Selanik'te kendini göstermeye başlayan ve gittikçe genişleyen gizli bir cemiyete katılmak, İttihat ve Terakki Cemiyetinin gayelerine daha fazla uygun olacağını anlayıp hazır olduğundan cemiyet âzası olup pek güzel konuşanlarından bir zat, Selânik'e gönderilerek, orada da İttihat ve Terakki Cemiyetini kurmaya böylece maksatlarına ulaşmak için işlerine hız verdiler.

 

O zamanlar Selanik 3. Ordu kumandanlığının merkezi idi. Bu bakımdan askeriyeye ait her rütbe subay ve bol miktarda da asker mevcuttu. Genellikle de genç subaylar pek fazla bir yekün tutmakta ve bunlarda mateessüf bu gizli cemiyete dâhil, dâhil olmayanlar ise girme namzeti idiler. Öte yandan cemiyetin diğer bir şubesi Manastır
şehrinde kısa zamanda açılmış oldu.

 

Rumeli cihetinde vazife-i askeriyelerini sürdüren kumandan ve subaylar zamanı geldiği halde terfi etmemekte, bir de maaşlarını muntazaman alamamaktalardı. Bir kısmı izin alıp İstanbul’a gidemezken, bir takım paşazâde arkadaşlarının erkân ve komutan rütbelerine yükselebildikleri, İstanbul’da, orduyu hümayûnun kendi hâllerine nispeten mükemmel ve de muntazam bulunması hasebiyle gerek hükümetten gerekse başkomutan sayılan padişah efendimizden şikâyetçi idiler ve bu hâl gün geçtikçe ziyadeleşiyordu. Diğer taraftan da sınıf-ı askeriyenin bu şikâyetleri ve davranışını aynen devlet memurlarının büyük bir kısmı ve bahse konu yerlerin eşrafını da sarmış olduğu müşahede edilmekte idi. Bu vaziyet çok geçmeden cemiyete girişleri hızlandırdı, arkasından da, Cemiyete intisap'lılar orduyu
hümayûnu Gizli Cemiyetin âleti olma yolunda kullanmaya vesile oldular. İttihat ve Terakki Cemiyeti böylece çoğalan azaları vasıtasıyla bunların çalışması ve himmetleri ile Anadolu'nun da, bazı yerlerinde taraftarlarının gün geçtikçe çoğaldığı tespit olundu. Peşinden de, ülkenin menfaatçi güruhu, bu cemiyete dalgalar halinde
kayıt yaptırmaya başladı. Bu genişleme furyası dahi, yine de, gizlilik içinde gerçekleşmekte idi.

 

REVAL MÜLAKATI

Cemiyetin derme çatma ve hayaller içinde yüzen azaları maksatlarının yerine gelmesi için hızlandırdıkları menfaat sunma çalışmalarını çoğaltarak büyük topluluk hâline gelmektelerdi.

 

Bu sırada birçok hükümdarın iştirak ettiği "Reval Mülakatı" vuku buldu. İşte bunlar, masonlarla iç içe olan İttihatçılar, bu mülakatı kendilerine bir sermaye-i fikir addettiler. Gerçek vatanperverlik kisvesine bürünerek, meydana fırlayıp cemiyetin reisleri ve asker âzaları vasıtasıyla orduyu hümayûnu kötü ve vahim maksatlarına, âlet yolunda istihdam ve istimâle muvaffak oldular.

 

Çirkin ve güzel arasında bir seçim yapmakta aciz kalan ahali-i mazlumeyi de bin türlü çirkeflikle dolu neşir ve ilân vasıtaları ile tahrik ve teşvik ederek (9) halife-i müslimine ve Başkumandan Padişaha ve mevcud Osmanlı hükümetine karşı, isyan ve kıyam ettirdiler.

