Değişim tekamül için elzemdir.

Yeryüzü kitabına baktığımızda, her şeyin zaman içerisinde değiştiğini görürsünüz. Bu değişim bazen kendiliğinden, bazen de dış etkenler vesilesiyle oluşur. Şöyle bir ibret gözüyle çevremize baktığımızda, tabiat dediğimiz varlık her baharda değişir. Sonbahar da sarararak dökülen yapraklar,  çiçekler kışın ölür. İlkbaharla birlikte yeniden dirilerek hayat bulur ve etrafına da hayat bahşeder. Bu değişim olmazsa insan olarak yaşadığımız dünyadan zevk alamayız, monoton bir hayatımız olurdu. Değişim sayesinde her şey yenilenir ve yeniden doğar. İnsanlar değişir. Algılar değişir. Etrafımıza şöyle bir göz atacak olursak, dünyanın gidişatı da değişiyor. Bir yanda, kendi ellerimizde yok ettiğimiz şehirler, hayatlar, hallaç pamuğu gibi gökten rahmet yerine yağdırdığımız bombalarla hak ile yeksan olurken, diğer yandan yeni dünyaya gözlerini açan bir çocuğun haykırışlarında ve safiyane parlayan göz bebeklerinde ilahi kudretin izlerini görerek ümitleniyoruz.

Dünya da değişmeyen sadece Allah (C.C)’nin koyduğu ilahi ve mutlak kanunlardır. Siz dışarıdan ne kadar müdahale etseniz de, onu, nizamı alem için hayırlı düsturlar olarak vazeden yegane kanun koyucusu olan Cenab-ı Hak değiştirebilir.

Şurası da bir gerçektir ki, Türkiye de daha ortada değiştirilecek anayasanın hiçbir maddesi kaleme alınmadığı halde, yukardakilerin kamuoyunda uyguladıkları algı operasyonları sayesinde bile, toplumda evetçi ve hayırcılık başladı, daha yeni anayasa ortada yokken insanlar yeni anayasa değişiklikleri konusunda aldatıldı, kutuplaştırıldı. Millette kutuplaşma başlayınca da herkes, kendi partisinin kulağına üflediği sözcükleri dillendirmeye başladı, kimse “ya ortada fol yok yumurta yok, anayasa metinleri yok ben neye evet veya neye hayır diyeceğim” diye düşünmüyor, düşündürülmüyor, insanlar bu konuda kendileri gibi düşünmeyenleri de hemen hain olarak ilan ediyorlar. Toplumların zihninde var olan ve olması gereken aklı selim dediğimiz, yüce akıl sanki  kafamızdan söküp çıkarılmış gibi…  İnsandan aklı selim alındığında ise bu sefer “sürü” psikolojisi hakim oluyor. Toplumdaki insanların her türlü düşünce ve davranışları liderler tarafından manipüle edilebiliyor. Benim aklım, benim fikrimin yerini üst akıl alıyor. Böyle olunca da üst akıl, evet dediğinde evet, hayır dediğinde düşünmeden hayır diyoruz. Bu şekilde beynimizde ve zihnimizde oluşan mutlak itaat kültürü sayesinde üst akılı haşa ilahlaştırıyoruz. Daha önceleri kabul ettiğimiz ve inandığımız kutsal değerlerimizi bir kenara atıyor, bu değerlerin söylediklerine kulaklarımızı tıkıyoruz. Yaşanabilir bir dünya için ilahi kurallar koyan ve ahiret mutluluğumuzu temin babında yasaklar ve mecburiyetler vazeden yüce yaratıcımızın ve sözleriyle, hareketleriyle bize örnek olan onun Rasulünü bir tarafa bırakıyor veya önemsemiyoruz. Üst akıl bir şeye evet deyin dediğinde onun emrine hemen uyuyoruz da, yüce yaratıcımız veya onun Rasulü bir şey dediğinde niye evet diyemiyoruz? Çoğu zamanda her türlü noksanlıklardan münezzeh yüce Yaratıcının ilahi emirleri ve yasaklarını bırakıyor, noksanlıklarla makul kulların emir ve talimatlarına uyuyoruz.

Evet içinde yaşadığımız şu alem de, her şey değişiyor. Bu değişim sonucu hayat bir ivme kazanıyor. Değişimden dolayı meydana gelen tekamül sonucu, insanların hayatı kolaylaşıyor, ihtiyaçları kıt imkanlara rağmen karşılanabiliyor. Üretim araçlarını değiştirerek gelişim sağlayabiliyoruz. Tekniğin değişerek gelişmesi sonucu, makineden otomasyona, ondan bilgisayar teknolojilerine, daha sonra da nano teknolojisine geçişler hep değişimle olmuştur.

Ancak anayasayı değiştireceğiz dediğimizde, önemli olan bu değişikliği kimler gerçekleştirecek? sorusuna cevap vermemizde gerekir. Anayasalar yapılırken metinler önemli olduğu gibi, içeriği, taşıdığı ana tema, kim ve kimler tarafından nasıl bir prosedür izlenerek yapılması gerektiği hususlarında ön çalışmalar da çok önemlidir.

Devam edecek…