Ravşan ALİOĞLU /RÖPORTAJ

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Kahraman Sivri ile Türkiye’deki sinema, tiyatro ve dizi sektörüne dair genel bir söyleşi gerçekleştirdik. Oyunculuk sektörü hakkında gazetemize özel değerlendirmelerde bulunan Kahraman Sivri ‘’Oyunculuk çok disiplin gerektiren bir meslek’’ dedi.

1-)Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-Merhaba ben Kahraman Sivri. 52 yaşındayım. 1989’dan bu yana profesyonel olarak tiyatro yapıyorum. Tevfik Gelenbe hocamın eşliğinde tiyatroya başladım. Sonrasında uzun yıllar boyunca başka özel tiyatrolarla devam edip bugüne kadar geldim. Hiç tiyatrosuz bir senem olmadı. Hala da tiyatro yapmaya devam ediyorum. Son dört yıldır oyunculuk hususunda eğitmenlik yapıyorum. Bunların dışında dizi ve sinema ile uğraşıyorum.

2-)Emlakçıyı Beklerken adlı tiyatro oyununuz hakkında neler söylemek istersiniz?

-Yıllarca Yasemin Yalçın ve İlyas İlbey’i seyrederek bir gençlik dönemi geçirdim. Onlar benim için ustalar. Tiyatro sanatı ve oyunculuk hakkında çok güzel şeyler yaptılar. Onlardan böyle bir teklif aldığımda, işin heyecanı benim için çok önemliydi. Yasemin Yalçın Tiyatrosu’ndaki Emlakçıyı Beklerken oyununun yazarı İrfan Kangı’dır. İrfan’ın yazdığı çok hareketli, zevkli, güzel ve heyecan verici bir oyundur. Onun içinde olmak bana çok büyük bir mutluluk verdi. Hala oynarken acayip zevk alıyorum ve heyecanlanıyorum.

3-)İz Bırakanlar diziniz hakkında neler söylemek istersiniz? Ekip uyumu ve set ortamı nasıl?

-O dizi şu an için askıya alındı. Durumu ilerleyen zamanlarda belli olacak. Devam edecek ya da askıda kalacak.

4-)Geçen sene Bursa’da çekilen Cin Aşk Büyüsü adlı filmde oynadınız. Bu film hakkında neler söylemek istersiniz? Filmin ikincisi ne zaman gelecek?

-Cin Aşk Büyüsü bir proje filmiydi. Öncelikle bir şeyleri yapabilme, başarabilme hususunda birtakım ana çalışmalar yaptık. Bir de o filmde benim Bursa’da eğitim verdiğim yerdeki öğrenci arkadaşlarım da rol aldı. Bunun yanında kamera arkasında da birtakım çalışmalarda bulundular. Güzel ve keyifli bir filmdi. Beklediğimizin üstünde bir gişe yaptı. Demek ki arkadaki emek perdeye de yansımış ki ortaya böyle güzel bir şey çıktı. Farklı bir korku filmi oldu. Ben de konuk oyuncu olarak yer aldım. Filmin ikincisiyle ilgili bir bilgim yok. O tamamen yapımcıyla alakalı bir durum. Yoğun çalışıyorum, oyunculuk dersi veriyorum, bir yandan tiyatro var. Haftada bir ya da iki gün boşluk yaratıyorum. Onu da aileme ayırıyorum. Bir boşluğum olursa, tabii ki her teklifi değerlendiriyorum. Doğru ve düzgün bir şey yapıldığı sürece yer almak isterim.

5-)2019 yılında Türkiye’de en çok izleyen film ‘’7. Koğuştaki Mucize’’ adlı film oldu. Ancak Türkiye rekoru olarak hala en üst sıralarda Recep İvedik 5 ve 4 duruyor. Bu sonuçlara baktığımızda Amerika ve Avrupa sinemasından ne kadar gerideyiz?

-Şöyle basit bir rakam üzerinden açıklayayım: Bugün Hollywood bünyesinde çekilen en kötü film bile 1.4 milyon seyirciye ulaşmış. Onların en kötü 1.4 milyon iken bizim en iyi filmimiz 7 milyon izlenmiş ise bunu oturup düşünmek lazım. Ama tabii ki 7 milyon izlenen filmlere de saygı duyuyorum. Sonuçta ortada bir emek var. Bizdeki şartlar biraz daha kısıtlı. Bu da ekonomiyle alakalı bir şey. Türkiye’nin ekonomisi ile film sektörünün ekonomisi de eşit değerde olduğu için, başka yerlerde filmlere harcanan yüzbinlerce veya milyonlarca dolar burada harcanamıyor. Öyle bir ekonomimiz yok. Gönül isterdi ki o kadar paralar burada da harcansın. Ben de inanıyorum ki o zaman ortaya güzel bir şeyler çıkar. Çünkü çok uzun yıllar önde Amerika’da Warner Bros’un ilk yaptığı şeyleri Türkiye’de de yapıyorlardı. Çok büyük bir fark yoktu aramızda. Sonrasında zamanda ekonomik değerlere göre ara açıldı. Bu yarışta biraz gerideyiz ama durum tamamen film sektörüyle alakalı değil. Ülkenin ekonomik düzeyiyle de alakalı bir şey.

