Aşık Veysel, Aşık Mahsuni Şerif, Neşet Ertaş; onlar benim halk müziği ustalarım, bilgelerim.

Abdal geleneği, aşıklar geleneği onlarla yaşamış.

Anadolu’nun engin gönlü, bilgeliği; örfü, adeti, adabı; aşkı, sevdası, yarenliği; sılası, göçü, gurbeti; hasreti, kederi; mazlumluğu, mahzunluğu; memleket ve halk sevdası; neşesi, düğünü derneği; yası, cenazesi; Mecnun’luğumuz Leyla’lığımız; dut ağacından sazda türkü, bozlak, uzun hava olup yankılanmış.

Anadolu türkü dolu; biz türküleriz, türkülerdeyiz.

GARİP AŞIK

Aldım elime limonlu çayımı oturdum bilgisayarın başına; içimde hülyalar, hatıralar, ürpertiler..

1957'de İstanbul Şen Çalar Plak'tan çıkan ilk plağındaki,  "Neden garip garip ötersin bülbül"ü dinleyerek başlıyorum;  ‘’Gönül dağı’’, ‘’Evvelim Sen Oldun’’, ‘’ Sen Benimsin, Ben Seninim’’, ‘’ Karadır Şu Bahtım Kara’’, ‘’Yalan Dünya’’, ‘’Yazımı Kışa Çevirdin’’, ‘’Hata Benim Günah Benim Suç Benim’’ ve nicelerini dinliyorum.

Hayattan, yaşanmışlıklardan ilhamla bestelenmiş, o yüzden de kanlı canlı; içimize işleyen türküler…

Neşet Ertaş demiş bunu zaten; ‘’ben türkü yapmıyorum, başımdan geçenleri mırıldanıyorum türkü oluyor’’.

Dala dala, dura dura; 9 yıl önce 25 Eylül 2012'de hayatını kaybeden Neşet Ertaş’ı yazmaya çabalıyorum.

"Beni 6 yaşındayken zille başlattı babam. Hem köçeklik yapardım, hem zil çalardım. Darbuka da çalardım. Babam saz çalardı, ben onun yanında saz çalamazdım. Abim keman çalıyordu, ben de cümbüşe başladım." diyen; Kırşehir'in Çiçekdağı ilçesine bağlı Abdallar (Kırtıllar) köyünde 1938'de dünyaya gelen Neşet Ertaş ne okula gidebilmiş, ne müzik eğitimi almış ama bir büyük şansı var; bozlak geleneğinin  saz ustalarından babası Muharrem Ertaş ona usta olmuş.(Ertaş'ın ilk çalgısı  annesi Döne Hanım'ın çamaşır tokacına tel takmak suretiyle yaptığı oyuncak bağlamaymış.)

*******************************

Baba oğul Kırşehir'in ilçeleri, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Yozgat ve Kayseri'de köy köy gezerek düğünlerde saz çalmışlar.

Neşet Ertaş böyle böyle önce çırak olmuş müziğe; zamanla pişmiş, ustalaşmış; o eşsiz yeteneğinin de katkısıyla kendi sözlerini, tınılarını, bağlamadaki tavrını edinmiş; ünlenmiş.

Dile kolay; 400 plak ve birçok kaset yayınlamış; radyo programları yapmış; gazinolarda çalışmış; konserlerde çalmış;  şiirlerinde ‘’Garip’’ mahlasını kullanmış.

Bu nasıl bir emektir, azimdir, yaratıcılıktır.

Hakkıdır yani; UNESCO’ca, 2010'da "Yaşayan İnsan Hazinesi" olarak kabul edilişi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından 2011'de fahri doktora unvanı verilişi.

Ve Ertaş’ın alçak gönüllüğüne somut örnek:

Demirel'in cumhurbaşkanlığında, "Devlet Sanatçısı" unvanını; " Hepimiz bu devletin vatandaşıyız, bu memleketin sanatçısıyız. Ayrıca bir 'devlet sanatçısı' ne demek? Ben burada bir 'ayrım' gördüğüm için kabul etmedim." diyerek reddetmiştir.

BOZKIRIN TEZENESİ

Tezene, kiraz ağacı kabuğundan yapılan, bağlama, saz gibi çalgıların çalınmasında kullanılan bir mızrap. Ayrıca bağlama çalarken yöreden yöreye göre değişen tellere vurma biçimi de tezene olarak adlandırılır.

Neşet Ertaş’a ‘’Bozkırın Tezenesi’’ denmesi, onun halk müziğindeki büyük ustalığının yanı sıra; halka mal oluşunun, halkı türkülerle yansıtışının da ifadesidir.

*************************

Halk müziği sadece bir müzik türü değildir.

Anadolu’nun engin gönlü, bilgeliği, yaşam felsefesi, ahlakı, kadim kültürü, adabı, görgüsüdür.

*******************

Neşet Ertaş’ın ruhu şad olsun.

Bana kattığı müzik değerleri, estetiği için minnettarım.

Sazlar yapıldıkça, türküler yakıldıkça, çalınıp söylendikçe var olacak büyük halk aşığımız.

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.