Zamanın birinde adamın birisinin eşeği yolda çamura batmış.

Oldukça sulak olan araziden eşeğini bir türlü çıkaramayan gariban köylü, öfkeyle hem eşeğe hem Padişaha sövmeye başlar.

Tam o sırada büyük bir rastlantıyla oradan geçmekte olan Padişah, köylünün söylediklerini duyar.

Padişahın çevresindekiler hemen, küfreden kişinin kellesinin vurulması gerektiğini söyleseler de Padişah onlara kulak asmaz ve içinden;
Ne ister ki benden? Ben mi batırdım eşeğini çamura? Hele bir soralım’ der.
Köylüyü getirirler padişahın huzuruna, sorar Padişah;

‘Anlat bakalım, nedir bu celalli halin? Ne diye küfredip durursun kudretli Hükümdara?’.

Köylü korkar, terler, sıkılır ve kapanır Padişahın eteğine, af diler, dil döker umarsızca.

Görenler iç geçirirler haline, acırlar, üzülürler.

Ama yine de söylenmeden edemezler;

’Yakındır kellesine veda etmeye’.

Ama öyle olmaz, Padişah, bekledikleri gibi;

Vurun kellesine’ demez.

Ve üstelik affeder bu gariban köylüyü.

Şaşırırlar görenler, nasıl olur da affeder Padişah bu adamı diye. Meraklanmışlar...

Önce sorarlar köylüye;

Niye küfür ediyordun Padişaha, ne anlattın Padişah’a, sonra ne oldu da Padişah seni affetti?

Çok sinirliydim dedim’ der gariban köylü.

Ve sürdürür;

O anda kendime yakışanı yapıyordum’

Peki, nasıl oldu da affetti Padişah seni? diye sorarlar.

Gariban köylü yanıtı bastırır;

O da aynısını yaptı’ der.

Nasıl yani?’ derler.

Yani O da kendisine yakışanı yaptı…’ der.

 

Kıssadan Hisse:

Affetmek; içimizdeki öfkenin ve kızgınlığın artık eskisi kadar ağırlığının kalmadığını fark etmektir.

Bir şeyi iyi ya da kötü olarak görmek yerine her şeyi olduğu gibi, tam bir kabulle görmeye başlamaktır.

Bu anlamda affetmek, aslında insanın kendi kendine yaptığı bir iyiliktir.

Araştırmalara göre, affetmeyi başarabilen kişiler, fiziksel ve ruhsal sağlık anlamında kendilerini daha iyi hissederler.

Ne yaparsak yapalım önce kendimize yakışanı yapalım!

Dilin kemiği yok, başkasının dolduruşuna gelip savrulmayalım!

Birine kızarken de ince eleyip sık dokuyarak ne söyleyeceğimizi bilelim.

Herkes kendine yakışanı yapar, kendine yakıştırdığı şekilde de yaşar.

Tilkiyi ne kadar eğitirseniz eğitin, kümesin önünden geçerken yapması gereken neyse onu yapar!..

Nedenler, koşullar ne olursa olsun, kişi, kendine yakışanı yapar.

Günümüzde makamdan, mevkiinden dolayı ‘büyük dağları ben yarattım’ havasında kendini beğenmiş, kibrinden geçilmeyen yetkili yahut yetkisiz, seçilmiş ya da atanmış kişilerin kendilerine yakışmayan davranışlarına, yaptıklarına tanık olmuyor muyuz?

Mal, mülk, diploma, atanmışlık, seçilmişlik insanları bu kadar değiştirmemeli.

Elimize bir fırsat geçti diye çıkarlarımız için kişiliğimizi, öz değerlerimizi ve hatta kutsallarımızı satmamalıyız.

Kendine yakışanı yapan insan huzurlu olur...

Herkes her şeyi yapmakta özgürdür ama herkes kendine yakışanı yapmalı.

Affetmek bir sanattır ve kişiyi özgürleştirir.

Kuşkusuz affettiğiniz kişiye güvenmek de gerekir.  

Hiçbirimiz bile-bile isteye-isteye hata yapmayız.

Canı acımış insanlar başkalarını acıtırlar.

Affetmenin bizi nasıl olumlu etkilediğini anlamak için önce karşımızdakini affedemediğimiz zamanlar neler yaşıyor olduğumuza bakmakta yarar var.