İlk bisiklet 1839 yılında icat edildi. Osmanlı topraklarına ise ilk bisiklet 1885 yılında geldi. Thomas Stones isimli bir Amerikalının bisikletle Osmanlı topraklarında yaptığı seyahat gazetelerde neşredilince büyük ilgi çekti. Haber Tarik Gazetesi’nin 31 Ağustos 1885 tarihli sayısında şöyle geçiyor: 

“Mösyö İstefanis adında bir Amerikalı’nın velospid ile seyahat ve Dersâa’det’e muvasalatıyla (ulaşmasıyla) buradan dahi hareket ettiğini yazmış idik. Ankara’dan yazıldığına göre mûmâ-ileyh İzmit’ten 5 günde şehr-i mezkûra muvasalat ve Vali Paşa hazretleri ile memûrin-i vilâyet ve binlerce ahali merkûmun hareketini temaşa etmişler ve merkûm kendisine yapılan rica üzerine 3 defa şose üzerinde velospid ile yürüyüp 1200 yarda mesafeyi 2 dakika 14 saniyede kat etmiştir. Merkûm bilahare vali paşa hazretleri ile memûrin-i vilâyetten veda idüp Yozgat’a mütevecciye-i azimet olmuş (yönüne gitmiş) andan dahi Sivas’a azimet etmiştir.”

Yine 1889 yılında Amerika’dan Avrupa’ya gelen Oglesbe ve Horacey adlı iki Amerikalı bisikletçi, 4 Haziran 1889 tarihinde Paris’ten İstanbul’a bisikletle bir gezi düzenlediler. Böylece bisiklet Osmanlı topraklarında tanınmış oldu ve ilk bisikletler Avrupa’dan sipariş edildi. Türkiye’de ilk bisiklet yarışması 15 Mayıs 1895 Çarşamba günü İzmir Bornova’da yapılmış. İzmir’de yayımlanan Ahenk Gazetesi’nin verdiği habere göre o gün altısı bisiklet, dokuzu yaya koşu olmak üzere on beş yarışma düzenlenmiş. İzmir’de yapılan bu yarışmalardan sonra 18 Ağustos 1895 Pazar günü İstanbul’da da ilk bisiklet yarışması yapılmış. Tarabya’da yapılan yarışmaya sadece gayrimüslimler katılmış. Halk kullanımı güç olduğundan bisiklete çok olumlu bakmamış ve ona şeytan arabası adını takmış. Bisikletin posta ve polis teşkilatında kullanılmasıyla birlikte artık bisiklet fayton gibi tramvay gibi normal bir araç olarak algılanmaya başlanmış.

1895 Eylül ayında İzmir’deki Ahenk Gazetesi’nde, “Velospid” başlığı ile şu haber verilmiş:

“Karşıyaka velospitçileri arasında, geçen hafta üç madmazel ile bir madam meşhur oldu. Kadınların gizlice talim etmekte oldukları işitiliyordu. Bize gelen bilgilere göre kısa bir süre sonra 40-50 madmazel ve madam işte o tarif ettiğimiz şoseler arasında seyyar çiçekler gibi görünecekler… Müslüman bisikletçilerin sayısı da haliyle çoğaldı. Avrupa’ya son sistem olmak üzere sipariş ettikleri velospitler 5-10 gün sonra gelince Müslüman velospitçilerin sayısı da otuzu geçecektir. Yeniden on beş kişi kadarı öğrenmeye çalışmaktadır.”

 

Türkiye’de bisikletle ilgili basılan ilk kitap, bir seyahatnameydi. Ahmed Tevfik’in 1316’da (1900) yayımladığı “Velosiped ile Bir Cevelan (Hüdavendigar Vilayeti Dâhilinde)” isimli 126 sayfalık kitap, İstanbul-Bursa arasında bisikletle yapılan bir gezinin öyküsünü anlatır. Ahmed Tevfik, önsözde bisikletin yararları, sağlıkla olan ilişkileri ve adabı üzerinde durduktan sonra şöyle devam eder:

“Mesela bisikletinize binmiş gidiyorsunuz. Karşıdan tanımadığınız birisi de aracı ile geliyor. Bir boru sesi ya da çıngırağın uzun bir ahengi ile onu selamlamak mecburiyetini hissedersiniz. Bazen selam ile kalmayıp çark ederek ya da manevra yaparak, beraberce yola devam edersiniz. Bu suretle sohbet edip ahbap olursunuz. Yahut her ikiniz de inerek ‘nereden teşrif?’, ‘Siz ne cihete yahu?’ gibi kelimelerle konuştuktan sonra, makinelerinize binersiniz.”

