları yalnızlığımda sığınabileceğim bir mesken olmuştu bana. Resim yapmayı da çok severim daha önceki yazılarımda hatırlarsanız. Benim için yalnızlık resim yapmak, şiir yazmak ve müzik dinlemekti genel bir ifadeyle. Yani özgürlüğe açılan bir pencere gibi kullandım yalnızlığımı. Ya da özgürlük olarak nitelendirdiğim bu eylemler yalnızlık denen olguya bambaşka bir anlam kazandırdı diyebilirim. Kalbimden geçenleri bütün şeffaflığı ile bir şekilde ifade etmek için kullandığım bu aracıların bana kazandırdığı mükemmel güce, bir bakın istedim. Oysaki ben fark etmeden sadece kalbimi ortaya koyarak; kendimi kendimle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacak bir şekilde yetiştirmişim. Ve son olarak şunu da ekleyebilirim ki kendi kendinizle iyi zaman geçirdiğinizde en cesur siz oluyorsunuz. Sevmekse sevmek, vazgeçmekse vazgeçmek! Hayattaki seçimlerinizi belirleyen bu iki önemli kavramı en doğru biçimde korkusuzca yerine getirebiliyorsunuz.