Dünkü yazının devamı…

Bilindiği gibi arzın belli bir derinlikten altı, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Toprağın yüzeyi özel mülkiyete konu olabilmekte ve tasarrufu kişi ve kuruluşlara yasalarla bırakılabilmektedir. Fakat yer altı suları kanunu gereği, toprağın altı tamamen devlete aittir. Bu itibarla yeraltından çıkan sular kimin tarlasından çıkarsa çıksın devletin malıdır. Gerek sulama ve gerekse de içmek amacıyla toprağa sondaj vuracağım dersen bu yasa gereği, gerekli izin ve ruhsatları almak zorundasın. Mevzuata uygun olarak, tarla sulamak amacıyla büyük masraflar ederek 100-150 metreden çıkardığın suyu kendin istediğin gibi ve istediğin miktarda da kullanamazsın. Kanun gereği kullandığın suyun bedelini de az veya çok devlete ödemek zorundasın. Yani devlet senin tarlandan çıkardığın suyun da, hiçbir masraf yapmasa da sahibidir. Hatta yer altı suları da kanun değişikliğinden önce çıkarılan derin kuyularda, bu yasa kapsamına alınmış ve bildirim mecburiyeti getirilmiştir. Devlet çiftçiye ve köylüye bir iyilik yapmak istiyorsa, öncelikle küçük çiftçiyi bu bürokrasiden muaf tutmalıdır. Gerek yer altı ve gerekse baraj sulama maliyetlerini en alt seviyeye indirmeli, sadece işletme giderlerini almalıdır.

  3-)Devlet tarafından kurulmuş üniversite ve yüksekokulların ziraat ve tarım konularında tedrisat yapan üniversite yüksekokul ve okul seviyesinde öğrenim veren kurumlarda, üretim ve uygulamaya dayalı bir eğitim verilmelidir. Ağacı, bitkiyi sebzeyi ve tarlayı kitap üzerinden okuyarak mezun olanlar elbette ki, yarın, il ve ilçe tarım müdürlüklerine geldikleri zaman masa başı elemanı olmaktan öte geçemiyor. Tarlayı ve toprağı masa başından yönetmeye çalışıyor. Bugün ziraat ve hayvancılıkla ilgili eğitim veren üniversitelerimizde, üretime dayalı bir model uygulanmadığı için, okulu bitirip sorumlu mevkiye getirilen bir ziraat mühendisi tarla bitkilerinin çoğunun adını, nerede ve nasıl yetiştiğini dahi bilmiyor. Ziraat bir uygulama işidir. Masa başı mesleği değildir. Önce tohumu bitkiyi sen yetiştirecek ve daha sonra da çiftçiye öğreteceksin. Bugünkü üniversiteyi bitiren ve daha sonra tarım müdürlüklerinde görev alanların çoğu hastalıklara karşı hangi ilaçların kullanılacağını üretici köylüden öğreniyor. Onun içindir ki her ilde ziraat fakültelerimiz, yüksekokul ve meslek liseleri  olduğu halde, bu fakültelerde isimlerinin önünde bir sürü prof, doçent, Dr. gibi akademik unvanlı bir sürü öğretim görevlimiz olduğu halde, piyasadan alıp yediğimiz elmalarımız golden, starking, granysmit vs. gibi yabancı ithal tohumların ürünü. Portakalımız hakeza washington, yafa gibi yabancı menşeli. Kendi köylümüzün geleneksel ürünleri amasya elması, ferik elması vs. gibi ürünlerimiz piyasadan çekilmiş vaziyette. Tohumlarımızın % 70’den fazlası Hollanda, İsrail gibi küçücük devletlere bağlanmış. Allah muhafaza bu devletler bize ürettikleri tohumları vermemek gibi bir karar alırlarsa, Türk çiftçisi ziraat yapmaz bir hale gelir. Maalesef bizdeki eğitim sisteminin her konudaki hali pürmelali pek iç acıcı değil… Bu eğitim sistemi ile ne Türk köylüsü ve ne de Türk insanı kalkınamaz.

Devlete bağlı olarak il ve ilçelerimizde tarım müdürlükleri kurulmuştur. Bu müdürlüklerin bünyesinde büyüklüğüne göre onlarca veya yüzlerce, ziraat mühendisi, teknisyeni, veterinerler ve yardımcı elemanları vardır. Bugünkü sistemde devlet yapısı içinde bu kadar insan gücü ziraatla alakası olmayan şehir merkezlerinde toplanmış atıl bir şekilde masa başı memurluğu yapmaktadırlar. Bütün bu personelin üretime yönlendirilmesi gerekir. Masa başında sıcak koltuklarda üretim mümkün olmadığından, devlet yeni tarım politikası hazırlayarak uygulamalı tarıma geçmelidir. Önce her ilçede pilot dediğimiz toprak ve ürün çeşitliliği açısından birbirine yakın köyler tespit edilmeli. Merkez olarak seçilen bu köyde tarımsal üretimin önce alt yapısı, bina, araç ve gereçleri temin edildikten sonra duruma göre dört beş köyü tarımsal üretim merkezi olarak bu köye bağlamalı, sonra da devlet il ve ilçelerde bulunan ziraat mühendisi başta olmak üzere, emrine veteriner, teknisyen yardımcı personel ve büro elemanı verip, bilgisayar ve aracını da verdikten sonra köyde konuşlandırmalıdır. Bu ekip kendine bağlı köylerdeki taşınmazların tüm tapu bilgilerini bilgisayara yüklemeli ve sezon başında ve sonunda kim hangi mahsulünü tarlasına ekiyor veya dikiyorsa bilgisayara yüklemeli. Gerektiğinde bu ekip araziyi dolaşarak, toprak örneklerini almalı, laboratuvarlara göndermeli, tahlil sonuçlarına göre de hangi tarlaya ne ürün ekilirse daha ekonomik ve verimli olur. Buna dair bilgilerini köylü ile paylaşmalı. Ürünün yetiştirilmesi esnasında, çiftçiden gelen hastalık ve şikayetleri alarak bizzat hastalığı yerinde tarlasında teşhis etmeli, bilgisi yetmiyorsa daha üst mercilerden yardım almalıdır. Ziraatçının tarlasına gübresini, ilacını vs. gibi üretim girdilerinde de yol göstermeli akıl vermelidir. Böylece köylü ve devlet kademesi bizzat sorunları yerinde ve birlikte çözerek, üretimin rantabl hale getirilmesi yollarının önü açılmış ve birlikte üretim mekanizması harekete geçirilmelidir.

Devam edecek…