Ülkemizde İngilizce dil öğreniminin okullarda yeterince verilip-verilmediği konusunda oldukça çelişik görüşler var. Ama hayatın içine baktığımızda; uluslararası bir ticaret ve bilgisayar dili olan İngilizce konusunda, oldukça geri kaldığımız da anlaşılıyor.

Bugün Türkiye’de kaç kişinin İngilizce bildiği konusunda bile bir netlik yok. Bu konuda TÜİK ve Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurarak doğru sonucu almaya çalışan özel bir dil kursunun yöneticileri, ne yazık ki hiçbir doyurucu bilgiye ulaşamamışlar.

Bu durumda kendi araştırmalarını kendileri yaparak sonucu almaya çalışan özel eğitim kurumu yönetimi; ülkemizdeki değişik bölgelerde 3.070 kişi ile birebir görüşerek, aradıkları sonuca ulaşmışlar.

Bu eğitim kurumunun çıkardığı Türkiye Dil Haritası’na göre; ülkemizin yüzde 1,95’i ileri, yüzde 7,98’i orta seviyede İngilizce biliyor. Bu rakamların Türkiye nüfusuna oranlanmasında ise; yüzde 1 gibi komik bir rakama ulaşılıyor. Çünkü AB ülkelerinde yeterli seviyede İngilizce bilme oranı; yüzde 50’lerin altında hiç değil…

                                TURİST REHBERLERİMİZ DE OLMASA..!

Görülüyor ki; ülkemizde ciddi anlamda bir yabancı dil sorunu var. Bunu bir örnekleme ile kanıtlamaya çalışacağım şimdi…Devlet okullarında ilköğretim 4.sınıftan başlayarak liseyi bitirene kadar İngilizce eğitim görmüş çocuklar var çevremde yakından tanıdığım…Değil İngilizce konuşmak, kelimeleri bile doğru dürüst okuyamıyor bu çocuklar…

15 Yıl öncesinin yakın geçmişinde; Bursa Anadolu Lisesi’nde okuyan bir öğrenci, bir turist ile rahatça konuşabilecek ve birine derdini anlatabilecek seviyede İngilizce bilirdi. Avrupa’da mektup arkadaşları bulunur ve yazları da yabancı çocuk konuklar gelirdi evlere İngilizceyi geliştirmek için…

Şimdi ise; eğitim sistemindeki bazı aksaklıklar nedeni ile değil lise öğrencileri ve mezunları, üniversiteyi bitirenler bile bir yabancı ile anlaşabilecek dil seviyesine ulaşamıyorlar. Garip olan da bu zaten…Bu ülkede kime sorsan İngilizce biliyor ama iş başa düşünce, herkes kapı-duvar oluyor çoğunlukla…

Özgeçmişlerinde “İngilizce bilir” gözüken birçok kişinin, bu dili iyi bilen biri karşısında kem-küm ederek hiçbir alt yapısının olmadığını göstermesi de, bunun somut göstergesi sayılabilir. İş görüşmelerinde sıklıkla rastlanır bir sahne oldu bu artık…İngilizce bilmeyi  “I am going to scholl” düzeyi olarak kabul edenler, “ben İngilizce biliyorum” diyebiliyorlar bu ülkede…

Bereket ki; bu ülkede 60 bine yakın turist rehberi var. İngilizce başta olmak üzere Almanca, Fransızca ve İspanyolca konuşabilen…İstatistikleri onlar yükseltiyor zaten…Bir de yabancı dil öğretmenleri…En önemlisi de; tamamen İngilizce eğitim yapan ODTÜ gibi üniversiteler…

                       İSTATİSTİKLER YALAN SÖYLEMEZ HİÇBİR ZAMAN..!

İstatistiğin  bir bilim dalı olduğuna da yürekten inanıyorum. İstatistikler asla yalan söylemez.

Şimdi arşivlerime giren 2016 tarihli bir başka istatistiki bilgiyi de görüşlerinize sunmak istiyorum. Ekşi Sözlük; Türkiye’de 100 bin kişi advanced (ileri), 150 bin kişi upper intermediate (orta yüksek), 250 bin kişi intermediate (orta) ve 11 milyon 500 bin kişi de beginner (başlangıç) seviyesinde İngilizce bildiğini yazıyor. Yani 80 milyonluk ülkede 12 milyon kişi İngilizce biliyor veya öğreniyor.

