Hava Durumu

Emekli ve yaşlı kesim neden gündemde ?

Yazının Giriş Tarihi: 28.05.2024 19:26
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.05.2024 19:26

Bir devletin, her anlamda ayakta kalması, yaşlı ve gençler arasındaki dengeye bağlı olduğunu son günlerde, hemen her yorumcu dile getirmeye başladı. Ülkemizdeki  doğurganlık oranı , hane bazında 1,53 e kadar düşmüş. Yani bir aile genelde  bir, en fazla iki çocuktan fazlasını göze alamıyor.Nedeni ise çok basit. Ekonomik ve sosyal sıkıntılar, daha fazlasını yapmayı engelliyor. Uzmanlar eski yılları günümüzle kıyaslayarak, rakamları anlamlandırmaya çalışıyor. Buna karşın, ülke yönetimini elinde bulundurulanlar, TV kanallarında yine “güvenlikçi politikaları”  öne sürerek zaman çalmaya  çalışıyor. Belki de amaçlamadan ortaya çıkan,  yaşlı nüfusun önemli oranda artması, yeni doğumlar olmayınca, ticaret, sanayi ve ülke güvenliğini sağlaması beklenen genç kuşak yeterince gelemiyor. Şu anda bu grup içinde bulunan gençlerin gözü de bir an önce yurt dışına çıkmaya endeksli. Ne var bunda diyebilirsiniz. Muhalefet eleştirse, yakın geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ en az üç çocuk”  mottosuna destek vermiş olacak. Zaten uzu süre sonra Sayın Erdoğan” ben demedim mi en az üç çocuk diye” konuşmaya başladı. Bu sayısal verilerden herkesin çıkaracağı sonuç, özellikle uzmanlar için çok farklı…

Kurban Bayramı’na üç haftadan az bir süre kaldı. Milyonlarca emeklinin gözü ben dahil, TV ekranında….En azından 3 bin liralık ikramiyenin tarihi ile, bayram tatiline denk gelecek aylıkların gününü de merak ediyoruz. Bu merakın içine bir de “acaba” kelimesini ekliyoruz ister istemez…Tasarruf denilirken, emekli sayısı iyice arttı diye yakınılırken, bu endişe boşa değil. Merakım şurada; Ülke yöneticileri acaba doğurganlık oranının çok düşmesinin sonucu olarak neyi görüyor ? Çünkü, bu oran artsa, altı yedi yıl sonra, genç sayısı istihdam için özel sektör veya devletin kapısını çalsa ne olacak? Yetmedi…Böyle giderse, sayısı hızla artan emekli sayısı nedeniyle , maaşlar zamanında ve yeterince nasıl ödenecek ? Genç nüfusun azalması ve mevcutların gitmesi ile “profesyonel askerlik” sistemi bile etkilenmez  mi ? Bir yanda para sıkıntısı, diğer yanda ülke güvenliği endişesi sarmalı…Yıllar önce bu denge, bir önlem almadan sürüp gidiyordu. Krizler sonrası bile, ekonomik zorluklar da kısa sürede aşılınca , yaşam maliyeti de ortalama bir aile için karşılanabilir biçime geliyordu. Şimdi bunu söylemek mümkün mü ?

Emekli dengesi ve tasarruf  önlemleri

Çok değil on beş yıl geri gidelim… “Aktorial denge” denilen bir kavrama göre, iki çalışan, bir emekliyi taşıyabiliyordu. Üstelik eskiden ,özellikle 2 binli yıllarda, emeklinin aylık bağlanma oranı da yüzde yetmişler civarıydı. Bu durumda, hem alınan maaş, hem de enflasyonun düşük seyretmesi ile, mükemmel olmasa da vasat bir yaşama kavuşuyordu her iki kesimde…

Bu güne gelişimizin, bizim bilemediğimiz bir amacı varsa(!)  buna diyecek bir şey yok. Sadece seçimden seçime, memnuniyet ve şikâyetimizi sandıkta gösterebiliriz çünkü... Bu gün ise durum çok farklı ve içinden çıkılmaz durumda…Koskoca  holdinglerin vergi borçları erteleniyor, ya da siliniyor. Bunun üzerine,tasarruf  tedbiri olarak, alay eder gibi, TBMM çatısı altında suyun damacana yerine musluktan içilmesi önlemi alınıyor ! Diğerlerini de saymaya gerek yok örneğin memur servisleri gibi...Kağıt-kalem tasarrufu gibi…Sanki yerli malı haftası hazırlığı yapıyoruz ! Zaten o da unutulmadı mı, anlamını yitirmedi mi ?

Bu durum düzelmez ise ne olabilir ? Bence, bir çok iş kolunda, kayıt dışı ve de düzenli-düzensiz göçmenler tercih edilir/ediliyor. Onları bir bölümü de patronlukta hızla ilerliyor.Bu durumda “aktorial denge” tamamen ortadan kalkar.Vergi gelirleri asansör hızıyla düşer…Özellikle gençlerimizin dış göçü engellenemez ise, sağlık başta olmak üzere, teknoloji ve sanayide tamamen içe dönük ve yetersiz bir ekonomiye kalırız.Güvenilir bir hukuk sisteminin gereğini de unutmayalım.

Sonuç; “ acaba bayram ikramiyesini hangi tarihte  alırız?” cümlesinin bile yerinde yeller esebilir yakın gelecekte! Tek tip saat ücreti, tek tip emekli maaşı, tek millet(!) , pardon, herkese tek tip ortalama ücret uygulaması gelebilir…Ve toplumun yüzde yetmişinin tek derdi, üç öğün yemek yiyebilmesi olabilir. Yani işler hiç de iyiye gitmiyor. Sandıktan, sandığa söz ve gücümüzün yettiğini sandığımız bir anda, bunun da bir işe yaramadığını görebiliriz. Buradan çıkış yolu tam olarak bilinmese de, geçmişteki kötü örneklerden yola çıkarak çözüm bulunabilir. Eski politikacılar bunu bazen dile getiriyor. Siyasetin iki cephesi, böyle zamanlarda bir araya gelerek diyalog sağlanamaz ise, sonuç hep demokrasi kesintisi biçiminde olmuş.Tipik ve belki de hayretle karşılayacağınız bir örnek… Benim gözlemlerim ve bazı uzmanların görüşüne göre de en demokratik Anayasa, sadece bilim insanlarının hazırladığı, siyasetin sadece onay verebildiği 1961 Anayasası’dır. Bu gün henüz, emekli, çalışan işçi ve memur sokağa hak aramak için  çıkabiliyor, etkisi çok olmasa da sendika aracılığı ile patronajla pazarlığa oturabiliyorsa, işte o, vahim ve üzücü, demokrasiyi kökünden koparan  kara lekeli olayın ardından, tam bir tezat ile 27 Mayıs İhtilali sonrası yapılan demokratik anayasasının  sayesindedir. Katılırsınız, katılmazsınız, o da sizin bileceğiniz bir iş…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.