.

Yarım kalmış kelimeler ülkesidir ruhum. Bazı kelimeler haykırsa da içimde, yutarım psikolojik savaşlarımda, incinmesin diye, hiç kimse... Lisede bir öğretmenimiz demişti ki "Bir iddiaya göre insanın boğazında dokuz tane düğüm vardır. Yani tek bir söz söylerken o söz dokuz düğümü aşar ve ağızdan öyle çıkar. O yüzden ağzınızdan çıkan kelimelere dikkat edin!" Bu konuşmayı kalın harflerle kazımıştım aklıma. Gerek yapı olarak gerekse etik olarak gördüğüm nitelikler doğrultusunda genel anlamda nerede ne konuşmam gerektiğini düşünerek ifade etmeye çalıştım her daim kendimi. Lakin herkes farklı süzgeçlerden geçiyor ne yazık ki... Mevzunun maalesef kısmına geldiğimizde değerli yazarımız Turgut Uyar'ın yürekten onayladığım kelimeleri geliyor dilimin ucuna;

"Her insan bir uyumsuzluktur, ölü olmadıkça. "

İnsanları dinlemeyi severim, sözleri anlam açısından boş olmadıkça... Aksi takdirde duvarlar örüyorum onlarla arama, zihnimin kirlenmemesi için. Mümkün olduğunca.

 

Böyle bir insan olarak ben, başkalarını kendi etik algımla ya da kendi ahlakıma göre değerlendirmeyi bıraktım. İçimden geçen hisleri insanlara değil çoğu zaman kâğıtlara aktardım. Anlatmak kolaydı bir şeyleri fakat anlaşılmış olmak şüpheli... Bir Mesnevi düşünce sistemine göre herkes kendi kabı genişliğince bir şeyler alır senden. İşte bu yüzden seni anlamayacak olan biri için kelimeleri boşa ziyan etmemeli.

Sözlerim, başkalarıyla olan iletişimimde en aza indiğinde başaracağım kendi içsel bilgeliğimi. Duygu ve düşüncelerimi açıkça ifade edebilen biri olarak onları sanatla değil de insanlarla buluşturduğumda bu durumun bana iyi bir fayda sağladığını neredeyse hiç görmedim. Aksine çoğu kez pişman oldum.

İnsan bazen bir yakınına, bazen seni hiç tanımayan biri bile olsa anlamak, konuşmak ve dökmek istiyor içini. O sıcak iklimi siz de bilirsiniz. Paylaşılmak istenen ifadelerin oraya çıkmasını sağlayan, karşınızdakine yakın hissettiğiniz o an. Onaylanma ihtiyacıyla kelimeleri kendi içinizde süsler öyle verirsiniz dinleyicinize. Anlattıkça ve onaylandıkça bir ferahlama hissi gelir ama iletişim sonlanıp yalnız kaldığınızda, bir tahta kurdu gibi kemirmeye başlar içinizi "beni yanlış anlamışta olabilir" hissi. Ya da "anlatmasam daha iyiydi sanki" derken bulursunuz kendinizi. Sustuğum için pişman olduğum bir an neredeyse hiç gelmiyor aklıma fakat konuştuğum şeyler için olan pişmanlıklarımı toplasam dağ olur. Çünkü bana göre Ahmet Hamdi Tanpınar'ın söylediği gibidir;

"Fakat neyi aldatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz."