İnsanoğlunun aklı işine gelmeyeni çok çabuk unutur. Sanki o hadise hiç vuku bulmamış gibi hayat döngüsü akar gider... Ancak hayat denilen olgunun nihayeti olarak dünyadan el etek çekmeyi ifade eden ölüm hadisesi çoğu insanın zihninde zamanla yok olup gitmez, ondan rant elde etmek isteyenler de ölüm hadisesini insan ve toplum zihninde hep diri tutarak veya hatırlatarak toplum nazarında ideolojik menfaat devşirme hayallerini diri tutarlar. Ülke gündeminde kaosa neden olan olayların başında ölüm hadisesi ilk sıradadır. İnsanlar arasında kardeşlik bağlarını koparan, toplumu kutuplaştırarak, ruhları köleleştiren olayların başında ölüm gelir. Takvimlerin silik yapraklarını karıştırıp da geçmişe şöyle bir nazar ettiğimizde; toplum dinamiklerini diri tutarak halk arasında kin ve nefret tohumlarını yeşerten hep ölüm dediğimiz hakikat olmuştur. Kardeşler arası kin ve hasedi başlatan Kabilin kardeşi Habili öldürme olayıdır. İlk kardeşkanı dökülmesi ile başlayan öldürmek, bugüne kadar hep isyan ve savaşların sebebi olmuştur. Birinci dünya savaşı da bir Sırp gencinin tabancasından çıkan mermi sonucu merminin Avusturya - Macaristan veliahdına isabet ederek öldürmesi yüzünden çıkmadı mı?

 

Geçtiğimi günlerde Madımak Oteli katliamının 28. yılı anmaları çerçevesinde, bilhassa defalarca deneyip de sonuç alamayan karanlık ruhlu insanlar temcit pilavı gibi yine 3 Temmuz’dan itibaren aynı senaryoyu sahnelemeye başladılar. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ın Madımak Oteli’ni yakarak 35 kişinin katlinin hesabını sormak babındaki feryatlarını gazete ve TV ekranlarında yeniden dile getirerek, alevi - sünni yarasını kaşıdıklarını gördük. Olayı tezgahlayan yabancı istihbarat örgütleri, Madımak cinayetinden hemen 3 gün sonra 5 Temmuz’da PKK'yı kullanarak sünnilerin yaşadığı Başbağlar Köyü’nü basarak tam 33 vatandaşımızı katlettiler. Her iki olayın seçildiği il de Alevi nüfusun yoğunlukta olduğu Sivas ilimizdir. Maksat bu ilde alevi - sünni savaşını başlatarak Türkiye'nin bölünmesine yönelik bir hareket olduğu açıktır. Ama sağduyu sahibi insanlarımız sayesinde ülkemizin bu kaosa sürüklenmesi engellendi. Daha sonraki yargılamada Madımak Oteli cinayetinden dolayı 33 kişi idam ve 14 kişi de çeşitli cezalar alarak, mağdurların ailelerinin yüreğine bir nebze de olsa su serpildi. Lakin Başbağlar’da katledilenler gariban köylü oldukları için bugüne kadar hiçbirinin faili yakalanmadı.

Hangi nedenle olursa olsun insan hayatı kutsaldır. Herkesin bu dünyada yaşama hakkı vardır. Cenab-ı Hak bile insanları yaratırken hiçbir ayrım gözetmeksizin, o inançlı bu inançsız, o siyah bu beyaz ayrımı yapmamış, hepsini yaratarak rızıklandırmıştır. Lakin insan olarak bizler, öldürülen bizim meşrep ve mezheptense sadece onlara sahip çıkıyor, bizim dışımızdaki öldürülenleri ise yok sayıyoruz. Dikkat edilirse Madımak Katliamı basında ve medyada belli bir kesim tarafından dillendirildiği halde, Başbağlar’da yapılan katliama bigane kaldılar hiç bahsetmediler bile... Bu katliamlarda da her zaman olduğu gibi senin ölün, benim ölüm kutuplaşması hâkim.

Ülkenin sivil ve siyasi kurumlarının görevi, sorumluluk içinde davranarak insanların hayatını tehlikeye sokabilecek, olumsuz ortamların doğmasına engel olmalı ve fırsat kollayanlara da bu fırsatı vermemelidir. Toplumsal olayları bahane edip, vatandaşı kışkırtanlar ise, tam tersine insanlar ölsün, cesetler ortalığa saçılsın diye ellerinden gelen gayreti ortaya koydular. Onlar kandan ve karanlıktan beslenen yarasalar gibiydiler. Ölüm, ölümü tetikleyeceğinden yeni ölümleri de siyasi iktidara karşı, toplumsal bir gösteri haline dönüşeceğini bildikleri için, “Keşke birkaç kişi ölse de olaylar çoğalsa”…  şeklinde talihsiz düşüncelere kapıldılar. Aslında bu karanlık ruhlu ne hikmetse hep başkalarının ölümünü isterler. Kendi ölümlerinin kendilerine faydası olmadığını bilirler. Bu düşüncede olanların psikolojik rahatsızlıkları vardır. Sonunun nereye varacağını, kime ve nelere mal olacağını düşünmezler.

Zira insan olmanın bir özelliği de eylemlerinin sonucunu düşünmektir.  Bu eylem belki o anda öfke tatmini yaratabilir. Ama mantık hâkim olmaya başladığında, hakikat perdesi yavaş yavaş aralanmaya başlar, sebep ve sonuç ilişkisini de düşünmeye ve kavramaya çalışır.

Türkiye’de maalesef bir kısım insanlar nazarında, karşıt görüşlü bir ölüm vakası meydana geldiği zaman önemsiz bir olaymış gibi öldü deyip geçiştirilmekte, kendi düşünce ve yoldaşlarından birisi ölmüş olsa bile öldürüldü denilerek, onun ölümü üzerinden mutlak sorumlular belirlenmekte ve bu bedeni kullanabilecekleri bir kaos ortamı yaratılmaktadır. Unutmayalım ki ölüm, bütün insanları aynı ve eşit hale getirir.