Türk demokrasi tarihinde, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra sivil siyasete yapılan "ikinci müdahale" olarak anılan 12 Mart 1971 Muhtırasının üzerinden tam yarım asır geçti.

Yani 50 yıl..

Türkiye, 1960'da bir grup subayın, yönetime el koyması ile ilk darbeyle tanışmıştı.

Eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamıyla sonuçlanan darbe, ülkede çalkantılı bir sürecin önünü de açmıştı.

Bundan 11 yıl sonra ise Türkiye ikinci kez bir müdahale ile karşılaştı.

Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel hükümetinin bir “Hafif Yoğunluklu Hükümet Darbesi” şeklinde gerçekleşti ve hükümetin düşmesine yol açtı.

* * *

Muhtırada güçlü ve inandırıcı yeni bir hükümet kurularak (Milli Birlik Hükümeti isteği), Anayasa’nın öngördüğü reformların, Atatürkçü bir görüşle, ‘Devrim yasalarının’ uygulanarak yürürlüğe konulması isteniliyor, aksi takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime doğrudan el koyacağı hususları yer alıyordu.

Muhtıranın verildiği gün Başbakan Demirel, “Bu muhtıra bana karşı verilmiştir” diyerek görevinden istifa edince, hükümet de düşmüştü.

Ardından,  ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli Milletvekili Prof. Dr. Nihat Erim partisinden istifa ettirilerek misyonuna “reform hükümeti” denilen hükümet kurduruldu.
Erim, görevinde başarılı olamayınca, yeniden kurulan hükümetlerin başına başkaları geçti.

Türkiye, 13 Ekim 1973’de parlamento seçimleri yapılana kadar, 12 Mart Darbesi'nin damgasını vurduğu genelde Milli Birlik Hükümetleri ile yönetildiği için, 12 Mart 1971 – 13 Ekim 1973 dönemindeki ara rejime12 Mart Rejimi” denildi.

* * *

12 Mart Darbesi'ne “Bir kısım sivil, asker bürokrat ve aydın seçkinci, devletçi geleneğin 1971 yılına yeni bir yansıması olarak bakmak olasıdır.
Bu sivil, asker bürokrat ve aydın takım rejimi sürdürmenin kendi tekellerinde olduğunu ileri sürüyorlardı.

Her konuda toplumda kendilerini “üstün” görmeleri “Seçkinci” oluşlarının bir belirtisi olarak kendisini gösterdi.

Devlet ve toplum, geleneksel yönetim ve halk istemese de onlar zorla “adam“ edilecekti.

Devletçi” oluşları, halka dayanmamalarından, “Devrimci” oluşları da, yönetime zorla hakim olma istek ve alışkanlıklarından geliyordu.

* * *
27 Mayıs Darbesini yapan askeri cunta üyelerinden emekli general Cemal Madanoğlu’nun başkanlığında kurulan, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk gibi sivillerin de ortağı olduğu “9 Mart Cuntası” yahut “ Sol Kemalist Cunta”, adı geçen tarihte kendi darbesini yaparak, “Siviller ülkeyi idare edemiyorlar, biz daha iyi yönetiriz” gerekçesiyle, “Sol Kemalist Devrim Programları” ile ülkeyi yönetmeye kalkışmışlardı.

Bu programda, siyasi partiler yoktu, “Devrim Partisi” adı altında tek parti, “Devrim Anayasası” ve yalnızca danışmalarda bulunmak için “Devrim Meclisi” vardı.

Demokrasi tamamen rafa kaldırılmış, ülkede, “Baas yönetimi” benzeri tek partili bir yönetim kurulmak istenilmişti.
Böyle bir yönetime ancak bir darbe ile geçilebileceğinden, buna zemin hazırlamak için şiddet olayları tırmandırılmış, bu uğurda cunta üyeleri tarafından Deniz Gezmiş gibi sol gençlik lideri ve arkadaşları kullanılmıştı.

Bu gençler eliyle, üniversiteler karıştırılmış, buralarda dersler yapılamaz hale gelmiş, bankalar soyulmuş, fidye almak için adamlar kaçırılmıştı.
9 Mart Cuntası ve darbe girişiminin deşifre edilmesi üzerine, bunu önlemek için Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç’ın liderliğinde üç kuvvet komutanı hemen harekete geçerek 12 Mart’ta bir muhtıra vermek suretiyle sol darbeyi önlemişlerdi.