Hava Durumu

Deniz kumu ve midye kabukları

Yazının Giriş Tarihi: 04.06.2024 19:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.06.2024 19:31

Yıl 1999…15 Ağustos Pazar günü iki arkadaşım ile küçük bir Marmara turu yapıyoruz. Bursa’dan Yalova’ya hareket ettik…Oradan da kıyıyı izleyerek devam ediyoruz. Yalova sahillerinde binlerce insan denizin içinde…Bazı reklam tabelalarının çokluğu dikkatimizi çekiyor. Sağımıza bakıyoruz Veli Göçer, biraz gidip yüksek bir yerde yine bir pano ve yine Veli Göçer ofisinin telefonları… Meğer bu kıyı boyunca yapılan binaların neredeyse tümü bu şirketin elinden çıkmış! Bu küçük çevre turu ardından  Kumla’da yazlıkta olan, rahmetli annem ve babama da uğradık. Onlara da bu sahil turunu ve binlerce insanın kumsalda güneşlendiğine ve çok sayıdaki yazlık sitenin büyüklüğünü hayret içinde anlattık. Ertesi gün. Yani pazartesi akşamında her hafta olduğu gibi, futbol ağırlıklı TV programına katıldım ve ilerleyen saatlerde eve gelerek uykuya daldım. Gecenin bir yarısı, önce bir fırtına sesi duyar gibi oldum, ardından  hafif bir çıtırtı ile yatağımdan doğrulduğumda sarsıntı içinde, çatıdan gelen sesleri duydum. Belli ki deprem olmuştu/oluyordu…Kısa süre sonra şaşkınlığım geçince, iki katlı,yığma-kagir evlerden oluşan ve 232 hanenin oturduğu, yıllar önce yapılmış, ama mühendislik hizmeti almış sitemizde tur atmak istedim. Sokakları turluyorum ama kimse yok. Meğer bu korkunç sarsıntıyı bile pek fark edememiş sitenin olgun yaştaki sakinleri…Sonrası malum, yaşadığımız  ve  unutamadığımız “Gölcük Depremi” imiş ve on binlerce insanı kaybettik. İ

ki gün önce gördüğümüz o yazlık siteler ve binlerce sakininin, belki de tamamı can vermişti. Çoğunluğu da Veli Göçer şirketinin elinden çıkmış binalardı yazlıkları... O zaman da hayretle izlemiştik. Enkazdan midye kabukları, deniz kumu bolca çıkmıştı. Bu olayı hatırlama nedenim de birkaç gün önce, ortada ne deprem, ne de bir başka tetikleyici neden olmadan İstanbul’da göçen ve kaçak kısımları da olan binanın enkazındaki deniz kumuydu.Yine ona  takıldım ve 25 yıl öncesine, o Pazar günü ve Salı sabahına gidiverdim. 25 yılda demek ki hiçbir şey yapmamışız binaları güçlendirmek için. Üstelik, “kâr uğruna” insanları canlı olarak tabut gibi binalara mahkum eden aç gözlülerin çok sayıda yenileri türemiş…Veli Göçerler hiç bitmeyecek galiba…Hele bu kamu çaresizliği ve de halkın “bize bir şey olmaz” kaderciliği, bu konuda, yani sağlam bina hamlesinin halktan beklenmesi bizi bu tür felaketlere mahkum ediyor. İstanbul’daki çöken son bina, Kahramanmaraş Depreminde gördüğümüz gibi, yeni yapılmış inşaatların nasıl dayanıksız olduğunu, denetlemenin sadece kağıt üzerinde kaldığı gerçeğini,kolon kemsi gibi tadilatların izlenemediğini çok iyi anlatıyor ve bu tür olayları çok sıradan hale getiriyor. En büyük tehlike bence burada yatıyor. Eğer, binaların güvenliğini sağlayacak çalışmaları, özellikle “Kentsel Dönüşüm” demeyeceğim, çünkü bunu demek için, kamu bu konuda birinci derece sorumluluğu ne zaman alır onu bekliyorum. Yoksa, yüklenicilerin aşırı kazanma hırsı ve deniz kumu aşkı hiç bitmeyecek gibi görünüyor. Unutmadan şunu da eklemeliyim; İstanbul’daki çökme olayının içinden yine, ama düzenli göçmen oldukları kamu tarafından açıklanan kişilerden birinin ölümü çıktı. Diğerlerinin de çaresizlikleri ortaya serildi. Kötü binalar, ucuz işçilik, yani insan sömürüsü işin bir başka yönü. Toplum yapısında çürüme olduğunda, bu düzenli/ düzensiz göçmenler için ancak “ucuz emek” deposu gibi bakan para hırsı ile gözleri dönmüş güruh önlem alınamaz ise,bu kötü gidiş  giderek daha da güçlenecektir.Zonguldak’ta ortaya çıkan, yanık ceset konusunun altından neler çıktığını öğrendik.Bir kez daha hatırlatayım.  Zavallı bir Afgan uyruklu göçmen, belli ki kaçak gelmiş, bir maden ocağında çalışıyor. Ocak göçüyor, altında kalıyor ama yaralı…Para hırsıyla gözü dönen ocak sahipleri tarafından hastaneye götürülmek yerine yakılıyor. Nedeni de ocağın kaçak olduğu ortaya çıkma ihtimali…Üstüne üstlük, ölen işçinin eşi, bir iddiası ile olayın boyutunu değiştiriyor. Çünkü, filmlerde, dizilerde gördüğümüz gibi, maden ocağı sahibinin sanırım çocuğuna böbrek gerekiyor. Patron da Afgan işçiye para vaat ederek böbreğini istiyor ama anlaşma sağlanamıyor. Yani yakma/yakılma işlemi için bir başka neden daha ortaya çıkıyor. Çünkü iddiaya göre, yapılan otopside, yanan adamın bazı içi organlarının kayıp olduğu iddiası yayılıyor. Bu bir iftira mı, yoksa gerçek mi, ispatlandığında ortaya çıkacak. Ama sadece ortaya bu çıkmayacak, ülkemizin çalışma hayatı, değişen insan profili ve doğal olarak  demografik yapısı ile, paraya ve işe muhtaç binlerce göçmenin dramı da anlaşılmış olacak.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.