Tam zaferin Yıldırım’a müteveccih olduğu anda, Kara Ta­tarlar Timur'un ordusunda yer alan Tahiruddin tarafına geçti­ler. Geçmekle de kalmayıp, Osmanlı askerinin üzerine ok at­maya başladılar. Bir şaşkınlık meydana geldiği sırada, Germiyan, Aydın ve Saruhan askeri de
Timur ordusunda bulu­nan beylerin yanına iltihak ediverdiler. İşte bu durum savaşın neticesini değiştirirken, Yıldırım na­mına büyük bir şanssızlığı da beraberinde getiriyordu. Çünkü zaten çok büyük bir fark olan 70 0.000 ile 150.000 arasındaki oran, takriben 30.000 askerinde
gidişiyle kabil-i kıyas ol­maktan çıkmıştı. Çünkü 30.000 asker Yıldırım'ın ordusun­dan ayrılmakla kalmamış, karşı kuvvet tarafından olarak, sal­dırmaya başlamış, bu da yetmiyormuş gibi, düşmanla iç içe bir durum ortaya çıkmıştı.

Şehzade Süleyman durumu görünce, Sadrazam Ali Paşa'ya; “Paşa, ne
yapmak lâzımdır?” diye sordu.

Sadrazam:”Kaçmak selâmettir, gidelim!” diyerek atının başını çe­virince, Şehzade Süleyman Çelebi de ona uyarak, Bursa’ya doğru at sürmeye başladılardı.

Bu şerhten sonra biz yine Fezleke-i Osmaniye'ye avdet edelim: Bayezid Hân; Timurlenk'ten riayet görmüşse de, devletin düştüğü hâl, tebânın uğradığı kırılma, Yiğit padişahın çok ağrına gitti. Akşehir'de ikamete mecbur tutulunca kederi her geçen gün ziyadeleşti ve 44 yaşında olduğu hâlde dağdağay-ı dünyadan el etek çekip, Hakk'ın rahmetine kavuştu. (805h./1403m.)

Timurlenk'in verdiği izin üzerine padişahın cesedi Bursa'ya nakledilip, defn olundu. Sultan Baye zid, heybetli, celâlli, süratle hareket eden, tedbir sahibi kimseydi. Düşman onu ülkenin bir köşesinde sanırken, kendisi 'Burak' misâli ülkenin taa öbür ucundan savlet ile yetişmesi, kendisine Yıldırım lakabı verilmesine sebep olmuştur.

FASL-I HÂMİS-BEŞİNCİ BÖLÜM

Selçuklu devletinin yıkılması esnasın da, Osmanlı hükümeti, Anadolu’da bulunan Beylerbeylerinin hepsinden zayiat görünürken, Mevlây-ı Müteal, bu Âl'i Osman'a zuhurundan beri ihsan eylediği güzel tecelliler icabında, dört muktedir ve tedbiri çok olan hükümdarlar vermişti. Osman Gâzi ile İstiklâliyet elde edilmiş ki, ilk iş mahkeme-i adalet teessüs ettirilmiş, Orhan Gâzi; kanun koymak, nizamı sağlamak, mektep ve medrese kurmak, Hüdavendigâr Murad-ı evvel Avrupa'ya ayak basıp, kolunun kuvvetiyle, hemcivar olanlarında mecâl bırakmayarak, Sultan Bayezid'in dahi uzaktan dâire-i memaliki teşekkül edilmesi, yakınlığıyla Anadolu'da bulunan, başka idareler altında yaşayan, ahaliyi dalgalar hâlinde Osmanlı arazisine gelip, adaletin güzel kanununa sığınarak, Karacaşehir, Bilecik, Yenişehir, İznik ve Bursa Kadılıkları ve medreseleri sıra ile yol aldı. Hemen hemen yüz sene zarfında temeli çok sağlam, bir devlet binası kuruldu.

Şöyle ki: Osmanlı başlangıçta her taraftan bilhassa Sultanönü, Hüdavendigar (Bursa) Sancaklarında çıktı ortaya. Kocaeli, Karesi, Bolu ve Ankara peşinden Biga, Gelibolu, Çirmen, Manastır, Köstendil, Sofya, Niş, Vidin, Silistre, Kütahya, Hamideli havalisi, Üsküp, Aydın,
Saruhan, Manisa, bü tün Karaman, Sivas, Amasya, Sinop, Kangırı, Divriği, Malatya, Tırhala, sancakları birer birer itaat altına alınarak, etrafın zulmünden kaçan reaya, buralara dolup, imâr ederek,bir asır içinde Avrupa ve Asya'da onbeş hükümetlik yer zaptıyla
saltanat-ı Seniyye-i Osmâniyanın temeli atıldı.

Hâtta askerleri 400 atlıdan ibaretken, yüz bine çıktı. Rumların elinde bulunan Kocaeli ve Biga Sancaklarının Hristiyan ahalisinin hepsi, Bursa cihetine çekildi. Bu havalinin şehirleri iki yüz seneden beri harapken, hepsi imâr edilip, yeniden âbad oldu. Bununla beraber belde idaresi, Medrese ve Sikke (para), mahkeme usulünün kurulması, memuriyetin yolları tanzim edilip bir nizama bağlandı. Osman Gâzi, Karahisar ile Yenişehir'de, mesacid, câmi ve medreseler
ve de misafirhaneler yaptırdı. Orhan Gâzi; İznik ve başka yerlerde câmi ve imaret (aşhane) yaptırırken,onun halefleri de, her tarafta mektep, medrese, köprü gibi birçok hayratı ihya ve dışarıdan meşhur ilim ve bilim adamları celbetmeyi, bir çok ilim ve bilimin bu semtlerde
yayılmasını temin ettiler. 1.Murad-ı Hüdavendigâr'ın, Çekirge semtindeki iki katlı Câmii, Annesi Nilüfer Hatun için onun ikametgâhı olan İznik'te eşi bulunamayacak surette yaptırdığı câmi ve medrese, imaret ve hamam hizmete girdiydi.

Rumların elinde bulunan Kocaeli ve Biga sancaklarının hristiyan ahalisinin hepsi Bursa tarafına çekildi. Bu havalinin şehirleri iki yüz seneden beri harapken, hepsi imâr edilip, yeniden âbad oldu. Bununla beraber belde idaresi, Medrese ve Sikke (para), mahkeme
usulünün kurulması, memuriyetin yolları tanzim edilip bir nizama bağlandı. Osman Gâzi Karahisar ile Yenişehir 'de, mesa cid, câmi ve medreseler ve de misafirhaneler yaptırdı.
Orhan Gâzi; İznik ve başka yerlerde câmi ve imaret (aşhane) yaptırırken, onun halefleri de her tarafta mektep, medrese, köprü gibi birçok hayratı ihya ve dışarıdan meşhur ilim ve bilim adamları celbetmeyi, birçok ilim ve bilimin bu semtlerde yayılmasını temin ettiler. Devletin Öşür, mahsulden ve ganimet malından beşte bir olarak vergi verilmesini mukaveleye bağladı. Bu gelirlerle devlet hazinesi tertip olunmuş oldu. Fiemanillah