“Adın ne senin?”

“İsmim Yavuz efendim.”

“Adını sordum adını! İsmini bırak!”

“Yavuz efendim.”

“Bizle dalga geçiyorsun herhalde. Böyle ad olmaz. Onu çağdaş hale sokup biraz değiştirelim.

Yaz kızım! Bu Tavus’muş. Ne iş yapıyorsun sen?”

“Talebeyim efendim.”

“Yaz kızım! Öğrenciymiş. Kırlarda gezerken yakalanmışsın.”

“Bahar gelmişti efendim, onu seyrediyordum.”

“Bu bahar, komşunuzun kızı falan mı?”

“Hayır efendim! İlkbaharda uyanan tabiatı kastetmiştim.”

“Geri zekâlı olduğun açıkça belli zaten… Bir öğrenci tabiatla uğraşmamalı. Ama “her şey tabiatın eseri “ diyorsan o başka tabi. Ne işin var bağlarda bahçelerde?”

“Efendim ben orada gezerken birbirinden güzel çiçekleri seyreder, toprağın canlanışını tefekkür eder ve yaradılışın sırrına ermeye çalışırım. Kısacası, o yeşilliklere hayranım.”

“Yeşil dedin ha! Açık bir itiraf bu…

Yaz kızım! Bu da yeşillerdenmiş. Bir daha yeşilin ve doğanın sadece tivi’lerden seyrettirilmesine…

Elinde bir tarih kitabı varmış. Bunun için ne dersin?”

“Geçmişimi öğrenmek istemiştim.”

“Başka işin yok mu sersem, geleceğe baksana! Tarihini öğrenmek yasaktır bilmiyor musun?”

“Bilmiyordum efendim.”

“Devrim tarihi okumak serbesttir ama tarihini öğrenmen kesinlikle yasak!”

“Niyetim kötü değildi efendim. Sadece büyüklerimin nasıl insanlar olduğunu öğrenmek istemiştim.”

“Bu daha da kötü ya! Ya iyileri ararken, iyi bilinen kötüleri de öğrenirsen? Hem iyileri bilmen de iyi olmaz.”

“Yaz kızım! Bir daha tarih okutturulmamasına… Cebinden bir namaz takkesi çıkmış. Dedenin takkesi değil herhalde de mi?”

“Değil efendim. Benim dedem sarık bağlardı zaten.”

“Senin bütün geçmişin karanlık ya!

Yaz kızım! Gerçek aydınların yanında aydınlanıncaya kadar göz hapsinde bulundurulmasına!..”

 

Yorumlar
Yorum Yazmak İçin Tıkla