Seherde gördüğüm rüya o gece “Allah’ım, İslâm’ı kâfirler üzerine kuvvetli kıl! İslam’a nusret ihsan eyle!” diye sabaha kadar tazarru ve niyaz eyledim. Seher vaktinde uyku ile uyanıklık arasında şunu gördüm: “Yattığımız limanın yalı kenarında sanki karada birçok ufacık serdin balığı çıkmış. Amma ol ufacık serdin balıklarının içinde iki tane karnıyarık balık vardı. Bunları seyreder dururken, bir şahıs bir al ata binmiş doludizgin yanıma geldi, atın başını çekip durdu. Bir peştamal dolusu ufacık balığı elime verip “Al bunu ya Hayreddin! Halife-i rûy-i zemin olan Şevketlü Sultan Süleyman’a peşkeş ver” dedi. Sonra çıkarıp elime bir rik'a vererek kayboldu. Ben de rik'ayı açıp baktım. Gördüm ki, beyaz kâğıt üzerine yeşil hat ile “Nasrun min Allahi ve fethun karib ve beşşiril mü'minîne yâ Muhammed”  deyu yazılmış. Bunu okuyup yüzüme gözüme sürdüm.

“Sana hamd ve şükürler olsun ya Rabbi!” diyerek uykudan uyandım.
Rüyayı kendim tabir ettim:
“İnşallah ol ufacık balıklar kâfir donanmasını fırkateleri ve sandallarıdır. Erzak ve ganimetlerle İslâm askerinin tok doyum olacağına işarettir. Karnıyarık balıklar ise kâfirlerin kadırgalarıdır. Gâib bilinmez ama içinde olan kâfirleri firar etmiş olmalı. Padişah-ı âlem-penah hazretlerine peşkeş ver dediği peştamal dolusu ufacık balık, inşallah yakında Boğdan'ın fetih haberi geleceğine işarettir. Çünkü şimdilerde Padişah-ı âlem-i penah Boğdan üzerine gitmiştir. İçinde nusret âyeteri yazılı olan rik'a ise, İnşallah, Allah'ın yardımı, Peygamber'in mucizesi, enbiyaların himmeti ile düşmana mansur ve muzaffer olmamıza işarettir” diyerek hamd ü senalar ettim. Baktım ki nusret rüzgârı içerden dönmeye başladı. O zaman: “Bismillah, tevekkeltü alellah, niyeti gaza, kasdı kâfir!” diyerek mübarek bir saatte salpa eyleyip, bâdbanlan döküp, pupa rüzgârla fecir vaktinde seksen pare gemi olmak üzere kâfir donanmasının üzerine hücum ettim.

Preveze Savaşı

Kâfir donanmasının ise o gece üzerine bir pus çöktü ki, birbirlerini
görmez oldular. Benim limandan çıkacağımı ise hiç zannetmiyorlardı.

Barbaroşo bizden korktu, gayri limandan taşra çıkmaz” derlerdi.
Zira kâfirler gelip oraya lenger-endâz olalı üç gün olmuştu. Bizden
bir hareket görmediklerinden böyle kanaat getirmişlerdi. Amma, düşman düşmanın halinden bilmez, demişler. Bizim yattığımız Preveze Limanı’ndan öyle olur olmaz rüzgâr ile çıkılmaz idi.
O sebepten çıkışı rüzgârın içerden eseceği bir mübarek saate tehir
etmiş idim. Seksen pârelik donanmamı üç bölüm ettim. Tembih ettim ki:

“Bizim gemi alayı kâfirin alayına karşı olsun. Bizim firkate alayı
firkate alayına, kalite alayı kâfirin kalite alayına mukabil olsun!”
Böylece taksim edip at başı beraber İslâm donanması kâfir donanmasının üzerine gitmekte olduk.
Amma kâfirler karanlık pus'un içinde, demir üzerinde kendi havalarında yatırlar idi. Bizi ardımızdan sürüp, oraya getiren nusret rüzgârı, varıp kâfir donanmasının üzerindeki pusu da dağıttı. Kâfirler gördüler ki, İslâm donanması üzerlerine bindirip varır. O zaman, kâfirlerin içinde, bir ana baba günü bir şaşkınlık, bir rublya koptu ki, demek olmaz!

1538 senesinin eylül ayının 28. günü kopan bu deniz harbi yani günümüzden 483 sene sonra ve de günümüzde Akdeniz’in Kılıçları adı alarak milletimizin, TV’den filme konu olan diziyi seyrederken o dönemin heyecanını duyarak seyir edişimizin, üzülen ve sevinenleri olarak fakir bendenizde Akdeniz’i Türk gölü yapan müthiş denizcilerimizi ve muhteşem devir, Kanuni Sultan Süleyman döneminin denizcilerinin, muhteşem zaferinin şehitlerini rahmetle yad eder, ruhları şad olsun derim.

Fiemanillah.