24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutladık dün.

Eğitim öğretimde hangi noktada olduğumuzu da, bu vesileyle bir kez daha sorguladık.

Her diploması olan öğretmen sayılamaz.

Kuru kuru bilgi öğreten de değildir öğretmen.

Öğretim ve eğitim birleşiyor, çocukta olumlu yönde değişiklik, gelişim oluşturuyorsa önemlidir.

Ünlü bir düşünürün sözü ne diyor?

“Eğitim, mezun olduktan sonra geriye kalan davranışlardır.”

Ancak ne yazık ki, tanık olduğumuz tutum ve davranışlar, eğitimden ne kadar uzak kalındığını ortaya koymakta.

Sınavlarda sorulara verilen cevaplar da, öğretmenlerin bilgi düzeyindeki yetersizliği gözler önüne sermekte.

Öğretmenliğe kabul sınavlarındaki soruların, ortalama yüzde 50 oranında doğru cevaplandığı belirlenmiş. 

Bu da öğretmenlerin diğer yarısının durumunu yansıtıyor.

Onlar da demek ki iyi eğitim-öğretim alamamışlar öğrencilik yıllarında.

Emperyalist güçlerin ve içerideki işbirlikçilerinin, oynadıkları oyunun bir parçası, hem de en önemli adımı; toplumu cahil bırakmak.

Buna bir de yoksulluk eklendiğinde, istedikleri gibi yönetiyorlar.

Pandemi dolayısıyla uzun süredir evde olduğumuzdan, gün içerisinde televizyonlarda yayınlanan programları görüyoruz.

Ne denli boş program içerikleri olduğunu, zaman doldurmak maksatlı, daha doğrusu insanları düşünmekten, sorgulamaktan uzak tutmak gayesiyle yapıldığını hepimiz fark ediyoruz.

Ve o programlara katılan insanların cehalet yüzünden düştükleri durumları üzülerek izliyoruz.

Asla yargılama babında söylemiyorum. Birçok etken var, onların suçu değil. İstemeden de olsa planın bir parçası haline geliyorlar. Bu durum hepimizi etkileyebilir.

Diyeceğim o ki; eğitim konusunda çok fazla yol kat etmemiz gerek ülke olarak.

Daha okuma yazma bilmeyen öyle çok insan var ki.

Harf devrimi yapan Mustafa Kemal Atatürk'ün amacı, hedefi, her bireyi okumuş, iyi eğitim almış, aydınlık bir Türkiye idealiydi.

Bunu sağlayacak olanlar da öğretmenler.

Köy enstitülerinde, öğretmen okullarında, eğitim enstitülerinde yetişen öğretmenler bu hedef doğrultusunda çalıştılar hep. Kaliteli bir eğitim vardı o kurumlarda. Çok yönlü yetiştirilen genç öğretmenler, öğrendiklerini Anadolu insanına öğretiyor, onların ufkunu açıyordu.

Bu kurumlar kapatıldıktan sonra eğitimin niteliği de oldukça azaldı ne yazık ki.

Gerçek eğitimden uzak, ezbere dayalı sistemle gün kurtarıldı sadece.

Eğitim kalitesinin düşüklüğünü tamamen öğretmenlere bağlamak da yanlış.

Zira öğretmenlerin de birçok sorunu var.

En başta ekonomik anlamda hak ettiklerini alamıyorlar.

Atatürk'ün dediği gibi, en kutsal meslek öğretmenlik, milletvekili maaşından fazlasını hak ediyor.

Özlük haklarının yanı sıra, mesleki açıdan da sıkıntı yaşıyorlar.

Öğretmen açığı mevcutken, atanamayan öğretmenler var dışarıda.

Zorunluluktan başka işler yapıyorlar.

Kendi alanlarında iş bulamayanlar ise yeterli formasyonları olmadan öğretmenliğe geçiyorlar.

Gelişmiş ülkelerde, köyünden kentine dört bir yanında yaşayanlar aynı düzeyde eğitim alıyor.

Öğretmenlik mesleğinin yüceliğine saygı duyuluyor.

Bizde ise öğretmene kafa tutuluyor.

Okul idarecileri bir yandan, veliler, öğrenciler diğer yandan.

Bu bir döngü.

Öğretmenin içinde bulunduğu durum bu olunca, öğrenciler de yeterli eğitimi alamıyorlar.

Diploma sahibi oluyor olmasına ama, bilgisiz, kültürsüz, eğitimsiz bir biçimde mezun oluyor.

Ekranlarda seyrettiğimiz bilgi yarışmalarına katılan gençlerin çoğunun hali pürmelali ortada.

Ekmek ve sudan sonraki zorunlu ihtiyaç eğitimdir.

Her şeye rağmen mesleğinin hakkını veren, görevini layıkıyla yapan, fedakar, cefakar öğretmenlerin gününü bir kez de buradan kutluyorum.

**********

Günün Sözü

“Bir milleti

hür, bağımsız, şanlı,

yüksek bir toplum

olarak yaşatan da,

köleliğe, yoksulluğa

düşüren de eğitimdir.”

Atatürk