Korona virüsün ortaya çıkıp insanları kırıp geçirmesiyle bir kez daha anladık ki insan yaşamında sağlıktan değerli bir şey yok.
Cihan padişahı Sultan Süleyman’ın hasta yatağında “Olmaya devlet bir cihânda bir nefes sıhhat gibi” sözü dinimizde sağlığa verilen önemi vurgulamıyor mu?

Yaşam, sevinç ve mutlulukla, acı ve sıkıntılarla iç içe yaşanmakta.

Pek çok dert ve sıkıntı insanın karşısına çıkabiliyor.

Ama birçok dert ve sıkıntının insanoğlunun bizzat kendi elinden çıktığını da görmemiz gerekiyor.

İnsanın sağlıklı olması hem kendisine, hem ailesine, hem içinde yaşadığı topluma hem de Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirebilmesi için önemli.

Sağlık kavramı yaşamımızda hiçbir kavramla değiştirilemez yahut ölçülemez.

Sağlıklı toplumlar için öncelikle toplumun en küçük yapı taşı bireyin sağlıklı olması gerekiyor.

* * *

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) anayasasının yürürlüğe girdiği 7 Nisan tarihi tüm dünyada sağlık günü olarak anılmakta.
Bu çerçevede insanların sağlıklı yaşamlarını sürdürmeleri konusunda bilinçlendirmek amacı ile etkinlikler düzenleniyor.

Bir ülkede halk sağlığı yahut koruyucu sağlık kurumlarının başarısı ve çalışmaları çok önemli...
Ancak burada kişinin kendini de koruması önemli...

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Güven Alüminyum kaplarda pişen, yenen, korunan yiyeceklerin insanlarda alzheimer hastalığına yol açtığını belirtiyor.

Gerçekten de anımsıyorum biz çocukken, evde bakır kaplarda pişerdi yemekler… Arada bir kapı önünden geçen kalaycılar, bakır kapları kalaylardı. Yemekler de bu kalaylanmış kaplarda pişerdi. Sonra birden bir Alüminyum furyası çıktı ortaya!.. Herkes bakır kaplarını satıp evi Alüminyum kaplarla doldurmaya başladı… Büyük kolaylıktı, hafifti, ucuzdu, kalaylanma derdi de yoktu!..  Yıllar yılı alüminyum kaplarda pişmiş yemeklerle beslendi beyinlerimiz!  Derken çelik kaplar, teflon tencereler çıktı yakın yıllarda… Ve atıldı ortaya bir yeni keşif!

Alzheimer’ yani Alüminyum hastalığı!                                                                                                                           

Prof. Dr. Güven, bu hastalığa yakalananların beyin hücrelerinde normalin 4 katına kadar alüminyum fazlalığı belirlendiğini söylüyor.

İnsanların farkında olmadan gıda ve diğer yollarla aldıkları fazla alüminyumun beyni iflasa sürüklediğini belirtiyor.

* * *                                                           

Şimdi alüminyum tencereler kullanılmıyor pek ama tehlike geçti sayılabilir mi?  Bu kez de en başta alüminyum kutularda saklanan, içilen konserve ve meşrubat türü gıdalar çıkmadı mı karşımıza?  Bunların yanı sıra vücuda alınan bazı ilaçlara da dikkat edilmeli sanırım!                                                                                                               

Prof. Dr. Güven, alınan antiasid hap yahut şurupların pek çoğunda yoğun miktarda alüminyum hydroxid ve alüminyum tuzları bulunduğunun altını çiziyor. Yanı sıra ishal kesici (antidiarrheal) haplar dahi alüminyumlu maddeler içermekteymiş. Bir kısım ağrı kesici aspirinler, kepek olmasını önleyici bazı şampuanlar, bazı deodorantlar, hep beynimizin belâsı alüminyum içeriyormuş.                                                                                                                         

Alüminyumun bugüne kadar belirlenen en önemli etkisinin de sinir sistemi üzerine olduğunu belirtiyor Prof. Dr. Güven.

Yani bir ağır metal olan alüminyum mutfak kapları, içme suyu, deodorantlar, gıda katkı maddeleri, ilaçlar, hammadde ve ambalaj materyallerinden geçiyorsa insana kişi olarak dikkat etmemiz gerekmiyor mu?