Ülkemizde son iki haftadır gündem bebek ölümleriyle çalkalanıyor. Savaş desen yok, bir terör eylemi yahut toplu bir katliam sonucu gerçekleşen bir mesele değil.

Antalya’da üç aylık Elif Ada bebek annesinin birlikte yaşadığı şahıs tarafından dövülerek öldürülüyor. Gaziantep’te üç aylık bir yavru öz babası tarafından öldüresiye darp ediliyor. Son haber Yozgat’tan, bir anne… Bakın burası çok önemli ‘anne’ bir aylık evladını sobada yakarak öldürüyor. İsmini cefakâr, vefakâr bir rol model olan annelerden almış “Anadolu” coğrafyasında geldiğimiz noktada şahit olduğumuz şey kendi evladını sobada yakarak öldüren bir anne müsveddesi. Milli şairimiz Rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un, “Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta. Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi” ifadesi geliyor aklıma. Sırtlanlar bile masum kalır bu insanların yanında. Günümüz toplumunda kadına yönelik şiddet, taciz, cinsel istismar gibi korkunç meselelerin önüne geçmeye çalışırken bir de bu çirkin, vicdansız zihniyetin elleri kundaktaki bebeklere uzandı. Buradan anlıyoruz ki aslında kötülüğün bir cinsiyeti yok.

Bahsetmiş olduğum bu haberler bir filmde kurgu olarak canlandırılsaydı eminim ki birçoğumuzun kanı donar ve izleyemezdik. Akıl sınırlarını zorlayan cinsten bir zalimlik bu… Siyasi, politik, toplumsal ya da şahsi bir kinin, intakımın neticesinde gerçekleşen bir zulüm değil. Kendi çocuklarını öldüren katil anne ve babalar… Nedensiz. Saf kötülük.

“Efendim bu insanlar psikolojik hasta, o an cinnet geçirmiş bilmem ne…” Geçelim bunları. Öyle bir adalet sistemi olmalı ki masum bir canlının kılına zarar gelse yer yerinden oynamalı. Bu canileri hapse tıkmak çözüm değil. Kaldı ki bu ülkede iyi halden yırtıp adliyede davul zurnayla karşılanan ve günün sonunda aynı havayı soluduğumuz pislikler var. ‘Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, çocuk istismarcılarını kimyasal madde ile hadım etmeyi öngören yasayı onayladı.’ Bize böyle caydırıcı cezaların uygulandığı hukuki bir sistem gerek. Tüm bunların yanında Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın önderliğinde, uzmanların onayı ile yalnızca ruhsal ve toplumsal olarak ebeveyn olmaya hazır kişiler çocuk sahibi olmalı. Anne baba olmak herkese verilen bir hak olmamalı. Bir diğer mesele ise eğitim. Kontrollü ve bilinçli olarak dünyaya getirilmiş nesillerin vatana millete faydalı, vicdanlı bireyler olabilmeleri için ahlaki temeller üzerine inşa edilmiş bir eğitim almaları gerektiğini düşünüyorum. Nitekim insanlıkta sınıfta kalmış bir toplum hiçbir alanda ilerleyemez. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: "Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar."