Hava Durumu

Hatay yine şahsi mesele oldu !

Yazının Giriş Tarihi: 07.02.2024 12:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.02.2024 12:58

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan tam altı yıl sonra Hatay şehri anavatana kavuşmuş. “Hatay benim şahsi meselem” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu kadim şehrin önce Fransız buyruğundun kurtulup bir devlet olarak tanınmasını sağlar.Yeni Devlet’in Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen de,  bir süre sonra, gerekli ortamın hazırlanmasının ardından,  Hatay Meclisi’nde alınan bir karar sonucu Türkiye’ye ilhakı gerçekleştirir. Yıl  2024…Bu şehir, yine doksan beş yıl öncesinin sıkıntılarını yaşar bir durumda. Bu kez siyasi çalkantı ve gelişmelerin yanı sıra, emsali görülmemiş bir depremin pençesinden diğer on il gibi kurtulamaması gerçeği de var. Şimdi de, yıkılmış haline rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin en yetkilisi Sayın Cumhurbaşkanı’nın ağzından çıkan cümleler sonucu  bir kez daha yaralı.

“ Merkezi yönetim ile yerel yönetim el ele vermezse o şehre bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Hatay garip kaldı. Hatay mahzun kaldı.” Bu cümleleri, kent  halkının çok önemli bir kısmını derin bir üzüntü içinde bırakmış ki, anma törenleri sırasında bu tepki çok açık görünüyordu.Öte yandan, yeniden aday yapılması ile Hatay’da önemli bir kesim tarafından istenmeyen adam gibi görülen Belediye Başkanı Lütfü Savaş  da aynı tepkiyi gördü. AKP’den ayrılarak 2019 yerel seçimine CHP adayı olarak katılan ve kazanan Savaş’ın durumu şimdi çözülemeyen bir düğümü oluşturdu.Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan,  sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve muhalifler tarafından çarpıtıldığını belirterek, sadece genel ile yerel yönetimlerin uyum içinde çalışması gerektiği konusuna değinmek istediğini öne sürdü ve Hatay konusu daha bir karmaşık hale geldi. Bu arada Büyükşehir Belediye Başkanı  Savaş,  Cumhurbaşkanı’na verdiği yanıtta “ Herkesi kucaklayan, herkese eşit muamele yapan Cumhurbaşkanımız olmalı. Sözleri Hataylıları üzdü” diyerek tepkisini dile getirdiği de basına yansıdı. Cumhurbaşkanı’nın bu cümlelerini, “evet doğru, bu hep böyle olmuyor mu zaten? Ama böyle açık ifade edilmiyor” diye yorumlayanlar da çoğunlukla olacaktır. Ama burada iki önemli nokta var. Birincisi Hatay’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında, büyük önemi olan bir yerleşim ve günümüzde bile Suriye haritası içinde gösterilen bir kent olması. Yani tehlikenin büyüklüğünün yanı sıra, Kurucu Cumhurbaşkanımız Atatürk içinde geçmişte  bu şehrin ve güvenliğinin ve tarihsel konumunun çok özel bir anlamı olması…

Sayın Erdoğan’ın bu sözleri, farklı ve tehlikeli anlamlandırılmalar için çok elverişli. Bu davranış biçimini, ülke böylesine devasa sorunlar ile boğuşurken normal görmek, hiç de doğru olmayacaktır. Dilerim bu açıklamalar, başka  yetkililer tarafından farklı biçimde ve olumlu olarak seslendirilir de sıkıntısız bir seçim dönemi yaşanır Hatay’da...

Özal’dan benzer bir davranış seçim kaybettirmişti

Böyle zamanlarda ve böyle söylemler sarf edildiğinde, eski defterler karıştırılır ve mutlaka benzer bir örnek bulunur. Arşivler hiç yalan söylemez çünkü…

Turgut Özal, 1989 yerel seçimleri öncesi, gazetelere ilan verdirerek “Eli kolu bağlı belediye başkanı ister misiniz?”sloganı ile oy toplamak istemişti. Sonuç, İstanbul’da efsane olan Bedrettin Dalan gibi bir isim bile seçimi kaybederek, koltuğu diğer bazı illerdeki gibi SHP adayına kaptırmıştı. Ardından Kenan Evren’in  7 yıllık Cumhurbaşkanlığı süresi dolunca, Özal aday olmuş ve Çankaya’ya çıkmıştı. Yani “ Benden sonra tufan misali.”  

Bilmem anlatabildim mi ?

Miraç Kandili ve 6 Şubat mesajları karıştı !

Malum üç aylardayız. Miraç Kandili ve deprem anması art arda geldi. Telefon mesajlarını hiç ihmal etmeyen politikacılar, sivil toplum temsilcileri ve dernek başkanları, müthiş bir faaliyet içindeydi bu konuda…Onların büyük bir bölümü, bu iki önemli gün ve gelişmeyi birlikte verirken, bir kısmı da sadece deprem anması ile yetinmişti. Yönünü belli etmeyenler de sadece kandil kutlaması yapabildi. Bu durum belki normal karşılanabilirdi ama, bir takım çekinceler veya ince hesaplar ile binlerce insanın toprak altında oluşu ve bu konularda ciddi bir önlem arayışına girilmemesi bence öne çıkmalıydı. Geçmişte, yani bundan 25-30 yıl önce, cep telefonu zaten ya çok azdı veya hiç yoktu. Kandile dair saygı, ekranlar veya radyolardaki mevlitler dinlenerek gösterilir, bazen kahvehaneler bile kapatılırdı. Hele felaketler için, yanılmıyorsam tüm ülke yas içinde kalır ve elinden geleni en azından yapmak için gayret sarf ederdi. Yani günümüzdeki gibi bir kutuplaşmadan söz edilemezdi aynen Ramazan ve oruçlu günlerdeki gibi… Dini vecibeleri yerine getiren veya getirmeyen gözle görülür bir ayrılık içinde değildi. Herkes birbirine saygılıydı. Ama günümüzde bu konu  ve ayrılış kesin çizgilerle belirtiliyor. Bunları yazarken aklıma bir büyüğümüzün ilginç bir cümlesi geldi. Bursaspor’un  ve Türkiye’nin ilk tribün liderlerinden ya da “amigosu”  diyelim Yaşar Genç, taraftardan istediği gibi bir katılım ve tezahürat görmeyince kızar ve söylenirdi:

“Biri zurna derken, öteki kurna diyor. Bu ne biçim iştir.?”

Felaketsiz günler ve de birlik içinde bir toplum görmek arzusu ile…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.