Hava Durumu

Yaşadığım bir Çankaya ziyareti

Yazının Giriş Tarihi: 24.04.2023 15:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.04.2023 15:30

Hareketli günler ve farklı duyguların ardından tek bir hedefe kilitlenmek üzereyiz. Yani seçime…Onun varlığına hiçbir güç, tek bir olay ki buna felaket de dahil, dayanamıyor. Öyle cazip ve elzem bir şey bu seçim…

Hele 14 Mayıs’taki sandık görevimiz sonunda, klasik söylemle “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorum. Oysa denklemin çözümü çok basit.

Çok iddialı olan “muhalefet” kazanırsa, 20 yılın ardından hem simalar, hem de yönetim tarzı değişecek. Daha açık biçimde, devlet düzeni baştan aşağıya bir değişime uğrayacak. Bunu ben değil, onların yetkili ağızları söylüyor.

Eğer “iktidar” yine kazanırsa değişecekleri kendimce somutlaştırabilirim. Örneğin son günlerde bir önemli yapının açılışı yapıldı İstanbul’da , yani “Finans Merkezi” diyorum. Hem de, dünyada önemli bir yeri alacağı söylemiyle bir iddia ortaya kondu. Hani değişim dedim ya, acaba bu finans merkezinin içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da olacak mı ? Bankanın adını açık yazma nedenime gelince…Bu kurum dışında hiçbir yerde Cumhuriyet kelimesinin böyle kullanıldığına rastlayamazsınız. Ama Türkiye Cumhuriyeti diye görebilirsiniz. İkisi birbirinden farklı şeyler yani. Öngörüme göre bu önemli kurum İstanbul’a taşınabilir. Ardından bundan da büyük önemi olan ve Cumhuriyetimizin çok önemli bir sembolü de İstanbul’a ayak basabilir!    Tahmin bu ya, sizin de bu konuda farklı düşünceniz olabilir. Devam edeyim… Zaten bu kez tahmin değil, bizzat değişimi anlatacağım. Biliyorsunuz, biliyoruz, ya da bilmiyorsunuz, İktidar’ın ilk yıllarında Cumhurbaşkanlığı Makamı Çankaya Köşkü’nden yeni yapılan görkemli yapı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne taşınmıştı. Yani yeni bir dönemin sembolü olmuştu bu yapı… Şimdi burada duralım; başta da söyledim seçimi muhalefet cephesi kazanırsa en çarpıcı değişim bu konuda yaşanacak. Cumhurbaşkanı, kuruluştan beri yuvası olan Çankaya Köşkü’ne dönecek. Bu kadar değişim tahmini de yeter sanırım… Burada duracak ve onur duyduğum bir Çankaya ziyaretinden ve de o yapının ruhundan söz edeceğim.

Yıl 1997 ve biz gazeteciler Çankaya Köşkü’ndeyiz

Bursa’da kurulan Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. Yılını kutlama programı çerçevesinde, yine ve yeni bir girişim olan Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşu onlarca cemiyet temsilcisinin huzurunda Bursa’da ilan edilecekti. Bir anlamda Anadolu gazeteciliğinin İstanbul’a karşı haklı bir duruşunu simgeleyecek bir gelişme idi. Daha önce Bursa’da kurduğumuz Anadolu Spor Gazetecileri Derneği zaten bu konudaki ilk dik duruşu sergilemişti. Neyse konumuza dönelim. Bursa’daki Gazeteciler Cemiyeti olarak Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den randevu talibimiz oldu. Bir süre sonra tarih ve ziyaret süresi belirlendi. Cemiyet Başkanı Nuri Kolaylı ile yönetim kurulu üyeleri olarak dört kişiden oluşan bir ekiple Çankaya’ya gittik. Doğal olarak çok heyecanlıyız. Kurucu Önder, Cumhuriyet’in ilanından sonra bu sembol binada hükümet etmiş. Yani manevi anlamda çok farklı bir mekanda bulunacağız, heyecanımızda bundan kaynaklı. Asıl anlatmak isteğim de burada gördüklerimiz. Kapı girişinde rutin bir uygulama ve ardından Köşk’e ait bir minibüs ile kabul salonuna doğru yolculuğumuz başladı. Geniş ve yeşil bir bahçenin içinden geçtikten sonra beklemek için, salonun bir köşesine konuşlandık. Bize eşlik eden Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin bir ara saatine baktı  ve “randevu saatini hiç geçirmez, ne oldu acaba, beş dakikayı geçti” dedi. Bir iki dakika sonra, bir kapının açılış sesini duyduk, içerideki konuk da çıktı, doğal olarak bizim tarafa şöyle bir baktı ve başı ile selamladı. Biz de aynı biçimde yanıtladık. Gecikme nedenini de anlamış olduk. Bizi selamlayan konuk Başbakan Mesut Yılmaz’dı. Sonra içeri girdik. Usulen Nazmi Bilgin bizi Cumhurbaşkanı’na tanıttı.Rahmetli Demirel de söze girdi ve devam etti. Biz sadece dinledik. Başkan Kolaylı bir ara fırsatını buldu ve davetimizi hatırlattı. Yanıt “Bir Devlet işi çıkmaz ise gelirim” oldu. Sonra da elimize birer kitap tutuşturdu, içinde görev süresi içinde yapılanlar vardı. Sonra da dışarı çıktık ve “çıt  çıkmayan” bir ortamda deklanşör sesleri ile Cumhurbaşkanı ile fotoğrafımız çekildi. Masal da burada bitti!

Demem o ki, gereksiz korumalı, aşarı şatafattan yoksun, sade anlaşılır biçimde, Türkiye Cumhuriyeti’ni o gün için yöneten iki insanın, insancıl davranışı dışında bu yüce mabetten aklımızda, ya da aklımda kalan tek bir cümle vardı.

Yönetenler de bizim gibi bir insan, yurttaş da herkes gibi Yüce Devlet’in evine ziyarette bulunabilir… Yine de o günü iki kelime ile anlatmadan duramayacağım : Sadelik ve tevazu.

Dünümüz ve günümüz arasındaki farkı bilmem anlatabildim mi ?

 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.