Bursa Gastronomi Festivali’nin bu yılki “Fetheden Lezzetler” teması da aslında tam olarak bunu hatırlatıyor insana: Lezzet, yalnızca damakta kalan bir tat değil; insanları birbirine yaklaştıran bir ortak dil.
Festivalin ikinci gününde yaşanan “Lezzete Engel Yok Yarışması” ise bu ortak dilin en güzel örneklerinden biriydi.
Özel gereksinimli bireylerin mutfağa girip hünerlerini sergilemesi, yemeklerini büyük bir heyecanla hazırlaması ve ortaya koydukları emeğin alkışlarla karşılık bulması, belki de günün en değerli anlarından biriydi.
Çünkü orada yarışılan sadece yemek değildi.
Orada özgüven vardı.
Emek vardı.
Birlikte üretmenin mutluluğu vardı.
Ve en önemlisi, “engel” dediğimiz kavramın bazen hayatın kendisinden çok bizim bakış açımızda bulunduğunu hatırlatan güzel bir tablo vardı.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’nın yarışmacılarla sohbet etmesi, onların hazırladığı yemekleri incelemesi ve en sevdikleri yemekleri sorması da bu atmosferi daha samimi hale getirdi. Kendisinin favorisinin menemen olduğunu söylemesi ise o büyük festival kalabalığının içinde küçük ama sıcak bir insan hikâyesi bıraktı.
Çünkü bazen protokol konuşmalarından daha kıymetli olan, bir insanın başka bir insanın gözlerinin içine bakarak “Sen bunu nasıl yaptın?” diye sormasıdır.
Yarışmanın sonunda dereceye giren gruplara ödüller verildi.
Ama bana kalırsa o gün asıl ödülü alanlar, sadece birinci, ikinci ya da üçüncü olanlar değildi.
Asıl kazanan; mutfağın kapısını herkese açan anlayıştı.
Asıl kazanan; farklılıklarımızın bizi ayırmak yerine aynı masada buluşturabileceğini gösteren o güzel duyguydu.
Başkan Vekili Biba’nın yarışmacıları Orhaneli Göynükbelen Gençlik Kampı’nda ağırlama sözü vermesi de bu güzel buluşmanın yalnızca bir festival anısıyla sınırlı kalmaması açısından anlamlıydı.
Ve belki de günün en önemli cümlesi, yarışmacılara söylediği “kazanmanın değil, paylaşmanın ve eğlenmenin önemli olduğu” yönündeki hatırlatmaydı.
Hayatın kendisi de biraz böyle değil mi?
Her şeyi bir yarışa çevirdiğimiz günümüzde, bazen kazanmayı değil birlikte gülmeyi hatırlamamız gerekiyor.
Bursa’nın gastronomi kültürü de zaten biraz bunun üzerine kuruludur.
İskender’den kestane şekerine, cantıktan pideli köfteye kadar uzanan o zengin mutfak kültürünün ardında sadece tarifler yoktur. O yemeklerin arkasında göçler, aileler, ustalar, mahalleler, sofralar ve kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyeler vardır.
Bu nedenle bir gastronomi festivali, yalnızca şeflerin hünerlerini sergilediği bir organizasyon olarak görülmemeli.
Üniversitelilerin heyecanı, profesyonel aşçıların mücadelesi, akademisyenlerin mutfak sırları, çocukların merakı ve özel gereksinimli bireylerin yüzlerindeki mutluluk aynı yerde buluşabiliyorsa, orada yemek çoktan amacını aşmış demektir.
Çünkü iyi yemek insanı doyurur.
Ama birlikte hazırlanan, birlikte paylaşılan ve birlikte gülünerek yenilen yemek insanın ruhuna da dokunur.
Belki de Bursa Gastronomi Festivali’nin en güzel tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
Festival alanında tencereler kaynarken, tabaklar hazırlanırken, yarışmacılar heyecanlanırken aslında başka bir şey daha pişiyor:
Birlikte yaşama duygusu.
Ve günün sonunda geriye kazananların isimlerinden çok, insanların yüzündeki tebessüm kalıyorsa, işte o festival gerçekten amacına ulaşmış demektir.
Çünkü bazı lezzetler yenmez.
Bazı lezzetler yaşanır.
