"Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgârıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çırpıntısı. Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner, güneş çıkardı. Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan, dost, sıcak insan eli, insan emeği miydi? Sevgi iyilikti, sevgi emekti."

Anımsamışsınızdır;Atıf Yılmaz’ın yönettiği, ‘’Selvi Boylum Al Yazmalım’’ filminden bu cümleler.

***************************

Cemşid, Asya, İlyas.

Asya (Türkan Şoray) ; Cemşid ve İlyas arasında tercihte bulunmak zorunda kalır ve aşık olduğu İlyas (Kadir İnanır) değil, kendisine emek veren Cemşit'i (Ahmet  Mekin) seçer.

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un aynı adlı romanından uyarlanan film dünya sinemasında aşk hakkında çevrilmiş en güzel filmlerdendir.

Özetle; ‘’Aşk emektir’’ der ‘’Selvi Boylum Al Yazmalım’’.

********************************

Yeşilçam’ın aşk filmleriyle büyüdü bizim kuşak. Ve halk hikâyeleriyle soluk aldık; Arzu ve Kamber’le, Leyla ve Mecnun’la.

Sevdi mi bütün benliğiyle sevenlerin; olmazı olur edenlerin tutkusuyla.

Türkülerde, bozlaklarda, aşk vardı. Sanat müziği silme aşk şarkılarıydı. Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar ve Zekimiz, Zeki Müren’imiz okurdu o yüreğe kor düşüren güfteleri besteleri ve gidip kara sevdalara kapılmak isterdik bir an önce.

Sonra romanlar geldi: Anna Karanina, Kızıl Ve Kara, Madame Bovary. Ve şiirler, şiirler; aşk şiirleri.

SONSUZLUK

 

Yazar Arthur Miller sinema oyuncusu Marilyn Monroe ile evlenirken evlilik yüzüğünün iç kısmına ''SONSUZLUK BAŞLADI'' diye yazdırmış (gerçi öyle olmadı boşandılar ama).

Ben de aşkın zamanının ‘’sonsuzluk’’olduğuna inandım. Başlar ve sürer; anılarla, emekle, dayanışmayla, paylaşmayla daha da güçlenerek hem de.

Ayrılıkları, küslükleri duyguların yok oluşunu, ihaneti hiç anlayamadım.

 

AŞK POLİTİKTİR

Onca politik, toplumsal olay varken şimdi sırası mı aşkın diyenlere; aşk en politik, en toplumsal konudur diyeyim.

Aşk yaygınlaşsaydı; evlilikler aşkla dolu olsaydı; aşk insan ilişkilerinin temeli olsaydı bunca şiddet, bunca sorun yaşanır mıydı?

Dikkat etmişsinizdir, politikacılar aşktan söz etmiyor aşk konusunda bir vaatte bulunmuyorlar. Basın toplantılarında, meclis konuşmalarında, mitinglerde aşk yok.

Oysa sevgi hepimizin hayatında birinci derece önemli. Sevmek sevilmek isteyen, aradığı aşkı bulamayan o kadar çok insan var ki.

Politika buna kulak tıkıyor.

****************

Her şeyin paraya indirgendiği bir ortamda; insan ilişkileri çıkarlar üzerinden oluşur; evlilikler şirket gibi kurulurken aşk var mı peki?

Aşkı bana soran gençlere,  ‘’Aşk yok derim; aşık var’’.

Sonra açarım konuyu;Siz bir kafede oturur çayınızı içerken kapıdan girip masanıza gelip yanınızdaki sandalyeye oturup merhaba ‘’ben aşk’’ demez, aşk. Siz var edeceksiniz; sevgiyle, kişilik uyumuyla, hayat değerleri benzerliğiyle, duygu düşünce emeğiyle ve her an taze tutmak, geliştirmek için çaba sarf edecek iki apayrı kişiden bir ‘’biz’’ oluşturacaksınız..

Sevgilisi ressam Frida Kahlo, ayrılıklarının ardından bir gün kendisini görmeye gelen devrimci ressam Diego Rivera’ya‘’niçin yanıma geldin?’’ diye sorduğunda;ne diyordu Diego Rivera;‘’Bizi özledim’’

‘’Biz’’ olamayanlar iki kişilik yalnızlıklar yaşarlar. Tene gelen tene gider, kişiliği seven kalır. İnsanda asıl sevilmeye değen şey kişilik değil midir.

*********************

Aşksız kalmayın, aşkınız onurunuzdur onu hiçbir şey için satmayın.