Hava Durumu

Atatürk’ün son 19 Mayısı ve hüzünlü  29 Ekim

Yazının Giriş Tarihi: 20.05.2024 15:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.05.2024 15:15

“ Osmanlı hanedan ve Saltanatı’nın devam ettirilmesine çalışmak, elbette, Türk milletine karşı en büyük kötülüğü yapmaktı. Çünkü millet her türlü fedakârlığı sarf ederek bağımsızlığını sağlasa da Saltanat devam ettiği takdirde , bu bağımsızlığa güvence altına alınmış gözüyle bakılamazdı…”

Kaynak: NUTUK, ss 35-36

Ulu Önder Mustafa Kemal’in Cumhuriyet için söylediği ve büyük nutkunda yer alan cümleler böyle…Günümüzde de bu şiara uyulup, uyulamadığının yorumunu da siz okurlarıma  bırakıyorum . Önceki gün bir kez daha yaşadığımız 19 Mayıs törenlerinin, en azından katılım ve coşku yönünden, yakın geçmiştekilerden daha farklı gördüğümü belirterek, Gazi Mustafa Kemal’in izlediği son 19 Mayıs 1938  törenlerini ve çok arzuladığı halde, hastalığı ağırlaştığı için gidemediği 29 Ekim 1938 gününe dair hüzün dolu hazırlıklara değinmek istedim.Ankara'da 19 Mayıs 1938'de düzenlenen etkinlikler, Atatürk'ün katıldığı son 19 Mayıs kutlaması olur ve bu kutlama Anadolu Ajansı arşivinde detaylı şekilde aynen şöyle yer alır.:

“Bütün şehir daha dünden beri baştan başa bayraklarla bütün caddeler dövizlerle süslenmiş bulunuyordu. Bu sabah saat yedide Atatürk'ün bundan 19 sene evvel 19 Mayıs günü, Samsun'da karaya çıktıkları saatte atılan 21 pare top ile ve yine bu dakikada bütün fabrikaların düdüklerini  çalmak suretiyle başlanmış olan gün fevkalade bir dekor içinde devam edip gitmiştir. Günün en büyük tezahürü Ankara orta ve yüksekokulları ile spor kurumlarının statta yaptıkları spor gösterileri olmuştur..Gençlerin bandolar eşliğinde ana yollardan geçerek alkışlar eşliğinde  Zafer Abidesi'ne çelenk koyulur.Bu tezahürden sonra yürüyüşe devam eden alay, stadyuma geldiği zaman bütün stat, sayısı elli binden fazla tahmin edilen kalabalık bir halk ile dolmuş bulunuyordu".A.A. haberi bundan sonra şöyle devam ediyor:

“Törende Dahiliye Vekili Şükrü Kaya'nın yaptığı konuşmaya da haberlerde yer verildi. Kaya, Türk gençleri ve halkının tarihin dönüm günlerinden en büyüğünü kutladığını belirterek, Atatürk, bu 19 Mayıs gününün Türk gençliğine ve Türk sporculuğuna tahsis edilmesini tensip buyurdular.

Milli bayramlarımız arasına girecek olan bugünü bundan böyle her yıl kutlayacağız. Münasip göreceğinizi tahmin ederek sizin için yapılan bu sahanın adını bu ulu güne izafe etmek istedim. Tasvip ederseniz bundan böyle bu sahanın adı '19 Mayıs Stadyumu' olsun.” Bu önemli konuşmayı Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın yapmış olması, Atatürk’ün sağlığının hiç de iyi olmadığının kanıtı olarak düşünülebilir.

Haberin devamında Ata’nın stadyuma girişi de şöyle veriliyor:

Mektep kızlarımızın idman hareketleri başlamıştır. Bu hareketlerin devamı esnasında bütün stadı saran alkış tufanı içinde Büyük Şef Atatürk, şeref tribününe girmişlerdir. Atatürk burada hazır bulunmakta olan zevata ayrı ayrı iltifatta bulunmuşlar ve Yugoslav Harbiye ve Bahriye Nazırı General Mariç ile de görüşmüşlerdir. Gençlerimizin büyük günlerini canlandıran idman tezahüratının bundan sonraki kısımları Büyük Şef'in huzurunda geçmiştir. Atatürk merasimin sonlarına doğru stattan ayrılırken gelişlerinde olduğu gibi büyük bağlılık tezahüratıyla uğurlanmıştır” Haberde, Ankara Stadı'nda 5 saat süren törenlerin baştan sonuna kadar büyük bir alaka ve sempatiyle takip edildiği bildirilir. Atatürk, bu törenin ardından Hatay meselesiyle alakalı olarak Mersin'e seyahat eder. Atatürk'ün bu son yurt gezisidir.