Şimdi bu konuda ülkemizdeki iş ve yönetim dünyasına bakalım isterseniz…Sanayicilerimizin çoğu yabancı dile duyarsız…Yanında çalıştırdığı genç personel ile firmasının dil sorununa çözüm bulmaya çalışıyor.İkinci kuşak sanayicilerin bulunduğu firmalarda ise; dil sorunu yaşanmıyor çok fazla…

Bu arada başta milletvekillerimiz olmak üzere birçok yetkili ve bürokratın CV’lerinde yabancı dil olarak İngilizce bildiği yazıyor. Ama bu referansa rağmen birçoğu, uluslararası toplantılara yanına tercüman alarak gidiyor. İşte ülkemizde bir de böyle bir dil sorunu var.

Şimdi bu görüşler ve bilgiler doğrultusunda bu gerçeği gündeme getirmek gerek…Kime sorsak İngilizce biliyor ama konuşamıyor/yazamıyor.

Nedeni ne acaba bu sorunun…Sayalım isterseniz…

Sık-sık değiştirilen eğitim-öğretim sistemi mi… İlgisizlik mi yoksa okulların planlama hatası mı…Yeterli eğiticimizin olmaması mı…Ya da vurdumduymazlık mı..?

Söyleyin bakalım…Hangisi sizce..?  

ÖZLÜ SÖZLER: Başlangıcı olan bir şey, nasıl olsa bir gün biter. (Quintilian)

-------------------------------------------------------------------------------------------------

                    BURSALI BİR SANAYİCİNİN İNGİLİZCE

                           ÖĞRENME HİKAYESİ…

Yıl 1992…Bursa’nın başarılı sanayicilerinden biri ile; ticari anlamda bir Avrupa seyahatine çıkmıştık. Önce Almanya ardından tren ile Fransa’ya geçmek ve Paris’teki bir fuarı ziyaret etmek amacındaydık. O zamanlar Schengen vizesi yoktu ve gidilecek her ülkenin kendi konsolosluğundan vize almak gerekiyordu. Bizde Almanya ve Fransa vizeleri almıştık. Belçika vizesi almak aklımıza gelmemişti.

Önce Almanya’ya ulaştık, oradan da Fransa’ya gitmek için Köln’den bir trene bindik.

Paris’e giden tren Almanya sınırından çıktıktan sonra, Belçika sınırlarına girmişti. İşte bu sınır bölgesinde vize kontrolü yapan polisler pasaportlarımıza baktıklarında; Belçika transit vizemizin olmadığını söyleyerek bizi trenden indirmeye çalıştılar.

O anda yabancı dili hiç olmayan sanayici arkadaşım, eliyle birkaç hareket yapıp Türkçe olarak “2 Ülke vizemiz var, neden ineceğiz ki bu trenden, nerede insan hakları” falan derken, polisin sert bir tavrı ile karşılaştı. Ben daha “ne oluyor “ demeye kalmadan da bir itiş-kakış da yaşandı. Araya girdim ve transit vize sorunu konusunda, polisleri ikna etmeye çalıştım. Bereket ki; o günlerde sevgili dostum İsmail Kemankaş ile birlikte çıkardığımız “Bursaspor sen çok yaşa” isimli bir kitap vardı evrak çantamda…

Türkiye’de bir gazeteci- yazar olduğumu basın kartım ile birlikte bu kitabı da göstererek kanıtladığımda; polislerin tavrı değişti ve polislerden birinin sporsever bir Türk komşusu için kitabımı imzalatmak istemesiyle de olay tatlıya bağlandı.

Ama yaklaşık 30 yıl önceki bu tatsız olaydan sonra; Bursalı sanayici arkadaşım hemen İngilizce öğrenmeye karar verdi ve dönüşte o dönemde kentimizdeki ünlü yabancı dil kursu ÇAĞDİL’e yazılarak, kısa sürede derdini anlatacak kadar yabancı dil öğrendi. Aynen “bir musibet, bin nasihatı önler” örneğindeki gibi…