Dün 28 Şubat, Türkiye’de post modern bir darbenin yıl dönümüydü.

Demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat darbesi özellikle dindar kesimleri hedef alıyor görünse de asıl hedefin başka olduğu sonradan anlaşıldı.

Bu süreçte üniversiteler başta olmak üzere tüm kamu kurumlarında başörtüsü yasaklandı.

İkna odaları kurularak öğrencilere başlarını açmaları için baskı yapıldı. Yasağa uymayan öğrenciler okullardan uzaklaştırılırken binlerce kamu görevlisi de ihraç edildi.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen de 28 Şubat sürecinde yanlarında saf tuttuğu darbecilerin haklı olduğunu belirten açıklamalarıyla gündeme geldi.

O zamanın gazete manşetlerinin bugün hala mürekkebi kurumadı.

Beceremediniz, artık bırakın”, “Hükümet gitsin” diyen Fetullah Gülen’in açıklamaları gazete manşetlerine taşındı.
Hatta hükûmetin istifasına yol açan Milli Güvenlik Kurulu kararlarını destekleyen FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, Milli Güvenlik Kurulu kararlarını alan heyeti ‘Masum’ ilan etti.

* * *

FETÖ'nün 28 Şubat'taki izleri sonradan daha açık anlaşıldı.

Biliniyordu ama kanıtlanamıyordu…

FETÖ'nün savcı ve yargıçları 28 Şubat'ta dindar olan insanlara çeşitli kumpaslar kurmuşlardı.

254 kişiye kumpas kurularak müebbet hapis cezası verildi.

Necmettin Erbakan hükümetten uzaklaştırıldı.

Ama ‘Bin yıl sürecek’ dedikleri kararlar birkaç yılda etkinliğini yitirdi.

Başaramadılar yani ama başarmak da istiyorlardı.

Dünyada darbeleri kurgulayan bir merkez vardı.

Bu merkezin biri Pentagon, yani üst akıl dediğimiz yerler.

FETÖ’nün ipini elinde bulunduran merkezler…

Sermayeyi yeşil, kırmızı diye ayırdılar.

Ekonomiyi milyarlarca dolar zarara uğrattılar.

Salt banka zararları 46 milyar dolar oldu.

Kadınlarımıza, kızlarımıza zulüm ettiler.

Ne ki, bu yetmedi, tam başaramadılar…

28 Şubat’ta bunu tam olarak başaramayanlar boş durmadı hiç kuşkusuz.

28 Şubat yargılamalarının yeterli derecede yapılmamasından kaynaklı olarak 17-25 Aralık süreçleri yaşandı.

Bu da yetmedi, bunu da başaramadılar…

Sonrası 15 Temmuz kanlı darbe girişimine sahne oldu bu ülke.

* * *

15 Temmuz 2016 gecesi Türk siyasi tarihi ve Türk demokrasisinin en karanlık gecelerinden biri olarak başladı.

Kendi ülkesinin insanına, millet meclisine, bütün değerlerine düşman olan, Türkiye’de askeri bürokrasi içerisinde on yıllardır yuvalanan FETÖ’cü ihanet şebekesi askeri bir darbe ile ülkede yönetimi ele geçirmeye çalıştı.

Bu girişim de Türk halkının cesareti ve vatanına sadık asker, polis ve kamu görevlilerinin özverili çabaları ile akamete uğratıldı.

Darbelerin ekonomik, psikolojik, toplumsal ayaklanma şeklinde örgütlenebildiği bir dünyada halen eski usul bir askeri darbenin planlanıp uygulanmaya çalışılmış olması oldukça şaşırtıcıydı.

Bu aslında iktidara düşman olup onu düşürmek için çabalayanların başka seçeneklerinin kalmamış olması ile de doğrudan ilintiliydi hiç kuşkusuz.

Bunda da başarılı olamamışlardı…

* * *

Askeri darbe, iktidarı değiştirmek isteyenler için son seçenek olarak başvurulan bir yöntemdir.

Çünkü başarısız olması planlayıcıları açısından oldukça maliyetlidir. Yaşadığımız dönemde darbeler melez formlarda karşımıza çıkmaktadır artık.

Ekonomik krizlerin tetiklenmesi, toplumsal ayaklanmaların organize edilmesi, yargı darbelerinin devreye sokulması, konvansiyonel medya ve sosyal medya üzerinden enformasyon darbe denemeleri, iç savaş gibi toplumsal çatışmaların organize edilip iktidarların terbiye edilmesi yahut değiştirilmesi son dönemin melez darbe yöntemleri olarak birçok ülkede görülmüştür.

Türkiye ise son yıllarda melez darbe ve dış müdahale yöntemleri ile doğrudan muhatap oluyor.

Bunları da halk püskürtecektir hiç kuşkusuz…