Bilimin birçok tanımı var...

Bunlardan en genel olanı bilimin sistematik bilgiler bütünü olduğu.

Kuşkusuz burada söz konusu olan bilimsel bilgidir.

Ancak, ideoloji farklıdır...

İdeolojibelirli bir toplumsal grup yahut sınıfa ait fikirler kümesi’dir.

Burada bir takım düşünceler, önyargılar ve kanaatler vardır.

Kuşkusuz bilim insanlarının da bilimsel bilgi üretirken sahip olduğu birtakım düşünceleri, önyargıları ve kanaatleri olabilir.

Kimi kez bilim insanları bunlardan yola çıkılarak buluş yapılabilmektedir.

Ama bilim başkadır, ideoloji ise farklı...

* * *  

Her şey hızla değişiyor...

Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisi...

İnsanlara sorulan ‘Dün şöyle düşünüyordun, bugün neden farklı düşünüyorsun’ sorusu kadar anlamsız bir şey yok artık.

Yani hala ‘dinozorlukla’ öğünmenin artık bir anlamı yok.

Her şeyin değersizleştiği bir dünyada dün yüce değerler için mücadele etmiş kuşaklara sanki dinozorluktan başka bir seçenek kalmıyor gibi olsa da...

Aydınlanma ile başlayan modern ideolojiler bugün canlılığını yitirmiş, soluklaşmıştır.

Bu salt sosyalizm için değil, kapitalizmin yarattığı ideolojik zemin için de geçerlidir.

Dün solcuyken bugün farklı düşünmenin gerekçesini yanıtlamak hiç de zor değildir.

Yahut da tersi...

Döneklikle’ suçlamak saçma bir kavram değil mi artık?

Eski sosyalist ülkelerde yaşanan ‘kadife devrimlerin’ insanlık düşüncesine bir ivme getirmediği görülmedi mi?

Tam tersine günümüz yoksunluğunun en büyük kanıtı oldu olmadı mı bu? 

* * *

Pek çok işaret insanlığın yeni ve büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğunu gösteriyor. 

Bugünün en önemli yanı değişimin hızıdır.

Her şeyin hızla “tüketildiği” bir dönemdeyiz.

Bu bildik tüketim mallarından öteye sanat ve kültürü de içine alan hızlı gündelik bir tüketimdir.

Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” diye yola çıkan insanlık bugün bu özlemlerden çok uzaklarda değil mi?

Ama insanlık kötüye gitmez...

Küreselleşme denen dev hortum insanlığı bu hedeften her geçen gün daha fazla uzaklaştırıyor görünse de...

Artık tarih boyunca manevî ve kültürel değerlerin varlığını görmezlikten gelen, zaman-zaman inkâr eden ideolojik yaklaşımları ‘Bilim’ diye yutturma dönemi de artık gerilerde kalıyor.

İnsanı salt maddeden ibaret sayan ideolojik yaklaşım alışkanlıkları eriyor.

Yıllardır eğitimde her şeyi maddeye dayandıran, ruhî ve ahlâkî değerleri inkâr eden kuramlar okullarda sanki fizik yasasıymış gibi okutuldu, eleştirilmeleri şöyle dursun, değişebilirlikleri dahi düşünülmedi.

Bugün artık ideolojiler dönemi sona ermiştir...

Din bir ideoloji değildir, din her şeyden önce insan beyninin ürünü bir sistem değildir. Totemizm, Fetişizm, Budizm, Brahmanizm gibi beşer ürünü dinler, aslında birer felsefî doktrindir, ideolojidir, öğretidir.

Gerçek anlamda din, vahiy ve peygamberlik temeline dayalı, inanç ve davranış biçimlerini içine alan kurallar manzumesidir. Bu özelliğiyle de din, deneye konu olan bilimlerin de alanı değildir.  

Marx, ideoloji ile din arasında güçlü bir bağ olduğunu söyler ama farklılıklarına da vurgu yapar.

Dinin özelliğinin bir baskı aracı olmaktan çok, insanın sarıldığı bir kurtarma aracı olduğunu belirtir.

Buradan da anlaşılacağı gibi ideoloji kitlelere baskı aracı olarak kullanılmak için oluşturulmuştur hep...