Erkek kardeşlerin ikisi de babalarından kalma çiftlikte çalışırlardı. Kardeşlerden biri evliydi ve çok çocuğu vardı.

Diğeri ise bekârdı...

Her günün sonunda iki erkek kardeş ürünlerini ve kârlarını eşit olarak bölüşürlerdi.

Günün birinde bekâr kardeş kendi kendine;

Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil” dedi, “Ben yalnızım ve pek fazla gereksinimim yok.” diye düşündü.

Böylelikle, her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin evindeki tahıl deposuna götürmeye başladı.
Bu arada evli olan kardeş, kendi kendine;

Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil, üstelik ben evliyim, bir eşim ve çocuklarım var ve yaşlandığım zaman onlar bana bakabilirler. Oysa kardeşimin kimsesi yok, yaşlandığı zaman hiç kimsesi yok bakacak.” diyordu.

Böylece evli olan kardeş her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başladı.

İki erkek de yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamadılar, çünkü her ikisinin de deposundaki tahılın miktarı hiç değişmiyordu.

Sonra, bir gece iki kardeş gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken karşılaştılar.

O anda olan biteni anladılar...

Çuvallarını yere bırakıp birbirlerini sarıldılar, kucaklaştılar...

(KozanBilgi.Net’ten alıntıdır...)

 

Kıssadan Hisse:

Yaşamda en yüce mutluluk, sevildiğimize inanmaktır.

İnancımızın ve insani değenlerimizin bizlere öğrettiği ve aşıladığı en önemli mesajlarından biride paylaşmak olgusu ve duygusudur.

Birlik olup bir arada olmanın ve dayanışmanın eyleme dönüşmüş halidir paylaşmak.

 

Kalpten kalbe kurulan bir gönül köprüsü, yüzleri güldüren kocaman bir kucaklaşmadır paylaşmak.

Her insan hayatta mutlu olmayı arzular.

Fakat mutluluğu 'almakla' kazanacağımızı düşünürsek yanılırız. Mutluluk 'vermekle' ilgilidir...

Kişi zamanını, maddi varlıklarını, olumlu ve yapıcı duygu ve düşüncelerini sevdiklerine, yakınlarına, hemcinslerine hatta tüm canlılara verebildiği sürece kendini daha mutlu hisseder.

Yani mutluluk paylaşmaktır.

Varlığı ve yokluğu...

 "Yaşamın amacı, insanı olgunlaştıran erdemdir" denilir.

 Paylaşma; sosyal yaşamda bizlere bencil olmamayı, empati kurmayı, yardımlaşmayı öğretir.

Bencillik; Paylaşmayı sevmeyen, çıkarı olmadan ilişkide bulunmayan, karşılıksız vermeyen, gereksinimi olana vermeyen durumundadır.

Bencil insanı sahip olduklarıyla gururlandırır ve kendi kendine yeteceğini zanneder.

Aslında bu geçici olan bir şeye bel bağlamaktır.

Çünkü her insanın daha doğrusu her canlının önünde mutlaka ölüm vardır.

İnsanoğlunun elinde bugün için var olan mal, mülk veya önemli makamların yarın elinden kaçmayacağını kim temin edebilir?

Nice varsıllar zamanla yoksulluğa düşmediler mi?

Nice sapasağlam insanlar zamanla sağlıklarını yitirmediler mi?

Yahut birer engelli durumuna düşmediler mi?

Ecel, verileni almadan önce, verilmesi gereken her şeyi vermek gerekir.” der Mevlâna tüm bilgeliğiyle.

Bu dünyadaki tüm nimetlerin, aslen sahibi değil emanetçisi olduğumuzu, bu dünyada yalnızca kiracı olduğumuzu hatırlatır bizlere.

Bu kuş misali ömürlerimizde, önemli olan yalnızca paylaşmaktır, tüm varlıkların Yüce Yaratıcı’ya ait olduğunun bilinci ile.