 

Memleketimizin sözde bölünmeye başladığından dem vurarak, bu halin gerçekleşmemesi için derhal Kanun-i Esâsi ilânının ve usûlü meşrutiyete dönülmesi, parçalanma yolunda, pek mühim önleme tedbiri saydıklarını ileri sürerlerken, Manastır ve Selanik ve de, diğer vilâyetlerden açık ve gizli tehditler dolu cüretkârane çekilen telgraflar, gerek Saray-ı hümayuna gerekse Babıâlî ye yağmur gibi yağmaya başlarken yazılanlardan, devlet memurları, hâtta İstanbul ahalisi de hayrete düşmüşlerdi.

 

Vatanperverlik perdesi altında İttihat ve Terakkinin hesaplarına uygun tarzda telgraflar,bu eşkıya ve şerirlerin kabalıklarına denk düşen tehditler birkaç gün daha devam etti. Bu münasebetle de, tazyik devam etmiş oldu.

 

SADRAZAM AZLİ

Manastır ve Selanik'ten durmadan gelmekte olan müracaatlar üzerine Hakan-ı sâbık 2. Abdülhamid Hân, tertiplediği toplantıda yapılan müzakere sonunda Sadrazam Ferid Paşa ile Serasker Rıza Paşa’dan kuşkulandı ve her ikisini birden azlederek Said Paşa’yı sadaret mevkiine getirdi. (10) İstidrat: Kitabını sadeleştirmeye ve yeni nesillerin okumasını ve anlamasını temine yardımcı olmaya çalıştığımız eserin,
tabii ki her nokta ve virgülü hakkında, aynî fikirde olduğumuz düşünülemez. Bu bakımdan şimdi işaret edeceğimiz gibi bazı hususlarda merhum yazara saygımızı eksiltmeden bazı kaydı ihtirazımız olacaktır.

 

Böyleyken; Salahaddin bey'in yukarıdaki Said Paşa’nın sadarete getirilmesinde rol oynayan husus, Sadrazam Avlonyalı Ferid Paşa’dan ve Serasker Ali Rıza Paşa’dan kuşkulanma değil, bizim bu husustaki tetkiklerimizin ilham ettiği, gerek Ferid Paşa’nın, gerekse Rıza Paşa'nın teklifleri, padişahın kullanacağı tedbirlere uygun olmadığı istikametindedir. Bilhassa Ferid Paşa'nın, padişahın huzurunda
gözyaşları içinde ileriye sürdüğü hakikatler, padişahı iknaya yaradı. Altı yıla yakın, bir defada sadarette kalan Avlonyalı Ferid Paşa, yıllar sonra Arnavutların, krallık teklifini "ret ederken, Osmanlı devleti sadaret-i uzma makamında hizmetler yaptım. O şerefi,
krallıkla değişemem" demek suretiyle bağlılığını sergilemiştir. İbnül Emin Mahmud Kemâl merhumun fevkalâde eseri olan "Son Sadrazamlar"da yer aldığı gibi bizim de, Allah(c.c) izin verirse "Yirminci Asrın İki Numaraları" adını vereceğimiz biyografik eserde yer alacaktır. Bu istidratdan sonra "Bildiklerim"e devam edelim:

 

Said Paşa’nın Sadaretinde, daha önce başlamış bulunan müracaat telgrafları devam etmekteydi. Sultan Hamid, bu hususun aldığı rengi görmeye başlamış başta Sadrazam olduğu halde heyet-i vükelâyı,yâni bugünkü tâbirle bakanlar kurulunu, saraya toplamıştı. Ancak eski kabinede de, yer almış bulunan semahatlü Şeyhülislâm Muhammed Cemaleddin efendi ile yine, eski kabinede bulunan bazı vükelâ davetliler arasında bulunmuyorlar ve sebebi padişah tarafından dâvet hârici tutulmuş olmalarıydı.

 

Sultan Hamid hz.leri talepler mevzuunda Rumeli civarından mâbeyn-i hümayuna çekilen telgrafnâmeleri Encümeni vükelâya verdi ve tetkikten sonra bir karar almalarını irade etti. Fiemanillah/

Devam edecek…
 

Kaynak: Bildiklerim adlı Mehmed Selahaddin Efendinin çalışmasından
Hazırlıyan: Metin Hasırcı.