DEVA partisi Genel Başkanı Ali Babacan, geçtiğimiz Cuma günü partisi DEVA’ın Nilüfer olağan ilçe kongresine katılmak üzere Bursa’da bulundu...

Kendisinin hem kongrede yaptığı konuşmayı dinledim hem de daha sonra Bursa basınıyla yaptığı toplantıda bulundum.

Eşi Ülkü Zeynep Babacan ile birlikte söyleştiğimiz Ali Babacan’ı yakından tanıyınca ilk göze çarpan sakin kişiliği oldu.

Çünkü şimdiye dek Türk seçmeni hep sert ve bağırarak konuşan liderler tanımıştı.

Ali Babacan farklı...

Soru üzerine kızmaya, bağırıp çağırmaya gerek olmadığını, sorun varsa çözmenin yollarının aranması gerektiğini belitti.

Hatta kendisinden izin alınıp eşine de evde nasıl olduğu sorulunca da eşi, ‘Evde de böyle’ demekle yetindi gülerek...

* * *

2001 yılında AK Parti’nin kurucu üyesi olarak siyasete adım atan ve Partinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulunan, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde 22. dönem Ankara Milletvekili, 58. ve 59. hükümetlerde “Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görevlendirilmiş olan Ali Babacan, 3 Haziran 2005 tarihinde, Devlet Bakanlığı görevinin yanı sıra Avrupa Birliği ile müzakereleri yürütmek üzere Baş müzakereci olarak görev yapmıştı.

Ve 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde, 23. dönem Ankara Milletvekili olarak yeniden seçilen Ali Babacan’ın AB sürecinde Türkiye’nin geldiği noktayı yaşamış ve izlemiş bir gazeteci olarak onun geldiğimiz süreçte Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda kararlılık ve içtenlikle üzerinde durduğuna tanık oldum.

Kimi AB üyelerinin zaman-zaman Türkiye’ye haksızlık yaptıklarının görüldüğünü ama bunun konjonktürel bir siyasi yaklaşım olduğuna inandığını söyleyerek Türkiye’nin AB ile kendi insanları ve değerlerine katkı yapacak olmasının önemsenmesi gerektiğini vurgulaması içtenliğinin dışa vurumuydu.

* * *

AK Parti’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda, 29 Ağustos 2007 tarihinde, 60. hükümetin Dışişleri Bakanı, 1 Mayıs 2009 tarihinde, 60. Hükümette, “Ekonomik Konularda Genel Koordinasyondan Sorumlu” Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görevlendirilmiş olması ayrı önem taşıyor kuşkusuz.

2008 yılı küresel ekonomik krizinde şimdiki kadar olmasa da kurlardaki yükselişin nedenini, şimdiki gibi dünyada belirsizlik ortamına bağlamıştı ve ‘Bu durum tüm gelişmekte olan ülkeleri olduğu gibi bizi de etkiliyor...’ demişti.

Ve hatta eklemişti, ‘Bizde de kurda da dalgalanmalar oluyor. Ama Türkiye’deki dalgalanmaların boyutunu kendi içimizdeki tartışmalar da biraz artırdı...’

Şimdi ise Başkan Erdoğan’ın bu ekonomi işinden anlamadığını söylüyor.

Ali Babacan’a basın toplantısında AK Parti’nin ilk hükümet döneminde, kendisinin de içinde bulunduğu kabinenin hazırladığı Acil Eylem Planlarında yer alan Lojman, sosyal Tesis ve resmi binek aracı savurganlığının neden önlenemediği soruma, ‘bürokrasinin aşılamadığı’ yanıtı beni hiç şaşırtmadı.

Tarım politikaları konusunda yaptıkları hazırlıkları anlatırken Türkiye’nin dışarıdan tarım ürünü satın alması konusundaki eleştirilerinin çok anlamlı olmadığını, Türkiye’nin tarım ürünü dış satımında 5 buçuk milyar dolar artı verdiğini, 20 yıl önceye göre Türkiye’nin hem nüfus artışı ve hem de turist artışı nedeniyle bu gün 140 milyon insanı doyurmak durumunda olduğunu, dışarıdan alınan ürünlerin işlenip yeniden dışarıya satıldığının göz önüne alınması gerektiğini söylediğimde, ‘haksın, ama üretimi arttıracak daha başka önlemler almak gerekiyor’ demesi de onun gerçekçiliğini gösteriyordu.