Dün, Mısır, Yunan, Roma, Hun, Çin, Moğol...

Bugün ABD, Çin, Rusya...

Hangi imparatorluğa baksanız yayılma ve savaş devletlerin başta gelen işi olmuş.

Osmanlı da yayılmacıydı ama ekonomik ve kültürel sömürgeci değildi.

Tarihi savaşlar yazıyor büyük ölçüde...

Ve tarihin başta gelen kahramanları da, fethe çıkanlar, savaş açanlar... Büyük İskender, Sezar, Hannibal, Cengiz Han, Timur, Fatih, Napolyon, Fatih, Kanuni ve daha niceleri...

Dün de öyle bugün de değişen fazla bir şey yok...

Savaşlar, saldırılar, katliamlar sürmekte...

20. yüzyıl da, bütün modern söylem ve kurumlarına, haklara ve insanlık savlarına karşın birçok savaşın yaşandığı bir yüzyıl...

Üstelik artık savaşların yıkımı daha da büyük...

* * *

Bu savaş mayasının tutmasında topluluk narsisizminin payı da büyük. Batı Avrupa’nın dünyayı sömürgeleştirirken kendini üstün, uygar, gelişmiş görüp öteki uygarlıkları ilkel, aşağı, gelişmemiş topluluklar görmesi veya Nazilerin Yahudileri aşağı ırk, Almanları üstün ırk diye tanımlaması gibi, bugün de birçok ülkede daha küçük dozlarda da olsa ulus, ırk, din gibi öğeler kullanılmakta.

Varsıl-yoksul toplumların oluşmasında savaşlar büyük unsur... İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, 2 bin 153 milyarderin, dünya nüfusunun yüzde 60'ını oluşturan 4,6 milyar kişiden daha zengin olduğunu öne sürüyor.                                                   Dünyanın yüzde 1'lik en varsıl kesiminin, 6,9 milyar kişiden 2 kat daha zengin olduğu belirtiliyor.

2030 itibarıyla da 100 milyon daha az kişi, yoksulluk içinde yaşayacak.

Gelecek 10 yılda her varsıllardan yüzde 0,5 fazla vergi alınmasının, yaşlı ve çocuk bakımıyla eğitim ve sağlık sektöründeki 117 milyon kişilik iş gücü gereksinimi karşılayabileceği belirtilmekte.

Eşitsizlikleri yok etmenin, yoksullukla mücadelede ekonomik büyümeden daha etkili olduğu çok açık.

Ülkelerin makro büyümelerinin yoksul kesimlere yansımaları çok fazla bir anlam taşımıyor.

Asıl sorun gelir dağılımı adaletsizliği çünkü...

* * *

İngilizce Group of Seven'ın (7'ler Grubu) kısaltması olan G7, dünya ekonomisine yön veren ülkeleri buluşturan gayri resmi bir forum. Dünyanın ekonomisi en büyük yedi ülkenin arasında oluşturulan bir birlik...  Almanya, ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada olmak üzere yedi ülkeden oluşmakta. Avrupa Birliği de G7 içinde temsil edilmekte ve üye ülkeler net küresel zenginliğin %64'ünü oluşturmakta. Çin, bu birlik içinde yok... G-7 ülkeleri aldıkları kararlarla dünya ekonomini şekillendirirken, küçük ve yoksul ülkeler hep geri plana atılıyor. Oysa büyük-küçük, güçlü-zayıf, yoksul-varsıl, ülkelerin eşit olduğuna ve dünya meselelerinin tüm ülkelerle istişare yoluyla ele alınması gerekiyor.

O nedenle Başkan Erdoğan ‘Dünya beşten büyüktür’ diyor...

Bir de Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G-20 gurubu var...

Dünyanın en büyük ekonomilerini bir araya getiren G20'ye üye ülkeler 19 bağımsız ülke ve Avrupa Birliği Komisyonu olmak üzere toplam 20 temsilciden oluşmaktadır.

Almanya, ABD, Arjantin, Avrupa Birliği Komisyonu, Avustralya, Brezilya, Britanya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Suudi Arabistan ve Türkiye...

Bu birlik G-7’e göre ekonomik olduğu kadar toplumsal boyutu da olan bir birlik gibi görünse de, bunun da dünyada gelir dağılımının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar kaplumbağa hızıyla sürmekte ne yazık ki!