Hayatın bazı dönemlerinde hepimiz aynı duyguyla karşılaşırız: ne tam geriye dönebiliriz ne de ileriye adım atabiliriz. İşte bu belirsizlik hâli, “araf”tır.
Arafta kalmak, sadece dini bir kavram değil; insan ruhunun sık sık uğradığı bir duraktır. Bir kararın eşiğinde beklemek, bir yol ayrımında durup cesaret toplayamamak… İçimizden geçen ile mantığımızın söylediği farklı yönlere savrulduğunda yaşadığımız o derin sıkışmışlık.
Bu hâl hepimizi zorlar, çünkü insan ait olmayı ve kök salmayı arzular. Oysa belirsizlik, sabırsızlıkla kaygıyı yan yana koyar. Ne tam bir umuttur ne de tam bir korku… İkisinin arasında asılı kalmışlık hâlidir.
Üstelik bu hâl yalnızca bir defalık yaşanmaz. Hayatın farklı dönemlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkar. Gençlikte hangi mesleği seçeceğimizde, ilişkilerde kalmakla gitmek arasında bocaladığımızda, iş hayatında risk almakla güvenli bir limanda kalmak arasında kararsız kaldığımızda… Hatta göç eden birinin, eski şehre de yeni yere de tam anlamıyla ait hissedemediği anlarda… Hepimiz, farklı biçimlerde de olsa, aynı arada kalmışlığın tadına bakarız.
Ama şunu unutmamak gerekir…arafta kalmak yalnızca sıkışmışlık değildir. Bazen hepimizi durmaya, düşünmeye, kendimizi yeniden tartmaya zorlar. O anlarda fark ederiz… gerçekten neyi istiyoruz, neye cesaret edebiliyoruz?
Hayatın en önemli dönüm noktaları, işte bu “aradalık” hâlinde şekillenir. Bir kapının önünde beklemekten doğan sabır, bir kararın eşiğinde duyulan umut ya da korku, insanı olgunlaştırır.
Evet, arafta kalmak kolay değildir. Ama sonsuza kadar da sürmez. Eninde sonunda bir yol seçeriz, bir adım atarız. Ve geriye dönüp baktığımızda, o belirsizliğin bize çok şey öğrettiğini anlarız.
Çünkü hepimiz, arafta kalmaya değil; o döngüleri aşarak yolumuzu bulmaya yazgılıyız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Arafta Kalmak
Hayatın bazı dönemlerinde hepimiz aynı duyguyla karşılaşırız: ne tam geriye dönebiliriz ne de ileriye adım atabiliriz. İşte bu belirsizlik hâli, “araf”tır.
Arafta kalmak, sadece dini bir kavram değil; insan ruhunun sık sık uğradığı bir duraktır. Bir kararın eşiğinde beklemek, bir yol ayrımında durup cesaret toplayamamak… İçimizden geçen ile mantığımızın söylediği farklı yönlere savrulduğunda yaşadığımız o derin sıkışmışlık.
Bu hâl hepimizi zorlar, çünkü insan ait olmayı ve kök salmayı arzular. Oysa belirsizlik, sabırsızlıkla kaygıyı yan yana koyar. Ne tam bir umuttur ne de tam bir korku… İkisinin arasında asılı kalmışlık hâlidir.
Üstelik bu hâl yalnızca bir defalık yaşanmaz. Hayatın farklı dönemlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkar. Gençlikte hangi mesleği seçeceğimizde, ilişkilerde kalmakla gitmek arasında bocaladığımızda, iş hayatında risk almakla güvenli bir limanda kalmak arasında kararsız kaldığımızda… Hatta göç eden birinin, eski şehre de yeni yere de tam anlamıyla ait hissedemediği anlarda… Hepimiz, farklı biçimlerde de olsa, aynı arada kalmışlığın tadına bakarız.
Ama şunu unutmamak gerekir…arafta kalmak yalnızca sıkışmışlık değildir. Bazen hepimizi durmaya, düşünmeye, kendimizi yeniden tartmaya zorlar. O anlarda fark ederiz… gerçekten neyi istiyoruz, neye cesaret edebiliyoruz?
Hayatın en önemli dönüm noktaları, işte bu “aradalık” hâlinde şekillenir. Bir kapının önünde beklemekten doğan sabır, bir kararın eşiğinde duyulan umut ya da korku, insanı olgunlaştırır.
Evet, arafta kalmak kolay değildir. Ama sonsuza kadar da sürmez. Eninde sonunda bir yol seçeriz, bir adım atarız. Ve geriye dönüp baktığımızda, o belirsizliğin bize çok şey öğrettiğini anlarız.
Çünkü hepimiz, arafta kalmaya değil; o döngüleri aşarak yolumuzu bulmaya yazgılıyız.