1896 yılında İstanbullu Müslüman bisikletçiler yakın şehirlere bisikletle gitmeye başlamışlar. O yılın Haziran ayında İstanbullu Şakir Bey, üç arkadaşıyla İstanbul’dan Bursa’ya, oradan da 7,5 saate Bandırma’ya gitmiş. İlk bisikletler Selanik şehrinde yaşayan özel girişimciler Leon Efendi ve ortağı Papazyan efendinin bisiklet ithalatçılığıyla uğraşan şirketi tarafından getiriliyormuş. Daha sonra bisiklet, Osmanlı'da yaygınlaşmaya başladı ve ilk olarak Selanik, İzmir ve İstanbul gibi batı şehirlerinde kullanıldı. Bisiklete olan tutkusu sebebiyle düzenlenen birçok yarışta birincilik kazanarak spor tarihine geçen Cavit Cav ise tarihimizin ilk bisiklet fabrikasını kurdu ve bu alanda öncü oldu.

 

Cavit bey 1924 yılında ilk kez resmi İstanbul ve Türkiye bisiklet Şampiyonalarına katılır. Bu yarışmalarda birinci olduğu gibi, “sürat” ve “dayanıklılık” olmak üzere iki ayrı kategoride düzenlenen Türkiye Şampiyonası’nda da birinci olarak adını tarihe yazdırır. Taksim’de Topçu Kışlası bahçesinde bisiklet yarışmalarını izlerken olimpiyat seçmelerinin yapıldığını duyar. Ani bir karar ile seçmelere katılır ve birinci olur. 1924 yılında Paris’te düzenlenen 1924 Yaz Olimpiyatları’nda ilk milli formayı giymek için yola çıkar. Bisikletin yarış komitesi tarafından verileceğini sandığı için bisikletsiz olarak Paris’e gider, Paris’e ulaştığında maalesef bisikleti olmadığı için yarışlara katılamayarak büyük bir hüsran içinde geri döner. 1924 Olimpiyatları’ndan alınan ders ile Türkiye’de bisiklet sporunun dünya standartlarına uygun hale gelmesi için çalışmaya başlar.

Cavit Bey Mecidiyeköy'de bir bisiklet atölyesi kurar. 1933 yılına geldiğinde Cavit Cav atölyesinin ismini Cav Bisiklet Fabrikası olarak değiştirip bütün birikimini bu fabrikaya yatırır. Bu fabrika, boyahane dökümhane ve makine bölümlerinden oluşuyordu ve bisikletler, lastikler hariç, yüzde 100 yerli hammaddeden üretiliyordu. Bu arada Kazım Karabekir Paşa, ikiz kızları dünyaya geldiğinde, “Şu çocuklar için bebek arabası var mı? Bu arabaları hep ithal mi edeceğiz? ” diye sorar bunun üzerine Cav yerli bebek arabasını da üreterek bir ilke daha imza atar. Ankara’da o dönem engelli bir çocuğun yardıma ihtiyacı vardır ve Cavit Cav ilk yerli tekerlekli sandalyeyi üreterek hayatını adadığı ilklere bir yenisini daha ekler. Böylece Türkiye’de artık tekerlekli sandalye de üretilmektedir. Fabrikanın üretim kalemleri içinde sepetli bisikletler, üç tekerlekli bisikletler, vitesli bisikletler, bebek arabaları, çöp arabaları, tekerlekli sandalyeler, bebek arabaları, vardır. Bütün ömrünü Türkiye’de bisiklet sporunun gelişmesine adayan Cavit Cav ömrünün son günlerinde hastanede yatarken gazetede tıp öğrencilerinin kadavra bulmakta zorluk çektikleri haberini okur ve bedenini kadavra olarak bağışlar bu Türkiye’nin ilk kadavra bağışıdır. Cavit Cav’ın ibret alınacak bir hayat hikâyesi varmış kendisini rahmetle anıyorum.