Zira anayasayı dikta edecek kurucu irade gerçekten milletin içinden çıkmış, temsilcilerden oluşuyorsa, millet iradesi anayasaya yansır. Yoksa bugüne kadar yapılan anayasalarda olduğu gibi “ben yaparım millet uyar” mantığı ile hareket edilmemelidir. Fikir kökleri batıya bağlı ve batıdan aydınlanan kafaların, bağlı bulundukları batının kokuşmuş değerlerinden harmanlayarak kaleme aldıkları metinlerden bu millete fayda gelmez. Yeni yapılacak anayasa da artık bu millet, kendi geçmiş tarihini, inancını ve kültürel değerlerini yeni anayasa da görmelidir. Artık kolaycı bir mantıkla hareket ederek mevcut ve batı anayasa metinlerini tercüme edilerek alınan metinleri bu milletin önüne getirmesinler.

AK Parti bundan önce de 2010 yılında anayasanın bir kısım maddelerini değiştirdi. Lakin bu değişiklik maddelerini hazırlayan, ana tema fikrini ortaya atan, bil fiil yasa maddelerini fiziki olarak dikta eden AK Partili meclis üyeleri olmadı. Yol, köprü, baraj, hava alanı ihalelerinde olduğu gibi devlet garantili yap işlet devret modelini kullanarak, Prof. Ergun ÖZBUDUN, Prof Zühdü ARSLAN, Doç. Serap YAZICI, F. Hüsnü ERDEM, Levent KÖKER gibi isimlerden oluşan bir kurula hazırlattı. Hazırlayan isimler şöyle bir göz atarsanız içlerinden AK Parti’ye gönül verenler olduğu kuşkuludur. AK Parti’nin önderlik ettiği bir anayasayı onun milletvekilleri hazırlamadı. Hakimiyetin kayıtsız şartsız sahibi kabul edilen halk sınıfından bir fert de yoktur. Elitlerin hazırladığı bir anayasa metni usulen halka kabul ettirildi. Çoğu insanımız da neyi onayladığını bilmeden evet mührünü bastı. AK partili sayın dostlarımız da, üzerinde hiç düşünmeden, fikir dahi beyan etmeden, bu değişiklik maddeleri partinin ilkelerine uyuyor mu uymuyor mu? Bu milletin manevi değerleri kültürünü, maddi değerlerini metinlere yansıdı mı yansımadı mı? Bu soruların, müspet anlamda değerlendirildiğini de göremiyoruz. 60 maddelik bu değişiklikleri incelersek, vatandaşın hayrına dişe tırnağa dokunacak en ufak bir yarar göremedik. Zaten bugüne kadar ki uygulamalara bakarsak, değişiklik maddeleri, sadece tek adamlık saltanatını daha da perçinleştirdiği payandanlardır. Ülkenin bütün kurumlarının yetkilerini tek adam dikta rejiminin eline altın tepside sunmuştur. Şimdilerde dillendirilen yeni anayasa kavramı da ötekilerden farklı olmayacaktır. Kamu oyundaki anketlere ve son mahalli seçimlere bakarak saltanatlarının sonunun yakın olduğunu görenler, kendi hukuksuzlukların, yağma ve talanlarının üstünü kapama gayesiyle, sorumluluklarına yasal kılıf uydurmak amacıyla bu değişikliği ortaya attıkları kanaati hasıldır.

FETÖ’nün siyasi ayağını oluşturanlar ve buna sebep olanlar, halen iktidar koltuklarında oturup da yalandan bu örgütün karşı propagandasını yapar görünenler, elbette ki iktidarları ellerinden gittiğinde FETÖ örgütünün terör ağacına su dökerek büyütenler, hesap vermemek içinde anayasayı değiştirmek istemektedirler.

Şu fani dünyada, bir gün daha fazla iktidarda kalalım diye, bu ülkenin bu milletin geleceğine karanlık perdeler çekilir mi? Elbette ki bu millet üzerlerine kabus gibi çöken çekirge sürülerini defetmeye de müktedirdir.

İktidardakilerin ne zaman başı dara düşse, sıkıştıklarında sorumluluklarını örtbas için kamuoyunu meşgul edecek argümanları kullanmasını çok iyi biliyorlar. Daha dün Gara’daki şehitlerimizin müsebbip ve sorumluları bulunmadan hemen vatandaşın zihnini başka yönlere çekme gayesiyle ortaya atılmıştır, yeni anayasa fikri. En kötü ihtimalle 2023 yılında, önümüzde Türkiye’yi bekleyen bir seçim var.  AK Parti’nin bu seçimler de vatandaşın oyunu alabilmesi de çok zor. Zira uygulanan ekonomik politikaları çöktü. Vatandaş çok zor durumda… Geçim sıkıntısı had safhada… Çalışan kesim karnını doyuramıyor, üretim durmuş vaziyette… Esnaf ve köylü kesimi gırtlağa kadar borç batağına girmiş durumda. Böyle bir ortamda, AK Parti’nin vatandaşın oyunu alması çok zor. Seçim propagandası esnasında, halkın bu dertlerinize çare olacağım diyerek yeniden iktidara gelmesi de mümkün değil… O zaman seçime az bir zaman kala bugün kamu oyunda ortaya attığı, yeni anayasa, adalet reformu, aya insan gönderme, PKK ile mücadele gibi argümanları toptan halkın zihnine empoze ederek, halkın sofradaki yokluğunu düşündürmeden, bombardıman yağmuru altına alarak gerçek sorunları düşündürmemeye yöneliktir. Hele bir de 1921 anayasasında yazılı “devletin dini İslam’dır” Cümlesini ortaya attı mı, bu değişikliğe karşı çıkanları da İslam düşmanı ilan ederek halkı iki kutba ayırarak bulanık suda balık avlamak misali aradan sıyrılmaya matuftur.

Yoksa AK Parti’nin bu anayasayı değiştireceğine pek inancımız yok, aksi düşünülse bile AK Parti’nin yeni bir anayasa hazırlayabilecek hukukçuları bile yok, bu takdirde kendi ayağına kurşun sıkmış olur.

Aziz dostlar; Türkiye’miz bugünde iktidar ve muhalefet tarafından başkanlık sistemi üzerinden, büyük bir sistem kavgası içine çekildi. Sistem tartışmaları da bilimsel ve demokrasi kuralları üzerinden değil, tarafların ürettikleri kavramlar ve sloganlar üzerinden yürütülmektedir. Ülkemiz etrafı ateş çemberi haline dönmüş, her gün canlarımızı kara toprağa veriyoruz. Allahsızlık, kitapsızlık, soysuzluk ve ihanetler had safhaya ulaşmış, ekonomik yönden köylümüz, işçimiz, emeklimiz, esnafımız büyük bir mağduriyet içine sürüklenmiş, artık insanlarımızın yüzleri gülmeyi unutmuş analarımızın, bacılarımızın dökecek gözyaşlarının kalmadığı ve kuruduğu bu ortamda, en azından sistem kavgalarının içine girmemeliyiz. Eski değiştirdiklerimizden ne fayda gördük? Onu düşünmeliyiz.