Tanzimat döneminden beri süregelen Batılılaşma serüveninin günümüzde devam etmesi ne kadar da trajikomik. Araba Sevdası kitabında betimlenen insan figürlerine günümüzde rastlamak; çağın ne kadar gelişirse gelişsin, insan profilinin benzer kaldığının bir göstergesi.

Geçmiş ile bugün arasındaki tek fark, günümüzde ABD özentiliğinin yaygınlaşması.

Sorumuzu soralım; Batılılaşmak nedir? Modern ülkelerin uzmanlaştığı alanları ülkemizde uygulamak mı? Mustafa Kemal Atatürk’ün reform hareketlerinde uyguladığı yolu seçip; Medeni Hukuk’u İsviçre’den, Ceza Yasası’nı İtalya’dan, İdare Hukuku’nu Fransa’dan, Ceza Yargılaması Hukuku’nu Almanya’dan alıp ülkemize adapte etmek mi? Yoksa dış görünüş, hal, tavır olarak onlara benzerlik göstermeye çalışmak mı?

Sorunun cevabını her okuyucu tahmin ediyor olsa gerek. Yanlış anlaşışmaların yaygın olduğu ülkemizde, Batılılaşma da süregelen bir hatadır.

Batı’yı kopyalamak, onlar gibi davranmak, kılık kıyafet olarak onlara benzemeye çalışmak ülkemizdeki en yaygın ve de en acınası durumlardan birisi.

Ömer Zülfü Livaneli, Sevdalım Hayat kitabında çok güzel bir şekilde, bu durumu anılarıyla özetliyor. Daha Almanya’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye vize zorunluluğu getirmediği yıllarda, Avrupa’ya gidiş hikayesini anlatan bölümde, birçok Türk vatandaşının paralı turist gibi gözükmek için baloya gider gibi giyinmişti. Saçları biryantinli, üstlerinde lacivert takım elbiseler. Ancak Livaneli ve bir diğer Türk grup ise, uykudan yeni kalkmış, üzerlerinde pijamayla sınırda pasaport kontrolünde idiler.

Tüm lacivert takımlı, kendisi gibi giyinmemiş kişiler trenden indirilmiş ve ülkeye sokulmamış, kendi gibi  davranan, yapmacık olmayan kişiler ise Almanya sınırından geçmişti.

Livaneli’nin bu konu hakkında kendi öz düşünceleri ise;
‘’Daha sonra bu sahneyi çok düşündüm. Bizim Batılı olma yolundaki ki yüz yılı aşkın serüvenimizin özeti gibiydi her şey. Batı’yı giysilerle, yaşam biçimiyle taklit ederek Batılı olunamayacağını kavrayamamış mıydık acaba? Polisi beklemeyen ben, pijamayla uyuduğum için, yani kendim olduğum için Almanya’ya girmiştim. Ama onların giysilerine bürünerek hazırlanan ve Batılı’nın gözüne girmeye çalışan adamlar her şeyi yitirmişti’’

 

Çevremize bir göz atalım. Bu yapıda insanları hala görmüyor muyuz? Yanlış Batılılaşmayı anlatan Araba Sevdası kitabında da benzer kişiler sarkastik bir şekilde yerilmişti. Demek ki, ülkeler, hükümetler, yönetim şekilleri değişmekte, insanların mantalitesi hep sabit kalmaktaydı.

Şu kısacık dünyada her geçem gün ileriye yönelik bir adım atmalı insan. Aydınlanma adına atılan adımlar ise taklit ve kopya üzerine değil, mantık, bilim ve sanat üzerine olmalı.

Dış görünüş taklidi ile ilerlenen yol bizlere ‘Ye kürküm ye’ düşüncesini pekiştirmekten başka bir somut dönüt sağlamayacak.

Özünü unutan kişi; haritasız, karanlığa doğru ilerleyen kimse olarak hatırlanacaktır.

Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi; kökler ve kanatlar ilkesine sabit kalmalı insan. Kısaca özetlersek; kökünü unutan kimse; kanatlanıp havalanamaz.

Batılılaşma uğruna, kadim medeniyetlerin hüküm sürdüğü Mezopotamya’nın kimliğini unutmamalı halkımız.

Taklit ve kopya bizleri yüceltmediği gibi, imite ettiğimiz kültürere adapte etmeyecek.

Özünüz statünüzden çok daha değerlidir...