Ve bazı sofralarda insan, sadece karnını değil, kalbini de doyurur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
AHMET KAMİL ATA
Lezzetin Ötesinde Bir Sofra
Bursa Gastronomi Festivali’nin bu yılki “Fetheden Lezzetler” teması da aslında tam olarak bunu hatırlatıyor insana: Lezzet, yalnızca damakta kalan bir tat değil; insanları birbirine yaklaştıran bir ortak dil.
Festivalin ikinci gününde yaşanan “Lezzete Engel Yok Yarışması” ise bu ortak dilin en güzel örneklerinden biriydi.
Özel gereksinimli bireylerin mutfağa girip hünerlerini sergilemesi, yemeklerini büyük bir heyecanla hazırlaması ve ortaya koydukları emeğin alkışlarla karşılık bulması, belki de günün en değerli anlarından biriydi.
Çünkü orada yarışılan sadece yemek değildi.
Orada özgüven vardı.
Emek vardı.
Birlikte üretmenin mutluluğu vardı.
Ve en önemlisi, “engel” dediğimiz kavramın bazen hayatın kendisinden çok bizim bakış açımızda bulunduğunu hatırlatan güzel bir tablo vardı.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’nın yarışmacılarla sohbet etmesi, onların hazırladığı yemekleri incelemesi ve en sevdikleri yemekleri sorması da bu atmosferi daha samimi hale getirdi. Kendisinin favorisinin menemen olduğunu söylemesi ise o büyük festival kalabalığının içinde küçük ama sıcak bir insan hikâyesi bıraktı.
Çünkü bazen protokol konuşmalarından daha kıymetli olan, bir insanın başka bir insanın gözlerinin içine bakarak “Sen bunu nasıl yaptın?” diye sormasıdır.
Yarışmanın sonunda dereceye giren gruplara ödüller verildi.
Ama bana kalırsa o gün asıl ödülü alanlar, sadece birinci, ikinci ya da üçüncü olanlar değildi.
Asıl kazanan; mutfağın kapısını herkese açan anlayıştı.
Asıl kazanan; farklılıklarımızın bizi ayırmak yerine aynı masada buluşturabileceğini gösteren o güzel duyguydu.
Başkan Vekili Biba’nın yarışmacıları Orhaneli Göynükbelen Gençlik Kampı’nda ağırlama sözü vermesi de bu güzel buluşmanın yalnızca bir festival anısıyla sınırlı kalmaması açısından anlamlıydı.
Ve belki de günün en önemli cümlesi, yarışmacılara söylediği “kazanmanın değil, paylaşmanın ve eğlenmenin önemli olduğu” yönündeki hatırlatmaydı.
Hayatın kendisi de biraz böyle değil mi?
Her şeyi bir yarışa çevirdiğimiz günümüzde, bazen kazanmayı değil birlikte gülmeyi hatırlamamız gerekiyor.
Bursa’nın gastronomi kültürü de zaten biraz bunun üzerine kuruludur.
İskender’den kestane şekerine, cantıktan pideli köfteye kadar uzanan o zengin mutfak kültürünün ardında sadece tarifler yoktur. O yemeklerin arkasında göçler, aileler, ustalar, mahalleler, sofralar ve kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyeler vardır.
Bu nedenle bir gastronomi festivali, yalnızca şeflerin hünerlerini sergilediği bir organizasyon olarak görülmemeli.
Üniversitelilerin heyecanı, profesyonel aşçıların mücadelesi, akademisyenlerin mutfak sırları, çocukların merakı ve özel gereksinimli bireylerin yüzlerindeki mutluluk aynı yerde buluşabiliyorsa, orada yemek çoktan amacını aşmış demektir.
Çünkü iyi yemek insanı doyurur.
Ama birlikte hazırlanan, birlikte paylaşılan ve birlikte gülünerek yenilen yemek insanın ruhuna da dokunur.
Belki de Bursa Gastronomi Festivali’nin en güzel tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
Festival alanında tencereler kaynarken, tabaklar hazırlanırken, yarışmacılar heyecanlanırken aslında başka bir şey daha pişiyor:
Birlikte yaşama duygusu.
Ve günün sonunda geriye kazananların isimlerinden çok, insanların yüzündeki tebessüm kalıyorsa, işte o festival gerçekten amacına ulaşmış demektir.
Çünkü bazı lezzetler yenmez.
Bazı lezzetler yaşanır.
Ve bazı sofralarda insan, sadece karnını değil, kalbini de doyurur.