İnsanlık büyük bir sınavdan geçiyor. Anlayana…

Bu sonsuz evrende küçücük bir gezegendir Dünya. Fizyolojik olarak gezegenimizde yer çekimi vardır, lakin asırlardır belli bir kitle soyut anlamda yer çekimine meydan okuyarak yaşamışlardır. Onları (sözde) büyük insanlar olarak betimlemek uygun olacaktır.

Küçük gezegenimizin (sözde) büyük insanlarını, büyük kılan şey ise tamamen maddesel bir duygusallık içerir. “Para!” Tırnak içindeki kelimenin bendeki dolaylı anlatımı bu şekilde… O elden ele dolaşıp, ceplerimizde olduğunda kendimizi güvende hissedip, güçlü görünmemizde büyük rol oynayan “para” şimdilerde ise sağlık sektöründe; üzerinde koronavirüsü taşıma riski olan bir kağıt yada metal bir maddedir sadece…

Dünyamızın en değerli olgularından biri olan para, koronavirüs dediğimiz bu illet virüs olmadan öncede kirliydi halbuki. Üzerinde birçok mikrop ve pislik olmasına rağmen bazı kadınlarımız onu koyunlarında saklarlardı. Şimdi ise uzmanlar bağırıyor; “Para yerine, temassız kart ile ödeme yapın!”

Neden?

“Sağlığınız için!”

Dünyadaki belli bir kesimin, elde etmek uğruna karakterlerini pazara çıkardığı, koltuk, makam, kariyer derdine, insanlık denen olguyu çiğneyerek akan salyalarıyla peşinden koştuğu paranın şimdilerde lanetli bir virüs yüzünden imajı sarsıldı. Ama parayı plastik kartlarda taşımak mümkün. Yalnızca maddesel şeklinin değişmesi önem kazandı. (Sözde) büyük insanların büyüklükleri kısmi bir karantina sürecinde olduğumuz bugünlerde dört duvar arasında kaldı.

Zengin, fakir, güzel, çirkin, tahsilli, cahil, iyi, kötü vb. ayırt etmeyen ve yediden yetmişe herkesin sağlığını tehdit eden bir virüs salgını ile karşı karşıyayız. Halbuki insanların kurduğu sosyolojik sistemde sınıfsal olarak, yukarıda saymış olduğum kategorilere göre yer edinebiliriz ancak! Bu durumda koronavirüsün insanlardan daha objektif ve adaletli olduğunu söylemek bu açıdan mümkün. Aynı iskelet sistemine sahip, aynı biyolojik ihtiyaçları olan canlılar olan biz insanların edindiğimiz sıfatlar ve kuşandığımız sosyal statülerin farkına göre bu kadar çeşitli ve arada uçurumların olması…

Tüm bunları hiçe sayan bir virüs karşısında aynı titizlikle kendimizi koruma içgüdümüz, bize insanlığın tek bir kaynaktan geldiğinin yegane göstergesidir. Mutlaktır ki Dünya’da genel anlamda insanları ayrıştıran ve maddesel boyutlarına göre tartan bir zihniyetin gücü hakim. Çeşitli menfaat ve çıkarlar uğruna birbiriyle itişip kakışan ve bu yolda düşman gördüğünü yok etmek uğruna her türlü kötülüğü mübah sayan dünya insanlığı koronavirüs salgınıyla birlikte görünmeyen bir güce karşı aynı safta yer almıştır. Hiçbir para, hiçbir maddi olanak insan sağlığı ile takas edilemez!

Şu anda sağlık sektöründe çalışıp koronavirüsü taşıma riski yaşayan birçok kişi ailesiyle yakın temasta bulunamıyor. Soğuk algınlığı yaşayan biri bu virüsü taşıma riski olduğu için paranoyak bir ruh halinde sevdiklerinin can güvenliği için onlardan uzak duruyor. Dostum dediğiniz bir insanla tokalaşmak, güzel bir kafede kahve içip sohbet mümkün değil. Özgürce dışarıya çıkıp yürüyüş yapmak bile bir risk faktörü… O hayatımız boyunca kazanmak uğruna ömrümüzü verdiğimiz parayı bugünlerde bu şartlar altında sadece biyolojik ihtiyaçlarımızı karşılamak için kullanabiliyoruz. Özgürlük kavramıyla bağdaştırdığımız para sağlık karşısında önemini yitiriyor. Konu sağlık olduğunda kendi evlerimizin duvarlarıgözlerimize bir hapishane parmaklığı edasında görünse de buna katlanıyoruz.

“Sağlık için!”

Koronavirüs belki Çin’de birinin içtiği yarasa çorbasından geldi, başka teori ve iddialara göre belki insan elinin değmesiyle bilinçli olarak çıkageldi. Dünya üzerine bir karabasan gibi çöktü lakin bize hayatı tekrar sorgulattı diye düşünüyorum. Tüm bunları sorgularken sizlere aktarmış olduğum açı sınırlıdır. Daha bunun doğa ve ekolojik dengeyle, sosyal ve sınıfsal çevreyle, siyaset, ekonomi gibi birçok alanda açılımı vardır. Ben ise ısrarla tekrar ediyorum. Zenginlik; paranın çokluğuyla edindiğiniz bir meziyet değil. Sevdiklerimizle, sağlıklı ve huzurlu yaşayabildiğimiz bir hayatın varlığıdır.

Bugünlerde içinde bulunduğum psikolojiye paralel olarak ruhuma dokunan,edebiyat dünyasında “Mavi Dev” olarak betimlenen değerli yazarımızın dizeleriyle baş başa bırakıyorum sizleri…

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

 

Nazım Hikmet (1948)