Türkiye Aralık 1999 Avrupa Konseyi Helsinki Zirvesi’nde adaylığının ilanını takiben Avrupa Birliği (AB) siyasi koşulluluğunun etkisi altına girmişti.

Katılım müzakerelerinin başlaması umudu, bunun için ön koşul olan Kopenhag siyasi ölçütlerini yeterince yerine getirmesinde ve bu amaçla köklü bir reform süreci yaşamasında Türkiye için etkili bir itici güç oluşturmuştu.

Ne ki, bu demokratik dönüşüm süreci 3 Ekim 2005’de katılım müzakerelerinin başlamasıyla sert bir biçimde ivme yitirmiş ve siyasi ölçütlere yönelik reformlar neredeyse durma noktasına gelmişti. Daha sonraları ise bu demokratikleşme süreciningerileme’ olarak tanımlanabilecek kritik bir döneme girdiği görüldü.

Kuşkusuz demokratikleşme Türkiye’de hem hem de dış faktörlerin etkilediği oldukça karmaşık bir süreç olmuştur hep.

Çünkü AB koşulluluğu gibi dış faktörler tek başına bir ülkede demokratik dönüşümü sağlayamazdı zaten.

Dış faktörler belli başlı ülke içi koşulların da elverişli olmasıyla ancak demokratikleşmede önemli bir rol oynayabilirdi.

* * *

Geldiğimiz noktada sürecin yeniden başladığı görülmekte.

Başkan Erdoğan, Türkiye'nin demokratikleşme ve ekonomik kalkınmasında bir adım daha ileri atılmasına yönelik İnsan Hakları Eylem Planı adı altında bir dizi düzenlemeler yapılacağını açıkladı.

Ve bunun vatandaşın cebine de yansıyacak nitelikte olacağına vurgu yaptı…

Açıklanan plana göre uygulama abonelikte güvence bedelinden imar planı izleme sistemine kadar birçok konuda doğrudan vatandaşa yansıyacak gibi görünmekte.

Başkan Erdoğan bunun gerekçesini de; “Hayatın bizatihi kendisinin kesintisiz bir değişim süreci olduğu gerçeği, her alandaki reformları kesintisiz sürdürmemiz gerektiğine işaret ediyor” şeklinde değerlendirmişti.

Gerçekten de açıklanan Eylem Planı AK Parti hükümetlerinin değişim ve reform iradesinin sürdüğünün ve sürdürüleceğinin işareti olsa gerekti.

9 amaç, 50 hedef ve 393 etkinlik içeren iki yıllık bir zaman diliminde uygulanmak üzere hazırlanan planın her maddesinin yaşama geçmesi için gereken adımların kararlılıkla atılacağı vurgusu bu görüşü destekliyordu.

* * *

Ardından da geçtiğimiz hafta ekonomik reform program açıklandı.

Başkan Erdoğan’ın açıkladığı Ekonomik Reform Programına göre; reform paketi ile birçok yeni düzenleme getirileceği vurgulanarak dar gelirli küçük esnafa yönelik bir vergi muafiyeti de yer aldı.

Kuaför, tesisatçı, tamirci, gibi yaklaşık 850 bin esnafın gelir vergisinden muaf tutulacağı ve beyan yükümlülüklerinin de kaldırılacağı açıklandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı "Ekonomi Reform Paketi"ni sıcağı sıcağına değerlendiren kimi ekonomist ve iktisatçılar daha ayrıntıları görmeden paketin reformdan uzak olduğunu ve vaatlerin gerçekçi olmadığını belirtirken, muhalefet de getirileceği açıklanan düzenlemeleri ‘makyaj ve göz boyaması’ olarak değerlendirdi her zaman ki gibi!

İçeriğine bakıldığında bu düzenlemelerin gerçekten bir şeyler getirip-getirmeyeceği kuşkusuz yaşanarak görülecek.

Ancak, salgın döneminde bile yıllık bazda sanayi üretimini en çok artıran G-20 ülkelerinden biri haline gelen Türkiye’nin yeni açıklanan kararlarla, salgının da yavaş-yavaş ortadan kalkmasıyla çok daha iyi bir sürece gireceğini söylemek hiç de yanlış olmaz.