Minik Serçe’nin duygu yüklü şarkısıdır aslında…

“Ah İstanbul, İstanbul olalı, hiç görmedi böyle keder…”

İstanbulspor karşısında da Bursaspor’u seyredenler hayıfla mırıldandı…

Unu elemiş, eleğini asmış Yeşil Beyazlılara hiç alışkın değiliz…

Aynı anda 9 maçtan birisi olmaya alışkın değiliz…

Penaltı noktasına gitmesi gereken hakem tarafından elinin tersiyle itilmesine alışkın değiliz…

Gencecik çocukları rehavetten değil zorunluluktan oynatmak zorunda kalmaya da alışkın değiliz…

Bursaspor tüm alışkanlıklarımızı değiştiriyor gerçekten de… Günden güne başka bir tablonun parçası olan Yeşil Beyazlıların, adını duyurmak isteyenlerin reklam malzemesi olması içimizi kanatıyor.

Çözüm ortağı değil kendinin PR’ını yapmak isteyenlerin son değil ilk durağı artık Bursaspor… Bir an önce ‘bitse de gitsek’ diyenlerin toplanma merkezi gibi oldu…

Teknik heyet ve genç Vakıfköylü çocukları tenzih ederim bu sezon onların annelerinin ak sütü gibi helal olsun… Çünkü onlar bu sancılı sürecin en masum isimleri olarak tarihe kazınacak.

Bıyıkları terlememiş, canını dişine takarak üzerindeki formanın armasına yakışır nitelikte bir şeyler yapmaya çalışıyor genç Vakıfköylüler…

Akranlarıyla maç yaptıktan sonra kurtlar sofrasında kendilerine yer edinebilmek, o tecrübeyi daha da uzun soluklu yaşayabilmek için var olma savaşı veriyorlar…

Her geçen gün eriyor Bursaspor…

Bu kimi ilgilendiriyor, kimin dikkatini çekiyor, kime bir hançer gibi saplanarak acı veriyor bilemem…

Ancak bir yiğit çıkmazsa meydane, arzuladığımız Bursa derbilerini Süper Lig’de değil 2’nci veya 3’ncü ligde yaşayabilme şansımız da son derece yüksek…

Çocuğunu çok sevmesine rağmen ona sevgisini göstermekten aciz bir baba hüviyetinde Timsah…

Bir el atılacak cenaze ağırlığında olmaya başlıyor bu yük…

Ekonomik anlamda atılımlar bir yana kaybolan özgüveni yeniden inşa etmek için bile bir zaman lazım…

Sil baştan başlayacak bir yürek var mı kimsede onu da bilmiyorum, her attığı adım olay olacak, biraz da eli maşalı, dediğim dedik profil mi arıyoruz ki o koltuğa?

Bunun için ilk önce cebi dolu birine ihtiyaç lazım değil mi?

Burak Kapacak’ı, Emirhan Aydoğan’ı veya İsmail Çokçalış’ı tutmak için elimizde ne gibi kozlar var?

Hain yaftasını yapıştırıp gitmelerini engelleyerek iyilik mi edeceğiz camiaya?

Bursa’nın çocukları olduklarını her maç ayrı ayrı ispat eden genç kramponlara hayatı zindan ederek mi gelişimlerine katkıda bulunacağız?

Her maç 11 garantisi verebilme şansımız şu an için var. Tahtanın açılması halinde işe önce bu gençlerin birikmiş emek ve alacaklarını ödeyerek mi yoksa simsarların eline euro veya dolarları sayarak mı başlayacağız?

Bir İstanbulspor mağlubiyeti değil konu, o belki de zincirin son halkası…

İstanbul, İstanbul olalı böyle bir kederi bu sene gördü?

Peki gelecek sene bize güzellikler hatta Süper’likler vaat ediyor mu?

Yoksa siperlikler ardından korku içinde Süper olanları izlemeye mi sunuyor?