Genç adam yoğun iş temposundan iyice bunalmıştı...

Vakit akşama yaklaşıyordu; ama mesai kavramına çok yabancı olduğu için evine ne zaman gideceği belli değildi.

Başını iki elinin arasına aldı, gözlerini sıkıca kapadı.

Çok para kazanıyordu, yöneticiydi...

Birçok insanın imrenerek baktığı bir konumdaydı.

Ama yaşadığı hayatı, hayat olarak görmüyordu.
“Bu ne biçim hayat böyle!” diye söylendi kendi kendine.
 

*                        

Hafta sonları dahi evine gidemiyordu.

Toplantılar, iş seyahatleri, yazışmalar ve koşuşturmacayla geçen bir hayat.

Ailesine vakit ayıramıyordu.

Pek çok yakın dostunun adını dahi unutmuştu.

*
Bu karamsarlık içinde kıvranırken, birden çekmecesindeki küçük radyosu aklına geldi.

Radyoyu açtı...

Yayınlanan müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti.
Müziğin ardından yaşlı bir adamın konuşmasıyla istemeksizin radyoyu kapatmak istedi.

Ama birden durdu.

İlginç bir teoriden bahsedeceğini söylüyordu adam. “Bin Misket Teorisi”ni anlatacaktı.
Merakla dinlemeye başladı...
Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım. Ortalama bir kişinin yetmiş beş yaşına kadar yaşadığını varsayalım. Biliyorum, bazıları daha çok, bazıları daha az yaşar.
Ama biz yetmiş beş yıl yaşadığını düşünelim. Bir yılda 52 hafta olduğu için, 75’i 52 ile çarptım ve ortalama ömre sahip bir insanın tüm hayatında yaşadığı cumartesi sabah sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım.
Şimdi beni iyi dinleyin. En önemli kısmına geliyorum. Bütün bunları ayrıntılı olarak düşünmeye elli beş yaşında başlamıştım. Yaptığım hesaba göre bu yaşa kadar 2180’in üzerinde cumartesi yaşamıştım ve eğer yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam, yaşayacağım cumartesi sayısı sadece bin adet olacaktı.
Bir oyuncak dükkânına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım. 1000 adet misketi bir araya getirmek için üç tane daha oyuncakçı dükkânını ziyaret ettim. Bunları eve getirdim ve atölyedeki radyomun yanında duran büyük, şeffaf bir kavanozun içine hepsini doldurdum.

O günden sonra, her cumartesi kavanozdan bir tane aldım. Misketlerin azaldığını gördükçe, hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla düşünmeye başladım. Anladım ki, dünyadaki zamanımın akıp gittiğini görmek kadar önceliklerimi düzene koymama hiçbir şey yardım edemez.

 

*

Yaşlı adamın anlattıkları o kadar etkiliydi ki, genç iş adamı adeta dünyadan kopmuş, radyoya kilitlenmişti.
Yaşlı adam şu cümlelerle konuşmasını tamamladı;
Programı kapatmadan önce şimdi size son bir şey anlatacağım. Bu sabah kavanozun içindeki son misketi de aldım. Eğer önümüzdeki cumartesiye kadar yaşarsam, bana biraz daha zaman verilmiş olacak. Unutmayın, hepinizin kullanabileceği en önemli şey, biraz daha fazla zamandır.

 

Kıssadan hisse:
 
Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların için değil, yapamadıkların için üzüleceksin.

Zaman yaşamdır.

Zamanın değerini bilen, onu hakkıyla değerlendiren insan yaşıyor demektir.

Zaman, geri döndürülmesi, depolanması ve durdurulması olası olmayan kıt bir kaynaktır.

Halatları çöz...

Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
Rüzgârı yakala, araştır, düşle, keşfet!..