6-)Türkiye’de filmlerin başarısı gişe sayılarıyla doğru orantılı olarak değerlendiriliyor. Size göre bir sinema filmini başarılı yapan kriterler nelerdir? Sadece gişe midir?

-Başarı sadece gişeye bağlı değil. Örneğin bazı yapım şirketleri bir film vizyona girerken 800 salona sokabiliyor. Bazı yapımcılar çok iyi film yapmalarına rağmen filmlerini 100 salona zor sokuyorlar. İşte burada kriterler değişmeye başlıyor. Burada bir kuvvet dengesi var. Yani filmin çok iyi olmasıyla alakalı değil. Bu biraz da yapımcının gücü ve çevresiyle alakalı bir şey. Örneğin ‘’Babam ve Oğlum’’ adlı bir film vardı. Fısıltı gazetesi adını verdiğimiz bir durum var biliyorsunuz. O filme giden insanların kendi arasında yaptıkları dedikodularla birlikte insanlar filme daha çok geldi ve ‘’Babam ve Oğlum’’ filmi iyi bir gişe yaptı. En başta yapımcının buna ulaşacak gücü yoktu ama bir şekilde bu noktaya ulaştı. Bunlar her zaman olacak şeyler değil ama bu şekilde olduğu gibi bazen olabiliyor. Gişe biraz da güçle alakalı bir şey.

7-)Sizce sanat filmleri Türkiye’de hak ettiği değeri görüyor mu?

-Türkiye’deki sanat filmi anlayışına karşıyım. Bizde sanat filmi adında çok farklı şeyler yapılıyor. O yüzden çok tasvip etmiyorum. Bu nedenle sanat filmlerinin gerçek değerini bulduğunu zannetmiyorum. Bana göre Türkiye’de sanat filmi adı altında yapılan filmlerin yüzde doksanı sanat filmi değil. Geri kalanını tenzih ediyorum. Onların da arkasındayım. Ama dediğim gibi yüzde doksanı yanlış.

8-)Sizce televizyondaki yerli dizilerin süreleri ortalama ne kadar olmalı? Şu anda yayında olan dizileri nasıl buluyorsunuz?

-Dünyanın geri kalanında ne kadarsa burada da öyle olmalı, 50-55 dakika civarı olmalı. Bir saati geçmemeli. Normali bu şekilde zaten. Baktığınızda 50-55 dakikalık bir dizi bölümü için insanlar haftada beş-altı gün çalışıyorlar. Ama insani boyutta çalışıyorlar, sekiz veya on iki saati geçmemek, yemek aralarını vermek ve dinlenmeleri kaydıyla. Ama bizde maalesef 120 dakika ve üzerinde diziler yapıldığı için özellikle kamera arkasında çalışan ekipler haftanın altı bazen yedi günü çalışıyorlar. Bunu tasvip etmiyorum. Dediğim gibi bunun normali 50-55 dakikadır, olması gereken budur.

9-)İnternet dizileri hakkında neler söylemek istersiniz?

-Artık bu iş tamamen internete kaymaya başladı. İnsanlar dizileri ve sinema filmlerini bu dijital ortamda seyrediyorlar. Kitapları bile oradan okuyoruz. Hatta oradan dinlemeye bile başladık. Artık her şey internet ortamına döndü. Bir de gördüğüm kadarıyla internet ortamında daha iyi şeyler yapılıyor. Bence bugün yapılan şeylerin devamının gelmesi gerekiyor. Belki 10, belki 20 sene sonra televizyonu ortadan kaldırıp tamamen internet üzerinde diziler yapılacak.

10-)Oyuncu olmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

-Oyuncu olmak isteyenlerin öncelikle bu mesleği çok sevmeleri lazım. Bunun yanında bu meslek çok disiplin gerektiriyor. Dışarıdan bakıldığı gibi laçka bir iş değil. Hakikaten disiplinli olunması gereken bir meslek. Sabah kalkmanızdan akşam yatana kadar bir sporcu gibi disiplin içerisinde beslenmenizden tutun sporuna kadar her aşamasında bunu kendi bünyenizde barındırıp o şekilde yaşamanız gerekiyor. Bunun yanında tabii ki bu işi seveceksiniz, bununla yaşayacaksınız. Eğitim ve yeteneğin olması gerekiyor. İkisi birbirini dengeleyen şeyler. İkisinin de olması gerekiyor. Ve maalesef ki Türkiye’de oyuncu olmak isteyen arkadaşların çevresi ve şansı da olması gerekiyor.  Önerilerim bunlar.

11-Son olarak neler eklemek istersiniz?

-Yaşasın Sanat! Tiyatrodan bahsetmek istiyorum. Her zaman arkasında oldum. İyi oyunlar, iyi ekipler ve doğru düzgün işler yapıldığı sürece tiyatro sahneleri hiçbir zaman boş kalmaz. Buradan tüm tiyatro seyircilerine sesleniyorum. Asla ve asla tiyatro salonlarını boş bırakmasın, gelsinler. Tabii ki seçici olsunlar. Güzel oyunlara destek vererek bizi yalnız bırakmasınlar. Oyuncu olmak isteyen arkadaşlar için de eğer gerçekten bu işi yapmak istiyorlarsa çok zor bir hayata alışık olmanız lazım, çünkü bu iş çok zor diyorum.