Şu salgın dönemiyle baş etmemde moral destek olan sanat sineması filmlerini izlemeyi tutkuyla sürdürüyorum.

Sinema aşığı olan anneme bana küçük yaşta sinema zevki aşıladığı için minnettarım; sinemayı var edenlere de.

Her sanat filmi, güzellik duygunuzu geliştirmek dışında; ömür katar ömrünüze; yaşam tecrübesi edinirsiniz.

İnsanı, toplumu, kendinizi, hayatın anlamını kavramada ufkunuz açılır; duygusal, düşünsel gelişiminizle olgunlaşırsınız.

BAŞ SAYFA

Pazar akşamı Billy Wilder'ın yönettiği, baş rollerinde sinema tarihinin en iyi ikililerinden Jack Lemmon ve Walter Matthau'nun oynadığı, Baş Sayfa (The Front Page) filmini bir kere daha keyifle izledim.

Film gazetecilik hakkında harika bir hicivdir.

Bu arada Billy Wilder’in gazetecilikteki yozlaşma üzerine çektiği Büyük Karnaval (Ace in the Hole) sinema tarihinin en iyi filmlerindendir.

GAZETE SATIŞLARI DİP YAPTI

Gazetecilikle devam edeyim.

14 Haziran - 20 Haziran haftası acıklı Tiraj Raporu: Toplam gazete satışı: 1.765.580.

Güven sıfırlanmış neredeyse gazetelere.

Mafya, siyaset, ticaret, bürokrasi, medya bağlamında ortaya saçılan pislikleri ve kimi gazetecilerin (!) yaşadığı trajik kirlenmeyi çürümeyi izledik, dinledik.

Üzücü; kahredici.

AVANTACI GAZETECİ

Önem verdiğim gazetecilerden Melih Aşık’ın şu değerlendirmesine katılıyorum:

“Son günlerde para işlerine karışmış gazeteciler gündeme geldi. Bunların sayısı pek çokmuş gibi bir hava da doğdu. Doğru değildir...

Avantacı gazeteci sayısı pek azdır.

Basın emekçilerinin yüzde 99'u küçük maaşlarla çalışan fedakâr insanlardır. Mesleğin saati dakikası yoktur. Durup dinlenmesi yoktur. Hata kaldırmayan meslektir gazetecilik. Sürekli gerilim içinde yaşarsınız.(…) Gazeteci sürekli kamuoyunun denetimi altındadır. O yüzden bu meslekte kötülerin sayısı diğer pek çok mesleğe göre de azdır.

Soysuz gazetecileri kınayalım... Ancak gazetelerde, TV'ler de, internet sitelerinde boğaz tokluğuna çalışan on binlerce emekçi meslektaşların hakkını yemeyelim. (…)’’

NİHAT GENÇ

Bu ülkenin yüz akı edebiyatçılarından, dürüst gazetecilerinden Nihat Genç’in Veryansın TV’de yayınlanan; “Uğur Dündar-Yılmaz Özdil kavgası ve Artı 1 olayı’’ başlıklı yazısından çarpıcı bir bölümle yazımı sonlandırayım:

‘’(…) Çok uzun süren FETÖ'nün işgal ve operasyon döneminde yazdığım konuştuğum yerlerden beş kuruş para alamadım, aldığım en yüksek para, ayda 2 bin lira, yani asgari ücretin de altında, o da şöyle, bir kaç ay alıyorsun dört beş sene bu iki lirayı dahi alamıyorsun. ODA TV'den aldığım para ise, on uzun yıl almadım, son iki senesi belki üç senesi, ayda sadece 'bin lira'... Bizler bu komik ve sadaka ücretlere mahkûm olurken, gün geldi ön cephesinde kavgasını verdiğimiz yayın organlarının arka planındaki yayınevleri yazarlar akıl almaz zenginliklere kavuştular, gözüm yok, daha çok alsınlar.(…)’’

Yoruma ne hacet.

Namuslu, dürüst olmaktan büyük servet var mı?