Bir yandan bir kısım emekli Amiral’in gece yarısı açıkladığı darbe çağrısı uyandıracak bildirgede atıf yapılan Kanal İstanbul ve Montrö anlaşmasıyla ilgili tartışmalar sürüyor.

Öte yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılacak kanal için Yenişehir’e son şeklini vererek askıya çıkarılan planlara yapılacak itiraz süresi 24 Nisan’da doluyor.

Yaz ortasında da temelinin atılacağı bekleniyor...

Kanalın gerekliliği ve Türkiye’ye katacakları değer konusunda AK Parti ve MHP’nin kafası net iken, muhalefet çeşitli gerekçeler ileri sürerek kanalın yapılmaması gerektiğini belirtiyor...

* * *

Bugün dünya ticaretinin yüzde 80’i deniz yolları kullanılarak yapılmakta.

Boğazlar özellikle iki bakımdan uluslararası öneme sahip...

Birincisi stratejik ve askeri bakımdan, ikincisi ise ekonomik ve ticari bakımdan...

Örneğin İstanbul ve Çanakkale boğazları stratejik ve askeri bakımdan önemi Asya ile Avrupa arasındaki bağlantıyı sağlamasından ve öte yandan Karadeniz ile Akdeniz ve oradan da okyanuslar arasındaki bağlantıyı gerçekleştirmesinden kaynaklanmakta.

* * *

Kanal İstanbul’a karşı çıkanların gerekçelerinden biri doğa tahribi ve çevre sorunları...

Oysa dünyanın pek çok yerinde, gelişmiş pek çok ülkede yapay su kanalları var.

Başkan Erdoğan'ın çılgın projesinin benzeri Çavuşesku Romanya'sında yıllar önce yaşama geçirildi.

Tuna- Karadeniz projesi...

Tuna - Karadeniz Kanalı, bugün ülkenin nükleer tesislerinin de bulunduğu Cernovoda (Karamurat) bölgesinden geçen Tuna nehrini Karadeniz kıyısındaki Köstence iline bağlıyor.

Proje ile Romanya, Karadeniz - Tuna arasındaki deniz ulaşımını 400 kilometre kısalmış.

Baltık Denizi’nde Kiel kanalı ulaşım açısından önem taşımakta.

Kanal Almanya ile barış içindeki devletlerin geçişine açık.

Almanya’nın bir başka kanalı Mittelland Canal, birçok ekonomik göstergede ülkenin lideri.

Uzun yıllar boyunca çok sayıda Alman su yolu ağında önemli bir bağ oluşturmuş.

Buralarda kanallar doğa tahribatı ve çevresel sorunlar oluşturmazken, Kanal İstanbul’un sorun yaratacağını söylemek nasıl bir mantığın ürünü olabilir?

* * *

Buna karşı çıkışların arkasında nelerin olduğunu görmek, bilmek gerekiyor.

Nasıl ki, Kanada’da bugün 20 dolayında Nükleer enerji santrali varken, oradan doğan Greenpeace’in Türkiye’ye yapılmak istenen bir-iki Nükleer santrale karşı çıkmalarını nasıl açıklamak gerekir?

Fransa’da bugün tam 58 adet nükleer santral Fransa’nın enerji gereksiniminin yüzde 70’ini karşılarken, Greenpeace hiç santrali olmayan Türkiye ile neden bu kadar ilgilidir?

Kanal İstanbul örneğinde de bu soruyu sormak gerekmez mi?

* * *

Fransa, 58 nükleer reaktör ile AB üyeleri arasında birinci sırada bulunmanın yanı sıra, enerji tüketiminin yüzde 70'inden fazlasını nükleer güç ile sağlaması bakımından da dünyada başı çekiyor.

Dünyada şu anda 31 ülkede aktif 437 nükleer reaktör bulunurken, 14 ülkede 68 reaktörün inşaatı sürüyor, 2030 yılına kadar da 164 reaktörün daha yapılması planlanıyor.

Türkiye’de ise iki nükleer reaktör projesi sürüyor ama herkes nedense buna karşı çıkıyor?

Almanya birçok kanallar ile su yollarını birbirine bağlamışken Kanal İstanbul projesi içeride, dışarıda kimi, neden bu kadar ilgilendiriyor?

Manidar değil mi?