Tık, tık, tık…

– Kim o?

– Hazırlan gidiyoruz.

– Sen kimsin? Nereye gidiyoruz?

– Sıran geldi. Gerçek evine gidiyoruz.

– Gerçek ev mi? Sen! Yoksa sen O musun?

– Evet. Hadi gidelim.

– Dur bir dakika… Bir sürü yarım işim var, tamamlamam gerek.

– İş yarım kalmaz. Birileri tamamlar onları. Oyalanma artık.

– Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalaşsaydım.

– Sen olmadan da büyürler onlar, hadi gidiyoruz, bekliyorlar.

– Bekliyorlar mı? Onlar da kim?

– Gidince görürsün.

– Anladım. Anladım ama kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim, alacaklarım, borçlarım var.

Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum, bir süre daha.

– Bunu zamanında düşünseydin!

– Zamanında mı? İyi de ben daha zamanım var sanıyordum.

– Hepiniz aynısınız... Zaman dediğin, içinde bulunduğun an... Bunun ötesi yok.
– Ahh Keşke, keşke..!

– Keşkesi, meşkesi yok bunun. Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın. Üstündeki üniformanın sorumlulukları var…

Yerine getirmedin, bunun için zamanın vardı…

Yapacağı, söyleyeceği hiçbir şey kalmamıştı, umarsızca gözlerini aşağı indirdi.

Ama bir şans daha doğmuştu…!

– Bu sana bir uyarıydı. Şimdi gitmiyoruz… Ama her an gidebiliriz, hazır ol…

Bir kez daha geldiğimde önünde umut, arkanda pişmanlık olmasın!..

Kıssadan Hisse:

İnsanoğlu hiç ölmeyeceğini düşünür...

Hatta ölüm korkusu diye bir şeyi aklımıza dahi getirmek istemiyor kimimiz.

Gömmüş havsalasının derinliklerine bir yere onu, ne hatırlamak istiyor ne de yüzleşmek istiyor bu gerçekle.

Oysa ”Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” diyor Peygamberimiz (S.A.S)

Bu hadis, dünya için olsun, ahiret için olsun, yapılacak işlerin ciddiyetle ele alınması gerektiğine işaret etmektedir.

Yarın ölecek olan insan, bütün dünyevi işlerini unutur ve samimi ve ciddi bir şekilde ahiretine yönelir.

Hiç ölmeyecek olan insan da, yapacağı işlerin ileride sonsuz yıllar boyu kendine yararlı olabilmesi için yaptığını, sağlam ve dayanıklı, güzel yapması gerektiğini düşünür.

Bu yönüyle bu hadis hem dünya hem de ahiret işlerini, özenle yapmak gerektiğine dikkat çekiyor.

Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için” çalışmak gerektiğini söyleyerek, dünyaya aşırı derecede dalıp, ahireti unutanlara, hadisin ikinci kısmı olan yarın ölecekmiş gibi ahretine çalış cümlesini hiç unutmamamız gerekiyor.

“İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, “Rabbimiz! Bize (nasibimizi) dünyada ver.” derler; böyle kimseler için ahirette bir nasip yoktur. Onlardan öyle kimseler de vardır ki, 'Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik, Ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından muhafaza eyle.' derler.” buyuruyor Yüce Yaratanımız.(Bakara, 2/200-202)

Yani yaşamın tadını çıkararak, ölümden korkmadan ama onu hazır olarak, cesur kararlarla yaşamı sürdürerek yaşamak işin aslı…

Zamana anlam katarak ve onu renkli kılarak yaşamı anlamlı kılmaktır işin gerçeği.
Çoğumuz şikâyet ederiz, 'hayat neden bu kadar rutin? Diye.

Neden ben de herkes gibi mutlu olamıyorum?' deriz.

Oysa hepimizin eline altın fırsatlar geçer yaşamımızda, gücümüz vardır ama biraz korkarak, biraz endişe duyarak fırsatları kaçırırız.

Eğer gücümüz yettiğince yaşama bir şeyler katarsak, hem kendimiz hem de çevremiz için dünya ufak da olsa daha anlam kazanmaz mı?