Artık dünyanın gelişmiş ülkelerinde yaşayan insanlar, beslenirken zehirlenmek istemiyor. Tükettiği gıdayı, suyu ve sütü soruyor, soruşturuyor, ondan sonra sofrasına/masasına koyuyor. Biliyor ki; sağlıklı ve güvenli gıda tüketmemenin ağır bir faturası var. Ülser gibi, kanser gibi, üreme hastalıkları, katarakt ve alerji gibi rahatsızlıklar sağlıksız beslenmenin faturasını yaratıyor.

Bu gibi olumsuz sonuçlar karşısında; zaman- zaman ikilemler içine girerek “bugün ne yesek” tümcesini, “bugün ne yemesek de sağlığımızı korusak”  noktasına getiriyoruz kendimizi ister-istemez.

Yani; gıda güvenliği konusunu yeniden ele almanın zorunluluğuna ulaşıyor herkes…Artık dünyanın gelişmiş ülkelerinde yüzde 100 gıda güvenliği olmazsa olmaz bir kural…

Çağdaş ülkelerdeki insanlar: sağlıklı ve güvenli gıda konusunda asla riske girmiyor.

Ama ya bizim ülkemizde..?

İşte size güzel bir örnek olay…Hem de ihracat ayağı da var bu olayın….

                  SIRA DIŞI BİR ZEHİRLENME HİKAYESİNİN ÖZETİ

Şimdi size ciddi bir sorum var: bir insan maruldan zehirlenebilir mi ?

Bu sorunun cevabı genellikle “hayır” olmalı değil mi ?

Ama bu ülkede ve belki de bu şehirde; kimyasallarını derelere bırakan bazı fabrikaların atık suları ile sulanarak yetiştirilen bir maruldan zehirlenebiliyor insan…

İşte size zehirli kimyasallarla sulanmış ve yeterince temizlenmeden/dezenfekte edilmeden masaya konulmuş aysberg türü bir marulun yarattığı bir zehirlenme hikayesi…

Hikayenin kahramanı; Bursa’ya mal almak üzere gelecek Belçikalı bir iş insanı…

Olayı sıcağı-sıcağına yaşayan ve bana anlatan da, Bursalı bir sanayici…Yakın bir geçmişte yaşanan marul ile zehirlenme olayını şöyle anlatıyor ihracatçı iş insanımız: ”Akşam saatlerinde Brüksel’den İstanbul’a gelen müşterimizi, havalimanında karşıladım. Müşterimiz yorgun olduğu için mecburen İstanbul’un Avrupa yakasındaki lüks bir otele yerleştirdim. Müşterimi akşam yemeği için saat 21.00 gibi otelinden alarak Kumkapı’ya akşam yemeğine götürdüm. Bir balık restoranında; masayı bildik gıdalarla donattım. Beyaz peynir, karides güveç, kalamar, patates kızartması gibi bizlere özel siparişler verdim yakın gelecekteki iyi müşterim için... Bir de ortasından kesilmiş tam bir Aysberg türü marul salatası geldi masamıza... Lüfer ve palamut balık siparişleri ile, ana yemeği tamamladık. Müşterimle birlikte aynı yiyecekleri yedim ben de…Gece yarısına doğru müşterimi kaldığı otele bıraktım. Sabah müşterimi alıp Bursa’daki fabrikamıza getirmek için saat 08.30 gibi otele gittim. Ama resepsiyondan aldığım bilgi içimi kararttı. Ne yazık ki gece 03.00 gibi zehirleme belirtileri gösteren ve hastaneye kaldırılan müşterimin, daha sonra da özel sağlık sigortasının sağladığı ambulans uçakla sabahın çok erken saatlerinde ülkesine döndüğünü öğrendim. Şaşırdım kaldım bu duruma…Ne olmuştu benim potansiyel müşterime ”..?

             5 MİLYAR 720 MİLYON USD’LİK İHRACAT POTANSİYELİ

Hikayenin geri kalanı daha ilginç…Tam anlamıyla Türk işi bir gıda dezenfektasyonlu çözümün acı bir sonucu…Bize bir şey yapmayan cinsinden ama…Durumun ayrıntısını daha fazla öğrenmek için Bursalı iş insanını dinliyoruz yeniden: “ Uzun vadeli ihracat projelerim olan saygın müşterimin ‘neden zehirlendiği’ konusu kafamı kurcaladı.  Sorularıma yanıt almak için, öğle saatlerinde akşam yemek yediğimiz lokantanın yolunu tuttum. Akşam için hazırlık yapan garsonlardan ödenmeyen bir su faturası nedeniyle işyerinin suların kesik olduğunu, taşıma su ile yemek hazırlığı ve temizlik yapıldığını öğrendim. Suların kesik olması nedeniyle de; tüm sebze ve meyvelerin, bir kova içine sokup-çıkarılarak temizlendiğini gözlerimle gördüm. Bu noktada; müşterimin neden zehirlendiğini anlamam zor olmadı. Büyük bir olasılıkla; aysberg türü marul, pis su dolu kovaya sokup-çıkararak temizlenmişti. Belki de kirli dere suları ile sulanarak yetiştirilen bu marulun üzerindeki mikroplar, pis su dolu kova ile yeniden özdeşleşerek çoğalmıştı herhalde. Ama garip olan şey; bana bir şey olmamasıydı. Bende aynı şeyleri yemiştim. Galiba; biz bu tür mikropları defalarca aldığımız için, bünyelerimiz bağışıklık kazanıyor. Ama sağlıklı-güvenli gıdaya alışkın Belçikalı bireyin bünyesi, bu mikrobu kaldıramamıştı. Ne yazık ki; Belçikalı müşterimi bu zehirlenme olayından sonra, bir daha Bursa’ya getiremedim. İş ilişkimiz de daha başlamadan bitti. Belki de yıllarca sürecek bir makine ihracatı projemiz de rafa kaldırıldı”.

Bire bir yaşanmış bu hikayeden alınacak çok ders var aslında…

Kim bilir neler yiyoruz ve neler içiyoruz bilmeden…Ne riskler taşıyor bünyelerimiz..?

Bazen bağışıklık sistemimiz yabancılardan daha iyi çalışıyor ve zehirlenmiyoruz.

Ama yaşamı garantili gıdalarla süren bir yabancı, bu toprakların gıdaları ile uyuşamıyor ve zehirleniyor. İşin özeti bu galiba…

Türkiye; her yıl Belçika’ya çoğunluğu otomotiv ürünleri ve makine olmak üzere tam 5 milyar 720 milyon USD’lik ihracat yapıyor.

Belki de bu gıda zehirlenmesi olayı yaşanmasaydı, bu rakam 6 milyar dolarları aşabilirdi.

Ama olmadı işte…Gıda zehirlenmesi her şeyi berbat etti.

ÖZLÜ SÖZLER: Felaketlerin çok iyi bir yanı  da,  bize gerçek dostlarımızın kim olduğunu öğretmesidir. (BALZAC)