Kaynak: Anadolu Ajansı

 

Yıl 1938 günlerden 29 Ekim

Cumhuriyet bayramının  XV.( on beşinci) yıldönümü arifelerinde  Atatürk artık sönmektedir ve bunu herkes bilir. Ve onun, o gün nutkunu  Ankara’da, Ankara Hipodromunun şeref tribününde  her yıl olduğu gibi kendi sesinden, o biraz boğukça, fakat bütün memleket  ufuklarına hitap etmek  ister gibi  çınlayan sesi ile bizzat kendisinin okuması için yanıp kavrulduğunu da herkes bilir.

Hatta Ankara Valisi Tandoğan , her ihtimale karşı tertibatını bile almıştır. Gerçi otomobilinin duracağı son noktadan şeref tribününe çıkan yol, birkaç adımlık mesafeden, birkaç merdivenden ibarettir. Ama ne olur ne olmaz, Atatürk’ü bu bir kaç adım ve  bu bir kaç merdiven yorabilir.Onun tribüne yorulmadan çıkabilmesi için  acele bir asansör  bile yaptırılmıştır.Hem belki de nutkunu, her yıl olduğu gibi ayakta okuyamayacaktır. Onun için bu sefer mikrofonun en güçlü, en hassas olanını seçmeli ve kürsünün arkasına öyle görünmez bir koltuk yerleştirmeli ki, o bunun üzerine oturduğu zaman da, gene ayaktaymış gibi dimdik görünsün. İşte bütün bunların hepsi düşünülmüş, hepsi yapılmış hazırlanmıştır.Gerçi bütün bunları yapanlar, Atatürk’ün Ankara Hipodromunun şeref tribününden, Ankara ufuklarını bir daha göremeyeceğini, güçlü bir önsezi ile bilirler. Ama bu uğursuz önseziden kimse kimseye bahsetmez. Yalnız Atatürk sözü edilince biraz donuk, biraz duraklamalı konuşmalar, kısa ve sıkıntılı cümleler ve sonra hemen başka sözlere, başka bahislere geçiş…

İşte hepsi bu kadar... Nitekim daha 1938 Ekim ayından önce artık son ümitler de erimiştir. Ve Dr. Fisenje, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’ya Hükümetin her ihtimali göze alarak ona göre hazırlanmasını söylemiştir. Zaten daha 26 Eylülde ilk komaya girmişti. Her şey onu gösteriyordu ki yeni ve belki son bir komaya doğru gitmektedir. Ankara’da sanki yeniden kendine dönecekti. Ankara’da sanki, Ankara’nın o biraz da haşarı çocuğu olacaktı. Israrları ilk zamanlar:

-Ankara’ya gidelim çocuklar, Ankara’ya gidelim-, diye bir yol hazırlığı isteği şeklinde başladı. Etrafındakilerce bir takım şöyle böyle sözlerle oyalandı. Sonraları bu ısrarlar :- Ankara’ya gidelim, ne olacaksam orada olayım-,

gibi ağlamaklı bir ümitsizlik halini alınca, vakitsiz bir ölüme karşı onun bu şikâyetli isyanları, etrafında ancak bir sessizlik ve gizlenmeye çalışılan göz yaşları yaratıyordu. Türk Milleti vatandaşlarım ! diye  haykırdığı zaman, yalnız meydanların, dağların,  taşların değil, bütün yurt, bütün dünya ufuklarının inlediğine inanılan Atatürk… İşte bu Atatürk, 9 Kasım’da Dolmabahçe  Sarayı’nda  ikinci ve son komaya girdi. 10 Kasım 1938 de ise , saat 9.05’te hayata gözlerini yumdu.Fani Atatürk, artık yoktu…

Kaynak; Şevket Süreyya Aydemir/ ss.1920/İkinci Adam/ 1967

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.