Eskilerin bir lafı vardır, “Pabucunu dama atmak.” Eski insan, “ümmet” kimliğini henüz tamamen kaybetmediği bir devirde, çırakların ustalık ehliyetleri, bölgenin ulema ve esnafının eğitim, öğretim ve denetim kurulunca tertip edilen bir merasimle verilirmiş.

Berberlerin, dülgerler, bakkallar, terzi ve ayakkabıcılar, ellerindeki tamamlanmış ürünlerini veya müşteriye yapacağı hizmetin, müşteri farz edilen canlı bir model üzerindeki pratiklerine bakılır ve başarılı olanlarına ustalık belgeleri verilirmiş.

Ustalık imtihanında başarı gösteremeyen çırakların ürünleri de, ellerinden alınarak dama atılırmış ki, imtihan heyetinin bu kararına, “pabucunun dama atılması” denilirmiş.

Bugün, ümmetlikten bütün köşegenleriyle tam ölçüde milletliğe geçmeye zorlandığımız, geçiyor olduğumuz bir sürecin içindeyiz. Ümmet değil, millet deniliyor, dolayısıyla ümmet yok artık. Bunun içindir ki millet içinde kıyıda kenarda kalmış ümmet artıklarına, utanıp sıkılmadan örümcek kafalı deniliyor.

Meslek ve zanaat ustalarına verilecek sertifikalar için,  ümmet devrine has ustalık ruhsatlarında yapıldığı gibi pek de öyle şaşaalı merasimlere gerek duyulmuyor. Böylece, hiç kimsenin de, pabucunun dama atılması gibi olumsuz bir endişesi bulunmuyor.

Şimdi “merdiven altlarında” her iş kolaylaştı…

                                          Xx

Günümüzde pek çok meslek erbabı çantadan yetişebiliyor. Mektep medrese görmemiş nice politikacılar gibi gazeteciler ve yazarları da görmüştür bu memleket. Mesela kendimizden bahsedelim. Ne mektebine gitmişliğimiz vardır, gazete yazıcılığımızın ne de bir ders kitabını okumuşluğumuz.

Sadece bir gazetede iki yıl prim ödeyen bir işçi olacaksın bir de, elinde şimdilerde pek bir işe yaramayan mektep diploması. Hepsi bu kadar…

İki pullu bir ilmuhaber ile bürokrasiye gideceksin, üç beş ay sonra, elinde bir sarı basın kartı ile gazetecisin artık.  70’lerin başında biz de öyle yapalım dedik. Ne çare, pabucumuzu dama attılar.

Sebep, çalıştığımız gazete, örümcek kafalıların gazetesi imiş…

                                                 xxx

Bursalı meslektaşlardan birisi, üzerinde çok tartışılan bir resmi dikkatle inceleyince, bunun eskiden spor sayılan bir futbol şirketinde on beş kişilik bir sohbetin hatırası olduğunu görmüş. Bakmış ki, İbrahim Yazıcı ile Tayyip Erdoğan’ın resimleri duvarda da, niye Atatürk’ün resmi dışlanmış.

Çocuk yaştaki ellili adam, enikonu bakmadan, bayağı da öfkelenmiş. “Atatürk'e saygısızlık, 'vatana ihanetle' eş değerdir!” diye haykırası gelmiş. Hakkı da yok değil yani. Çünkü daha rüştünü ispat edememiş.

                                           xxx

Adamcağız büyük bir üzüntüyle başlamış düşünmeye, bu fotoğrafsızlık acaba bir ihmal veya sabotaj mı? Amma, bir kılı kırk kez koklayarak kapılarını açan Kulübün “güvenilebilir” kaşesini yemiş hizmet personeli de, bu hata ve saygısızlığa asla düşmezmiş.

Yahu sakın ola, bizim şehrimizin medar-ı iftihar ticari spor şirketimiz,   örneğin, cumhuriyeti içine sindirememiş, liderine saygıda kusur eden örümcek kafalı, insan kılıklı yaratıklar tarafından işgal edilmiş olmasındı!

Al sana öfkeli, endişe ile yüklü bir ruh patlaması daha…

Atatürk'e saygısızlık, 'vatana ihanetle' eş değerdir”!..

                                                  xxx

Bursa’mızın merdiven üstü ruhsatlı gazetecilerinden bay Engin Aksöz’e sadece bir sual, dostane tarafından. Cevabını da yine sadece kendisine vere.

Örümcek kafalı ne demek ya da, örümceksiz insan kafası nasıl olur? Farik özellikleri nedir?

                                              xx

Aydınlık kafa diyorsanız, Sultanhamam üniversitesinden ruhsatlı Atatürkçülerin  peşindesiniz demektir. Görüntüdeki en meşhurunun binlerce kişiye ekmek verdiği söylenir. İyi amma o e ekmek yiyen binlerce kişi ona ne verir?

Ha bakalım ayıkla pirincin taşını..

Bütün şirketlerin masalı oda duvarlarında Atatürk’ün resmi çakılıdır. Devletin toplaması gereken vergi miktarı da, gerçekte tahsil edilecek olanın yüzde otuzudur.

Gazeteci, günümüzde AKP’ye yüklenen yoksullaşmanın mazide kalan kök sebeplerine meraklanır da gelir dağılımdaki adaletsizlik üzerinde  birkaç kelama kalkıştığı anda da çevre katilleri hep birlikte adamın üzerine çullanırlar.

Ya komünisttir o gazeteci ya da kafası örümcekli…

Sadece bu iki kalemdeki tahribat vatana ihanetin su üzerine çıkan tek görüntüsüdür, sadece tek görüntüsü.

Bu ihanetin hiçbir safhasında da, örümceğin etkisi yoktur…

Engin Aksöz kardeşimize tavsiyemiz, özür beyan ederek, çocukluğuna vermeleri ricasıyla, Müslümanlardan af dilemek…

                                       xxx

Şimdi de dünya idrakiyle bir öte dünya tasavvuru...

Yarın öteki dünyanın uygun görülen mekânlarına insan sevkiyatı başladığında, muhafız almış bir tabur hükümlüyü götürür oranın cehennemine. Kapıdaki zebanisi sorar.

Ne imiş bunların suçları, günahları?

Kimisi katil, kimisi hırsız uğursuz, kimileri de arabozucu.

Zebani, Yookkk hemşerim demiş…

İçerisi sırf gazetecilerle dolu, yer yok, haydi gidin başka kapıya. Amma, hiç birinde yer kalmamış diyorlar, siz bi bakın, hele…

Gazete yazıcılığı da, aynen Müslümanlık gibi çok zor zanaattır. Biline…