Kabala kelimesi, İbranice “almak, kabul etmek” anlamına gelen qibel kelimesinin kökünden gelir. Geleneksel Kabala öğrenimi, bugün olduğunun aksine, herkese açık değildi; Yahudi tarihi boyunca, tam bir Tora ve Talmud öğrenimi almış, 40 yaşın üzerinde evli erkeklere verilirdi. Öğretileri ile baş edecek olgunluğa ulaşmamış kişilerin eline verilmeyecek kadar güçlü bir silah olduğuna inanılırdı. Kabala kelimesi ne Talmud (Yahudi kanunu) kitabında ne de İncil kitaplarında mevcuttur. Sadece Esaret kitabında ve Eyüp (Eyob/ Job) peygamberin kitabında bahsi geçtiği için, bu kelimeye farklı kökler atf edilmiştir. Çoğu zaman, Keldanice'de Q-B-L köklü 'almak/kabul etmek' veya 'duymak' anlamlı kelimeye atf edilir. Bu kökten Q-B-L-CH üremiştir ki 'kabul edilmiş doktrin' anlamına gelir. Kabala kişinin, Tanrı’ya yaklaşmak üzere karakterini mükemmelleştirmeye çalışmasını konu alır. Yahudilikte, dağa tırmanmanın kestirme yolları ve teleferik yoktur. Ruhani dağın doruğuna giden tek yol, her seferinde zahmetli bir adım atmaktan geçer. Dolayısıyla Kabala, Everest Dağı’na tırmanmanın Yahudi ruhaniliğindeki karşılığı şeklinde tanımlanabilir.

Kabala kelimesinden duyduğumuz şey şudur: İnisiyasyon yoluyla yayılan gizli ve mistik hakikatlerin, yüce gerçeklerin bilimi. Bu kelime vasıtasıyla 'Kutsal Yazı'nın derin anlamını veya taşıdığı bilgeliği (intelligencia) ve de kadim Geleneklerin sırlarını çözmeye çalışıyoruz. Demek ki hem kutsal 'Yasa'nın hem Geleneğin bir gizemi var. Bu sırlar Musa peygamberin Sina Dağı'ndan bizzat Tanrı'nın kendi ağzından duyduğu, lakin yazıya dökmeyip sadece söz ve vaaz vasıtasıyla seçilmiş bir elite aktardığı bilgiler ve hakikatlerdir.Elijah Levita yazıtlarından birinde şöyle açıklar: “Kabala, Efendimiz Musa'dan beri insanın insan ağzından aldığı Kanunun ve Peygamberlerin sırlarından oluşur. Spekülatif (ayonith) ve pratik (massith) olarak ikiye ayırılır. Ancak kullanım şekillerini size açıklayamam, günahlarımdan dolayı bu kadim Hikmet'i talim edemedim. Ben bu Azizlerin ilmini ne tanırım ne anlarım.” Bu Azizlerin ilmi… Bilfiil, Kabalistler kendi geleneklerini İncil'de tanımlanan ilk dinsel ve kültürel yaşam biçiminin zuhur ettiği 'Patriarkal dönem'e sürerler. Onlar evrensel olarak gördükleri ilkel vahyi sürdürürler. Ve bu konu hakkında derler ki: Tanrı ilkesel doktrini önce meleklere öğretti. Meleklerin düşüşüne müteakip, sırlar Adem'e aktarıldı. Ve Adem'den Nuh'a, Nuh'tan İbrahim'e, İbrahim'den de Musa'ya nakl edildi. Pir'lerden (patriarch) peygamber'lere ve sırayla bu nakletme işlemi hiç bir zaman askıya uğramadan devam etmiştir. Bu hikaye, haham okulunun aggadic (efsanevi) olarak adlandırdığı biçimde, Yahudi ulsunun hekimlerinin, Kabala vasıtasıyla en baştan alınan doğaüstü iletişimin sözlü aktarımına delalet eder. Bu nedenle Kabala, insanın entelektüel ve duygusal yetilerini uyguladığı Gelenek alanına aittir.

