Dünkü yazının devamı…

Öncelikle devlet olarak köylümüze daha iyi bir geçim ve refah seviyesini yakalayabilmesinin çarelerini şöyle sıralayabiliriz.

1-) Devlet öncelikle köylü ve çiftçi aleyhine olabilecek düzenlemeleri, kanun ve mevzuatı tekrar gözden geçirmeli veya yürürlükten kaldırmalıdır. Bugün çiftçimizin dertlerine derman olması amacıyla çıkarılan tüm kanunlar ve düzenlemeler, köyü ve köylüyü bilmeden, tanımadan, masa başında birkaç bürokratın hazırladığı düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler içinde köylü ve çiftçi yoktur. Ama çıkarılan yasalar sözde köylünün dertlerine çare olacak. Ben yaptım oldu mantığı ile çıkarılan kanunlar, zamanla üretimin ve köylünün sermayesinin de sonunu getirdi. Örneğin Haller Kanunu, köylünün malını değerlendirmek ve çiftçimizi desteklemek amacıyla çıkarıldı. Ama işleyişini ve organlarının oluşturulmasına bakarsanız, tamamen belediyelere kaynak aktarmak için çıkarıldığını görürüz. Yasanın amacı çiftçi ve köylüyü korumak olmadığı içinde organlarında bilfiil çiftçilik yapan kimseler yoktur. En basitinden, üretici ile kabzımal dediğimiz kesim arasındaki anlaşmazlıkların çözümünü yapan ve verdiği 50 bin TL’ye kadar olan karar ilam hükmünde olan Hal Hakem heyeti altı kişiden oluşur, ama onun sadece bir kişisi ziraatçıdır. O da belki şehir merkezinde yaşayan, çiftçilikten anlamayan bir ziraatçıdır. Diğer üyelerin tamamı belediyeler tarafından tayin edilen elemanlardır. 

Hallerdeki işleyiş mekanizması da ayrı bir dert… Üreticiyi en fazla mağdur eden de bu. Zira üretici malını haldeki bir komisyoncuya teslim ettiğinde, malının değerini, eline geçecek paranın miktarını bilmez. Artık üreticinin alın terinin değeri komisyoncunun insafına kalmıştır. Komisyoncu üreticinin malını istediği fiyata satar, içinden yasada belirlenen komisyonu kestikten sonra kalan parayı üreticiye öder. Komisyoncunun bu ilişki de hiçbir sorumluluğu yoktur. Gerekirse üreticiye malın satılmadı çürüdü deyip de, üreticiyi beş parasız gönderebilir. Bu bakımdan Türkiye genelinde, hallerdeki işyerlerinin % 80’i komisyoncu tabir edilen kişilerin elindedir. Bunlar hiç sermaye koymadan büyük paralar kazanırlar. Çoğu da iktidarların adamları ve yandaşlarıdır.

TÜİK’in 2012 verilerine göre Türkiye genelinde hallerde 11.303 işyeri vardır. Bu işyerlerinin 9.444’ü komisyoncu, 1.859’u tüccar ve 586 adedi de üretici birlikleridir. Bu verilere göre Türk köylüsü, Türk üreticisi ve dolayısı ile tüketicilerin geleceği komisyoncuların insafına terk edilmiştir.

Hal yasası, tarla ile pazar arasında en büyük engeldir. Bu yasa gereği köylü malını direk olarak semt pazarlarına arz edememektedir. Dolayısı ile bu düzen de tarla ile pazar arasındaki aracılar zinciri oluşmakta ve bu zincirin halkaları, üreticinin malı üzerinde istedikleri gibi fiyat politikası oluşturmaktadırlar. Tarlada 1 TL olan ürünün, pazarda tüketiciye 5 TL olarak yansımasının sebeplerinden biriside bu aracılardır. Köylü, en az altı ay veya bir yıl çalışır, çabalar, ailesinin emeğini ortaya koyar. Zirai aletleri ile bilfiil çalışır, gübresini, ilacına, tohumuna mazotuna dünyanın parasını vererek ürettiği bir malı elinden 1 TL’ye çıkarır, lakin bugünkü düzen sayesinde aracılar hiçbir üretim gücü kullanmadan köylünün üzerinden üç dört misli para kazanır. Bu taksimata görünürde kimse rıza göstermez ama adaletin tesisi içinde yetkililerin hiçbiri önlem almaz. Hep üreticinin gönlünü okşayacak demeçlerle, sadece oyalamaya yönelik gönül alma politikaları izlerler. Öncelikle üretici ve tüketici arasında fiyatlarda bir saadet zinciri oluşturulmak isteniyorsa, aracıların kaldırılmasına dair yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Pazar ekonomisinde aracıların saadet zincirleri kesilmelidir. Evet, bazılarımız bu aracıların gerekliliğini savunabilirler, ama bugüne kadar ki uygulamalarda, hep aracıların köylü üzerinden olağanüstü kazandığı, köylünün ise devamlı aracı kesimin elinde oyuncak olduğu bir gerçektir. Devletin bugün uyguladığı üretici-pazar ilişkileri ağı içinde aracılar doyumsuz para kazanma hırslarına gem vurmazsa, yarın köylü üretmez ve elindeki ve avuncundakini satar da kendi kabuğuna çekilirse, o zaman aracılar da satacak bir şeyler bulamazlar. Bu takdirde durum daha da vahim bir hal alır. Yetkililer öncelikle üreticiyi tüketici ile buluşturmalıdır. Yine 2012 TÜİK verilerine göre Türkiye’de köylü ürettiği ürünün ancak % 5’ini direkt olarak pazarlarda tüketiciye sunabilmektedir. % 95’inin kaymağı da aracı kesimin cebine girmektedir. Aslında, devlet pazar yerlerinde kalite ve fiyat yönünden bir iyileştirme yapmak istiyorsa, yapacağı tek şey, köylünün tarlasında ürettiği malları, kentlerdeki semt pazarlarına bizzat sevk ederek satmasının önündeki engelleri kaldırması yeter. O zaman hem köylü kazanacak ve hem de tüketici kaliteli mal yiyecektir.

Devam edecek…