İçinde bulunduğu andan, çevreden, tabiattan hep şikâyet eder insan. En güzel anların bile bir kusuru, eleştirilmesi gereken noktaları vardır. Hayat ya kötüdür ya da orta hallidir. Mükemmeliyet ise hayallerimizi süsleyen, ulaşılması güç bir hülyadan ibaret.

Birçoğumuz geçmişte yaşar, gençliğinde biriktirdiği siyah beyaz anılar, hayallerinde hala rengarenktir.

Çünkü geçmiş; garantidir, bir kitabın sonunu bilmemize rağmen okumak, her geriye dönüp baktığımızda eşsiz detaylar keşfetmektir.

Lâkin, sadece mutluluğu hatırlamak için mi döner bakarız geçmişe? Veyahut, sadece kendi geçmişlerimiz mi önemlidir bizler için?

Saman kâğıdı yaprakların arasından çıkan tozların yoldaşlığında kitap okumanın hazzını verebilmekte mi yeni basım kitaplar? Kuşaktan kuşağa aktarılmış objelerin taşıdığı anlamı ve değeri yansıtabilmekte mi yeni nesil fabrikasyon ürünler?

Geçmişteki olayların, yaşamış kişilerin değerlerinin anlaşılması için belli bir miktar süre mi geçmeli? Hayattayken de popülaritesi yüksek olan kişilerin, vefatlarından sonra da bu popülariteyi kaybetmeyip, üstüne katlar çıkmasının sebebi sadece belli bir sürenin geçmesi olmamalı.

20. yüzyıl gerek dünya gerek Türk edebiyatı için çok verimli bir dönem olmuştur. Ülkemizden nice aydınlar, sanatçılar, yazarlar çıkmışken, dünya edebiyatında ise çığır aşacak gelişmeler meydana geldi.

20. yüzyılı bu denli önemli kılan; dünya savaşlarının aksine, sanat, edebiyatın gelişmesi, dünyanın ilerici, yenilikçi bir tutuma bürünmesi.

Özellikle doksanlar ve milenyum neslini göz önüne alırsak; birkaç istisnai usta hariç, bu dönemde yazılan eserleri başarılı bulmuyor olmaları son derece normaldir. Yakın tarihte zaman yolculuğuna çıktığımızda birçok üstadı bir arada görebiliyoruz.Öyle değerli ustalardı ki onlar, günümüzü aydınlattılar, ışığımız, yol gösterenimiz oldular.

İçinde bulunduğumuz dönemi incelediğimizde ise, 21. yüzyıl edebiyatının hâlâ gelişmeye ve ilerlemeye muhtaç olduğunu görmekteyiz…

**************************************************************

Öyle bereketli bir coğrafya ki bu, nice aydına ev sahipliği yaptı. Ne büyük bir mutluluktur ki bu, dünyadaki kitap okuma oranının azalmasına rağmen geçmişindeki başyapıtlara sahip çıkan bir kitle hala mevcut.

Geçmiş, şimdiden daha güzel geliyor. 1940’lı yıllarda olup Sait Faik’i ve Orhan Veli’yi dönemlerinde okumak, 1950’li yıllara şahitlik edip İnce Memed’in ortaya çıkışını görmek, kitabın devamını okumak için yıllarca hasretle beklemek isterdim. 

Geçmiş, şimdiden çok daha güzel geliyor, bu artık kuşkusuz. Öylesine çok şey var ki, bunun belli bir kısmını idrak edebilmek için bir ömür gerek. Bu ömür öyle güzel bağışlanır ki bu hazineye, gelecek nesiller de diyebilsin demeye; ‘‘Geçmiş, şimdiden çok daha güzel geliyor’’…