Belki de en iyi bilinen Kabalistik metin, İbranice “aydınlanma” ya da “görkem” anlamına gelen kelimeden türemiş bir terim olan Zohar (İhtişam Kitabı) adını taşır. Bu konuda iki ana teori olsa da, Zohar’ın ne zaman oluşturulduğunu kimse tam olarak bilemiyor. Birinci teoriye göre, 2.000 yıl kadar önce, Romalılardan kaçarak yıllar boyunca bir mağaraya saklanan Şimon bar Yohay adlı bir rabbi tarafından yazılmıştır. Diğerine göre ise Zohar, Moşe de Leon (1240 – 1305 dolayları) adında İspanya Yahudisi bir Tora bilgini ve Kabalacı’nın eseridir. Moşe de Leon, Rabbi Şimon bar Yohay’ın geniş Kabalistik çalışmalarını bulduğunu söylemişse de işin aslından emin olamıyoruz. Herhangi birinin Zohar’ı, muazzam bir ön çalışma yapmadan anlaması neredeyse imkansızdır. Metin, dünyanın nasıl yaratıldığı ya da evrenin nereye gittiği hakkında açık ve özlü bir tanım içermez. Popüler inanç, Zohar’ın “Tanrı dünyayı şu şekilde yarattı…” türünden bir açıklama yaptığı yönünde olsa da, ne yazık ki Zohar’da böyle açık ifadeler yer almaz.

Zohar’ın özgün metni, Yahudilerin 2.000 yıl önce konuştuğu Aramice dilinde yazılmıştır. İster Moşe de Leon tarafından bulunmuş, ister onun tarafından yazılmış olsun, Yahudi geleneğindeki en önemli Kabalistik kitap olmayı sürdürmektedir. Peki Zohar ne içerir? Dünyanın yaratılışını tarif eden Bereşit Kitabı’nın ilk cümlelerinin gerçek anlamı hakkında rehberlik; İbrani alfabesinin mistik yönleri; Tanrı’nın, evren yaratılabilsin diye Kendi içinde bir boşluk yarattığı tsimtsum süreci; ruhun, ölümden sonraki yolculuğu. Zohar’ın her Yahudi evinde bulunması gerektiğini ileri süren kaynaklar olmasına rağmen, dindar Yahudilerin pek azı (düzenli olarak Talmud çalışanlar bile) Zohar’ı ya da diğer Kabalistik yazıları incelemeye vakit ayırır. Yahudiliğin uygulamaya elverişli o kadar çok yönü vardır ki, ezoterik konular, geleneksel görüşte olanların pek ilgisini çekmez. Öte yandan Tora ve Talmud konularında güçlü bir altyapısı olan Yahudiler, Zohar’ı pek dikkate almazlar.

Kabala İnancına göre tanrı sınırsızdır. Ona çeşitli sıfatlar yükleme ve tanımlamaya çalışmak sınırlama anlamına gelir. Tanrı, tanrıdır. Onu hiçbir şekilde sıfatla kıyaslanamaz. Tanrı hem içkin hem de aşkındır. Bu onu hem yakın hem de uzak yapar. Kainattaki her şey yaratıcının bir parçasıdır. Bu yüzden insan da Yaratıcının bir parçası olduğu için ‘Küçük Kainat’ olarak nitelendirilir. Ayn; Kabala’da Tanrı aşkının karşılığıdır. İbranice anlamı ise hiçbir şeydir. Tanrı için kullanıldığı vakit bu kavram ‘var oluşun ötesinde’ anlamına gelir. Yani bir nevi yokluktur. Tanrı Ayn’dir. Mutlak yoktur. 'Ayn Sof' kavramı ise sonu olmayandır. Bu da bir manada mutlak her şeydir. Bu Kabala’da Tanrı, Tanrıyı görmek istedi şeklinde yorumlanır. ‘Ayn Sof or’ ise sonsuz ışıma demektir. Bu da tanrının ilk ve en ilkel halidir. Tanrısal görünümdür. Kabala Ezoterik bir öğretidir İçinde çokça büyü ve tılsım barındırır kabalistlerin amaçlarından biride Tanrı’nın bütün adlarını kapsayan 100. ada ulaşmaktır. Tanrı’ya 100. Adı ile dua edip yalvaran kişi istediği herşeye ulaşır. Tanrı kendi adı “Sabaoth”, yahut “Adonay” veya “Eloai” adlarından birinin harflerini başka türlü karıştırarak kainat ve dünyayı yaratmıştır. Eğer bir insan bu adlardan birini yalnız Tanrı tarafından bilinen bir zamanda ve yine onun tarafından bilinen muayyen bir yerde karıştırıp tesadüfen aynı adı meydana çıkartırsa; Dünya ve kainatın tek efendisi olacaktır.