Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa Şartovitz ve Gora şehirlerini zapt ve Bihac Kalesi’nin fethi münasebeti ile sulhun ortadan kalktığı şeklinde mütalâa eden Avusturya kumandanı, Sissekte Hasan Paşa’nın durumu izah için gönderdiği heyeti kaleden aşağı atmış bazılarını da barut fıçılarına bağlayıp fı­çıları ateşlemiş ve onları böylece şehit etmişti. Bu haberi alan Hasan Paşa çok üzülüp mukabil harekete geçmiş ve 1000 Avusturyalı askeri esir almış bunun 300 tanesini İstanbul'a göndermişti. İstanbul'a gelen esirler hususen Avus­turya sefarethanesi önünden geçirilerek teşhir edilmişlerdir.

Hammer tarihinde, bu mevzuda şu satırlara rastlıyoruz. Gün ­be gün artan Osmanlı zaferleri başta İmparator Rudolf olduğu halde bütün Hristiyan âlemini sonsuz
üzüntülere duçar etmiş ve imparator 2. Rudolf yepyeni bir Çan sistemi kurmuş ve bu Çan'a Türk Çan'ı adını vermişti. Bu tertip günde üç defa sa­bah, öğlen ve akşam çalınıyor ve bu çan sesini duyan hristiyanlar kiliselere toplanacaklar ve Osmanlılara karşı zafer ka­zanmak için dua edeceklerdi.

Sinan Paşa sulhun bozulmasından dolayı Hasan Paşa’yı sorumlu tutuyor ve bu yüzden kendisine çok kızıyordu. Bu sebepten Rumeli Beylerbeyliği’ne kendi oğlunu tayin etmiş ve şüphesiz yanlış bir tutumla Hasan Paşa’yı imdatsız bırakıyor­du. Sissek Kalesi’ni muhasarası sırasında yardımsız bırakıl­ması ve Avusturyalıların tazyiki, Paşanın geri çekilmesine sebep oldu. Bu geri çekilme sırasında, 30 bin askeri ile Kulpa nehri
köprüsü üzerinden geçerken izdihamdan ve ağırlıktan çöktü. Birçok asker ve Kanuni Sultan Süleyman Han'ın kızı Mihrimah Sultan’ın sevgili oğlu ve torunu ve bizzat Hasan Paşa sulara gark oldular ve şehitlik rütbesini ihraz ettiler.

Sinan Paşa Macaristan üzerine sefer açmak istiyordu. Bu­nu haber alan İmparator Rudolf iki senelik vergiyi Hünkâra göndermiş ise de, bu sırada Hasan Paşa ve Mihrimah Sultan’ın oğul ve torunlarının şehit oldukları haberi gelmiş ahali dahi galeyana gelerek Avusturya
sefirinin hapsedilmesi için istek­lerde bulunmuştur. Macaristan üzerine yürümeye karar alan Sinan Paşa Avusturya sefirini de yanına almış bulunuyordu. Fakat Sefir yolda öldü. Sadrazam, Beşpre ve Palato
kalelerini teslim aldıktan sonra, Bûdin Kalesi’ne kışlamak üzere yola çıkmıştır. Ancak kış yaklaşması münasebetiyle gerek kara gerekse deniz savaşlarına ara vermek âdetken, böyle bir ni­yet görmeyen asker söylenmeye başlamış ve ilk fırsatta ge­ce Sinan Paşa’nın çadırının iplerini kesiver işti. Bu, sefere devam etmiyoruz, kışlamak zamanıdır demekti. Sinan Paşa bu sebepten Belgrad’a gitmeyi münasip gördü. Bu
arada Kir­li Hasan Paşa, Avusturyalıların bazı hücumlarına maruz kal­mış ve birkaç tane küçük kale düşmanın eline geçmişti. Si­nan Paşa, Dersaadet'e haber göndermiş, asker gönderilmesi talebinde bulunmuştu. Hünkâr 3. Murad yayınladığı iradesiyle hem Kırım Hânı Gazi Giray hem de Yeniçeri Ağasını birçok askeri, yardımla vazifelendirmişti.

Sirme sahrasında bütün kuvvetler toplanmış, Kırım Hânı dahi gelmişti. İslâm askeri Tuna nehrini geçip Rab şehri ve kalesini muhasara etmişti. Müdafii askerler 20 gün sonra, dayanamayacaklarını anladıklarından eşya ve silâhlarını alıp gitmek şartıyla kaleyi teslime razı olduklarını bildirdiler. Bu istekleri kabul edilip
gitmelerine müsaade olundu. Bu kalenin teslim alınmasından İslâm askerine birçok top, mermi ve er­zak kalmıştır. Papa kalesi, bir tek silâh patlatılmadan teslim alındı. Bundan sonra İslâm askeri, kışlamak
üzere Budin Kalesi’ne çekildi. H.1002/Milâdî 1593

SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD HAN'IN VEFATI
Tarihler Hicrî 1003 - Milâdî 1594 yılını gösterirken 3. Murad Hazretleri Sultan Hanımlardan birini Halil Paşa ile evlendirdikten sonra, yorgun bedeni iyice halsizleşti. 21 yıl süren saltanatın da ordusu hep savaşmıştı. Kâh zafer sevinci, kâh mevzii muvaffakiyetsizlikler bu
hassas bünyeli padişahı hırpalıyordu. Bunlar yetmiyormuş gibi bir yandan Safiye Sultan'ın devlet işlerine karışmasını önleme gayretleri, öte yandan Sokullu Mehmed Paşa ve Osman Paşa’dan gayrı
Sadrazamların başarısızlıkları, birbirlerine karşı rekabetleri, meydan savaşlarında arız olan yorgunluklardan daha fazla idi. İşte bu talihsiz padişah tarihçilerce pekiyi anlaşılmamış, dünyanın o güne kadar hiçbir devletinin sahip olamadığı büyüklükteki devleti gün geçtikçe kalitesi düşen devlet adamlarıyla idare etmenin zorluğunu hep şahsında hal etme durumunda kalrnıştır. Tarihçiler, Padişah Hazretlerinin çok çocuğu var diye bile, kötü görmek eblehliğine düşmüşlerdir. Bu adamlar hiç duymamışlar mı ki, İki Cihan Serveri
buyurmuşlardır: «Evleniniz, çoğalınız ben kıyamet günü sizin çoklunuğuzla övüneceğim.»

Hazreti Padişah Yalısı’nda oturmuş, Boğazdan geçerken adet üzere top atışı ile selâmladılar. Bu küçük gemilerin toplarının sesinden, Yalının bütün camları kırıldı ve Hazreti Padişahın şöyle söylediği duyuldu “Eskiden donanmanın bütün gemileri beni selâmlamak için
toplarını gürletirler de bir tek cam kırılmazdı. Şimdi iki küçük geminin topları, bütün camları kırdı, camlar eski camlar o zaman bu hâl nedir?” dedikten sonra gülümsedi... Ve ölümünün yakınlaştığını
idrak şuuru içinde Rabbine yöneldi. Dualar etti etti ve Devleti Osmaniye'nin 24 milyon kilometrekare büyüklüğündeki mesahasından, bir türbe içinde üç arşınlık bir toprağın ebediyete kadar sahibi olarak bu âlemi terk eyledi.

Cenab-ı Hakk mekânını cennet eylesin. Allah rahmetini esirgemesin. FİEMANİLLAH