Dünkü yazının devamı…

Düşünmek lazım. Halk olarak bizim şu anda en büyük sorunumuz veya sorunlarımız nelerdir? Herkes akşam yorgun argın evine gittiğinde sofraya Kanal İstanbul’u koyarsak karnımızı doyurabilir miyiz? Vatandaş olarak cebimizde harcayabileceğimiz fazla paramız varsa;  yapacağımız şey önceliklerimizdir. En fazla neye ihtiyacımız varsa bütçemizi öncelikle, o ihtiyacımıza ayırırız. Akıllı insan önce bunu yapar. Hiç kimse zaruri ihtiyaçları dururken parasını oyuna eğlenceye ayırmaz. Hükümetin eski devlet garantili yap işlet devret modeli yaptığı ve halka da hizmet diye yutturmaya çalıştığı tünellere, köprülere bakarsak, Kanal İstanbul’da aynı proje ve sözleşmeler doğrultusunda yapılacaktır. Öncelikle vatandaş olarak da iktidara şunu sormalıyız. Başka devletlerin gemilerinin geçmek suretiyle sadece onların faydalandığı bir kanala,  kesin olmamakla birlikte 75-80 milyar dolar gibi astronomik bir rakamı harcamak akıllı insanların işi midir?  Bu kadar bir meblağ ile Türkiye’de üretime yönelik, istihdam yaratıcı özellikte on beş yirmi fabrika kurmak yerine, bu parayı betona gömmek akıl kârı mıdır?  Üstelik bu kanaldan sadece yabancılar faydalanacak, belki bu kanalın yapılması veya yapılmaması hususunda birbiriyle kavga edenlerin hiçbiri ömründe bir defa da olsa bu kanaldan geçmeyecektir.

Bir bina veya işyeri yapacağımız zaman akıllı olan insan önce yapacağı işin fizibilitesini çıkarır, inşaat yapacaksa taşınmaz deprem kuşağında mıdır? Toprağı inşaatı kaldıracak durumda mıdır? Bakkal dükkânı bile açacak olsan, önce yakınlar da bu işi yapan var mı, insanlar gelip geçiyor mu, müşteri kapasitesi vs. gibi incelemeleri yapacaksın. Hiç kimse ARGE çalışmasını yapmadan gidip de dağ başına bakkal dükkânı açmaz. Açarsa da üç beş ay sonra sermayeyi kediye yükler, gidersin. Kanal İstanbul kararı alınmadan önce, devletin kurumları gerekli fizibiliteleri yapmış mı yoksa yapmamış mıdır? Kanalın yapım aşamasından başlayarak bitinceye kadar ve bittikten sonra, çevreye olumlu ya da olumsuz etkileri olacak mı? Doğal yaşamı etkileyecek mi? Medyaya yansıdığı gibi yer altı ve yer üstü sularını, baraj veya göller üzerinde etkileri neler olacak, milli savunma yönünden dezavantajları olacak mı? gibi soruların karşılıkları düşünülmüş müdür? Elbette ki bizi idare edenler bütün bunları değerlendirmiş ve ÇET raporlarını almışlardır. Şurası da bir gerçektir ki bizim gibi ülkeler de tek adamın hükümranlığı altındaki devletler de, iktidarın aksine bir ÇET raporu çıkması mümkün değildir. Önceleri iktidarın görüşü aleyhine olup da, sonradan bunun tam tersi olarak düzenlenmiş ÇET raporlarını çok gördük. Hatta iktidarın görüşü doğrultusunda olumsuz ÇET raporu çıkan komisyonların görevden alınarak yerine olumlu rapor tanzim edecek ÇET komisyonlarını da gördük. Siyasi kafalardan bağımsız, çevreye ve olaylara tarafsız ve bilimsel bakacak değerlendirmeleri tamamen özgürce yapacak bir komisyon kuruldu mu? Zannetmiyorum. Çünkü göreve getirildiği ve görevden azilleri siyasi iradenin elinde olan bir kurulun olaylar karşısında tarafsız kalması da düşünülemez.

Hükümetin açıklamalarına bakılırsa, Kanal İstanbul’un faaliyete geçmesi halinde yıllık 8 milyar gibi bir gelir elde edeceğimiz telaffuz ediliyor. 2016 verilerine göre de boğazdan yılda 43 bin gemi seyretmektedir. Yıllık tahmini 8 milyar doları geçen gemi sayısına bölersek, demek ki her gemi Kanal İstanbul’dan geçmesi için bize gemi başına 186 bin dolar ödeyecektir. Üstelik TANAP Projesi bu sene uygulamaya geçtiği ve petrol naklinin de ileri de boru hatları ile yapılacağından, geçecek gemi adedi daha da düşecek, adet düşünce de gemi başına geçiş ücreti 186 bin dolardan 200-250 bin dolarlara çıkacaktır. Hangi akıllı armatör bu kadar meblağı vererek gemisini kanaldan geçirir. Üstelik yanı başında bedava geçilen İSTANBUL BOĞAZI varken.

Devam edecek…