ODTÜ mezunu, Türkiye İktisatçılar Birliği kurucusu, askeri tarih uzmanı, iktisatçı, düşünür, yazar Mehmet Tanju Akad’ın Facebook sayfasını her gün mutlaka izlerim ve üstadın ufuk açıcı, ezber bozan; büyük bilgi birikimine, yaşam deneyimine dayanan yorumlarını dikkatle okur; aklıma hava aldırır, vicdanımı tazelerim.

*********************************

Mehmet Tanju Akad, Datça’da emekliliğin tadını çıkarıyor;  bir yandan düşünce, diğer yandan bahçesinde meyve sebze üretmeye ve bizlerle bilgisini cömertçe paylaşmaya devam ediyor.

İnsan ürettiği kadardır, emeğinin toplamıdır. Ne mutlu üstadıma hayata anlam ve değer katarak var oluyor.

*************************

Sevgili okurum; Akad’ın düşüncelerinden yazdığı kitaplarından mutlaka yararlan diyeyim ve çok önemli kitaplarının bir kaçının ismini yazayım: “Strateji üzerine’’; “Bir Savaş Nasıl Kaybedilir? Selçuklu Osmanlı Tarihinde Askeri Hatalar’’; “Türk Siyaset Geleceği’’; “Kara Savaşları-Deniz Savaşları Türk Tarihinin Yönünü Değiştiren Savaşlar ’’; “Çağdaş Toplumda Savaş.”

DOĞA BİZE MESAJLARINI İLETİYOR

Şimdi aradan çekiliyor, sizi Mehmet Tanju Akad’ın Facebok’ta paylaştığı,  doğanın yok oluşuna dikkat çektiği, “Doğa Bize Mesajlarını İletiyor’’ başlıklı yazısıyla baş başa bırakıyorum.

“Bildiğimiz doğa ölüyor. Ölürken de son çağrılarını yapıyor ama duyanlar gözlerini para hırsı bürümüş olan çoğunluk karşısında etkisiz kalıyor. On binlerce yıldır yokluk içerisinde yaşamış olan insanlık, sanayi devriminin getirdiği refahla gözü dönmüş halde tüketiyor, tüketiyor, daha da tüketiyor. Hayatının kalitesini tüketimiyle ölçüyor. Gelir dağılımındaki eşitsizliği ve yoksulluğu bir yana koyalım, temel ihtiyaçlarının peşinde olan 4 milyar kişiyi yoksul varsaysak bile (ki onlar da ellerine olanak geçse deli gibi tüketecektir), geride şuursuzca fazla tüketim peşinde olan en az 4 milyar kişi var. Bir gömlek için altı ton, bir kilo muz için sekiz ton su harcanırken, her türlü tüketim malı peşinde olan milyarlarca duyarsız kişi doğayı yok ediyor. On binlerce tür bir daha geri gelmemek üzere yok oldu. Geri dönüş noktasını geçtik. Yani, insanlık şu anda yok olsa, doğa büyük bir tamirat yapabilse bile, eski haline dönemez. Atmosfere karbon saldıkça, yaşam olanağı büsbütün azalıyor. Bunun değiştirilmesi mümkün ama insanlık bu yola gitmeyecek. Bunu artık iyice anladık. Bizden sonra yaşayacak canlılar olacak muhtemelen ve hatta bir miktar insan da kalabilir bambaşka koşullarda yaşayan, ama bildiğimiz hayat yok oluyor. Kendi gözlemlerimden aktarayım. Çocukluğumdaki iç Anadolu bozkırının muhteşem çiçekli çayırları artık yok. Yollarda giderken saat başı cama yapışan böcekleri silmek zorunda kalırdık. Şimdi cama tek bir böcek yapışmıyor. Eski bitki örtüsü yok olur ve tarım ilaçları şuursuzca bunları öldürürken, yollarımızdaki yirmi beş milyon motorlu araç silecek gibi çalışıp kalanları bitirmiş. Anadolu ormanlarının yarısı benim hayat süremde yok oldu, kirlenmeyen nehir, hatta yeraltı suyu kalmadı. Denize yakın kuyuların hepsi tuzlandı. Kıyıların çoğunda artık tek bir deniz kabuğu bulamazsınız. Balıklar da yarı yarıya azaldı. Suni yemle beslenen çiftlik balıkları olmasa, balığın fiyatı beş katına çıkar. Bu durumda:

Bazı kişiler duyarlı görünüyor, bir miktar su tasarrufu yapıyor, poşet almıyor vs. Bunlar hiç yoktan iyi ama devede kulak bile değil. Dünya bunlarla kurtulmaz, hatta mahvolma hızı bile azalmaz.

Çevre ancak devlet tedbirleriyle iyileştirilebilir ama hiçbir yönetim halkından bu konuda gerçek fedakarlık isteyecek cesarete sahip değil. Paket reformunu bile yapamıyor. Bir markete girin. Raflardaki poşetlerin, kartonların, naylonların ağırlığı değilse bile hacmi içindekilerden fazladır. Diz boyu rezillik sürüp gidiyor.

Genç nesiller bırakın tüketimi, marka merakından bile taciz vermeyecek bir kafa yapısı içerisinde yetişiyorlar. Hayatlarını telefonlarının ve arabalarının modeliyle özdeş görüyorlar. Kaç paralık adamsın? “Telefonun modeli ne, ona göre konuş” diye bakıyorlar.

Sonuç olarak, ben doğal ömrümü kriz aşırı derinleşmeden tamamlayabilirim ama zaten son çeyreğimi yaşıyorum. İlk, hatta ikinci çeyreğini yaşayanlar ise krizin derinleşmesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bu kriz önlenemeyecek ve başka krizlerle birleşecek. O halde, bari gençlerinizi buna hazırlayın. Krizin kötülüğü yavaş yavaş artması. Örneğin büyük şehirlerde yaşayanlar kirli havaya ve haftanın on beş-yirmi saatini dehşet verici trafikte geçirmeye alışmış durumda. Bizim yediğimiz çileklerin, meyvelerin, kümes hayvanlarının, balıkların tadını hayal bile edemezler. Onlar sentetik olanların tadını biliyor. Deniz kokusunu da alamazlar çünkü o koku artık yok. İyi, şimdi başka şeye alışmışlar ama onları da bulamayacaklar. Belki onların durumu iyi çünkü bizim gibi özlemiyorlar, normalleri bildikleri olmuş.

Kriz derinleşmedikçe devletler önlem almayacak, o zaman da çok geç olacak. Yahu bana ne, yaşayacağımı yaşamışım. Gençler düşünsün. Gerçi aralarında düşünenler var ama ellerinden bir şey gelmiyor. Bazıları durumu acı içinde seyrederek son kalan doğa parçalarının tadını çıkarmaya çalışıyor.’’

*******************

Akla ve vicdana her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz.